|
Sayfa: 4 / 4 4. Gün: Dönüş ve Urumçi Perşembe sabahı kalkış saatimiz 6.30 çünkü 15.40'daki İli uçağına yetişmek için 7.30'da yola çıkmamız gerek. Hızla kahvaltımızı yaptıktan sonra İlyas'ın şoförlüğünde yola koyuluyoruz. Sınır kapılarında yaklaşık 1.5 saat takılacağımızı hesapladığımız için 11.30'da Çin sınırına ulaşmayı hedefliyoruz. Bu nedenle İlyas'tan ricamız biraz hızlı olması. İlyas bizi getiren Rus şoförden daha hızlı sürüyor, ama yine de yerleşim yerlerine girdiğinde mutlaka yavaşlıyor. Yolun yarısında jip değiştiriyor ve Salı günü bizi getiren Rus şoförün kullandığı jipe geçiyoruz. Vedalaşırken İlyas hala söyleniyor: - Altı da fazla oldu be! Biz burada yaşıyoruz. Onbir buçuk civarında askeri bölge girişine geliyoruz. Jipten inip yine "Volga görünümlü Lada'lardan" birine yöneliyoruz. Bu kez hesap biraz değişik: Adam başı 200 tenge! Ne yapalım, başka seçeneğimiz yok. Tamam diyip biniyoruz. Ancak yolun yarısında, gelirken farketmediğimiz başka bir kontrol noktası daha olduğunu görüyoruz. Tekrar pasaport kontrolu yaptırdıktan sonra şoförümüz, araba değiştirmemiz gerektiğini söylüyor. Sınır kapısının olduğu yere kadar başka bir minübüse binmek durumundayız. - Tekrar para verecek miyiz? - Tabii ki. - Ne kadar? - Adambaşı 200 tenge. - !!!!!!!. Bu sıcakta, uçağı kaçırma riski de varken birkaç dolar için 200 metre yürümeye hiç niyetimiz yok. Kapısı kapanmayan minibüse biniyor ve gümrük binasında iniyoruz. Böylece, Kazakistan'a girerken adambaşı 50 tenge verdiğimiz yol için, çıkarken adambaşı 400 tenge vermiş oluyoruz. Emre'nin daha önceki giriş-çıkış deneyiminden ve sağdan soldan derlediğimiz bilgilerden dolayı, önceden hazırlanıyoruz. Üzerinde fazla miktarda dolar olanlar diğerlerine dağıtıyor, "bahşiş" için bozuk 5-10-20 dolar, 500-1000 tenge, 100 yuan ayırıyoruz ve cüzdanımızı mümkün olduğunca hafifletiyoruz. Ancak geçiş beklediğimizden kolay oluyor. Sınırdaki görevlilerin maç sonucundan haberleri yok. Sonucu bizden öğrenince hepsi yüzünü ekşitiyor ve "Bizim takımda iş yok" diyorlar. Kapının öte tarafında bizi bekleyen Kazak şoför bu kez bizden adambaşı 250 tenge alıyor. Sonunda Çin sınır kapısındayız. Saat 13.00'e geliyor ve biz bir an önce yola çıkmak istiyoruz. Ancak görüyoruz ki Çin'den çıkmak kolay ama girmek o kadar kolay değil. Hepimiz de Çin'de yerleşik durumda olmamıza, bazılarımızın eşi Çinli olmasına, bazılarımızın yeşil kartı olmasına karşın dakikalarca sorgulanıyoruz: Nerede oturuyoruz, ne iş yapıyoruz, eşimiz ne iş yapıyor, Çin'e niye giriş yapıyoruz, vs, vs. İki gün önceki çıkış damgalarını göstermemize, Çin kimliklerimizi ibraz etmemize, maç için Kazakistan'a gittiğimizi söylememize karşın bir saate yakın sınır kapısında takılıyoruz. Sanıyoruz bunun nedeni, dört Türk'ün birden Uygurların yaşadığı bölge üzerinden Çin'e giriş yapıyor olması. Kapıdan çıkar çıkmaz, yine Emre'nin şirketinin araçlarına binip hızla havaaalanına yöneliyoruz. Uçağın kalkmasına yaklaşık 1 saat var. Hemen birer acılı fanbamiyen (instant noodle) yiyip kendimizi uçağa atıyoruz. Bir saat sonra Urumçi'deyiz. Emre bir toplantı için bizden ayrılıyor. Biz de yanımıza Cüneyt'i de alarak Tiyençı gölünü görmek üzere otobana çıkıyoruz. Kentten 110 km mesafedeki göl bölgenin doğa harikalarından. 60-70 km kadar otobanda gittikten sonra yapımı devam eden toprak bir yola giriyoruz. Yol inşaatında çalışanlar arasında çok sayıda kadın da var. Zaten, Çin'de sokakta çöp toplayan, kavşaklarda trafikçilik yapan, otopark görevlisi olarak çalışan kadınları görmek pek yadırgatıcı değil. Bir süre toprak yolda gittikten sonra yol düzeliyor. Daha doğrusu Bursa-Uludağ yolu gibi ya da Karadeniz'in yayla yolları gibi bir sağımızdan bir solumuzdan akan dereyle birlikte 2000 metreye doğru tırmanıyoruz. Sanıyoruz burası turistlerin rağbet ettiği yerlerden birisi. Çünkü yol boyunca, önlerinde birer mangal olan yüzlerce çadır ya da yurt kurulmuş durumda. Bazı çadırların İngilizce tabelaları bile var. Gölün de içinde bulunduğu Milli Park'ın ana kapısından itibaren içeri araçla girilmiyor. Bu nedenle jipi parkedip yürümeye başlıyoruz. Gölün manzarasının en iyi göründüğü yere hem teleferik hem de midibüsler işliyor. Çinli şoförümüz duraktaki midibüsçülerle konuşuyor. Önerileri, teleferikle çıkıp midibüsle inmemiz. Çünkü saat şu anda 16.30 ve 17.00'de kapanan teleferikle dönmemiz mümkün değil. Tamam deyip birkaçyüz metre ilerideki teleferiğe doğru yürümeye başlıyoruz. Teleferiğin önüne geldiğimizde, görevliler "Çıkış yok" diyorlar. Teleferiğin kabinleri, gözümüzün önünde yukarı doğru çıkıyor ve henüz saat 17 olmamış. Ancak bu "devlet dairesinde" memurları ikna etmemiz mümkün görünmüyor. Üstüne üstlük, elinde telsiz olan görevli midibüs durağını arayıp bizi niye buraya gönderdiklerini soruyor. Galiba herkes bir an önce işini bitirip evine gitmek istiyor. Çaresiz, midibüse binmek üzere gerisin geriye yürüyoruz. Bu arada, yanımızdan geçip zirveye doğru giden özel araçlar dikkatimizi çekiyor. Şoförle konuşan Cüneyt durumu aydınlatıyor: Aslında bizim de kendi aracımızla yukarı çıkmamız mümkünmüş ama bugün şoförün tanıdığı görevli burada değilmiş! Araçtan indikten sonra da 10 dakika daha yürüme yolumuz var. Tepeye doğru ilerlerken yolun sağındaki birkaç kebapçı görüyoruz. Şişleri görünce yemeye niyetleniyoruz ama akşam yemeğine Urumçi'de misafirlerimiz olduğu aklımıza geliyor. En azından bir tane nan alıp tadına bakmak istiyoruz. Yahxi Restaurant'a yanaşıp, tezgah üstündeki soğumuş pidelerden birini tandıra atıp ısıttırıyoruz. Dört kişi bir nanı paylaşıp yürüye yürüye yukarı çıkıyoruz. 10-15 dakika sonra göle ulaşıyoruz. Manzara anlatılmaz. Önümüzde 3.5 km genişliğinde, 1.5 km uzunluğunda harika bir göl. Gölün çevresi ise yemyeşil. Çevrede çamlar, köknarlar, selviler. Ve tam karşımızda 6000 m. metre yüksekliğindeki Bogda dağı. Tanrıdağları buraya kadar uzanıp karlı tepeleriyle bu muhteşem manzarayı tamamlamış. Deniz seviyesinden 2000 m. yükseklikteki Tiyençı gölü, Tanrıdağlarının incisi diye de biliniyor. Görenlerin söylediğine göre burası İsviçre Alplerini ya da Kanada'daki gölleri andırıyor. Bir süre çevreyi dolaştıktan sonra hemen altımızdaki iskeleden bir tekne kiralıyor ve göl turuna çıkıyoruz. Yirmi dakikalık bu kısa turdan sonra buraya bir kez daha gelip, çevredeki çadırlarda ya da otelde gecelemeye karar veriyoruz. Artık dönme zamanı geldi. Ancak dönerken uğramamız gereken bir yer daha var: Kazak çadırları yani yurtlar. Yol boyunca sağlı sollu dizilmiş Kazak çadırlarından birinin önünde duruyoruz. 5-6 metre çapındaki bu büyük çadırların iskeleti kamışlardan oluşuyor. İç taraf ise kilimlerle bezenmiş durumda. Çadırın oturulacak bölümünde çepeçevre minderler, yastıklar, altlarında da yorganlar sıralanmış. Ortada da yer sofrası için hafif yüksek kalan bir masa. Bazı çadırlarda ise küçük bir odun sobası. Bu yurtlar, göle gelip de gece konaklamak isteyenlere hizmet veriyor. Ya da isterseniz öğünlük birşeyler yemek için oturabiliyorsunuz. Yolun hemen yanındaki "ön görünüm bölgesi" çadırları böyle. Arkadaki daha küçük, daha bakımsız çadırlar, hatta kulübeler ise bu insanların gerçekten yaşadıkları yerler. Dışarıdan gelenler, Kazakların yaşadığı yerleri görüyorlar, onların yaşadığını sandıkları çadırlarda geceliyorlar ve çadırlarda fotoğraf çektirip gidiyorlar. Çoğu Kazak bile olmayan, "doğa turizmi" işletmeciliği yapan, derme çatma kulübelerde kalan bu insanlarsa kış olunca, çadırları da toplayıp ovadaki köylerine, kasabalarına iniyorlar. Konuştuğumuz çadrı sahipleri Huiler, yani Müslüman Çinliler. Han milliyetinden olup İslam dinine inanan bu insanlara Hui deniyor ve Çin'deki 55 etnik azınlıktan biri kabul ediliyorlar. Fotoğrafını çektiğimiz Muhammed'in babası olan Mahmut'un dünya gündemini yakından takip ettiği anlaşılıyor. Türk olduğumuzu öğrenince "Kaç yıldır şu Avrupa Birliği'ne giremediniz" diyor. Urumçi'den 100 km ötedeki bir çadırda yaşayan bir Çin köylüsünden bunları duymak doğrusu bizi çok şaşırtıyor. Saat 9'a yaklaşıyor, bir an önce dönsek iyi olacak. Gerçi yerel saat hala 7 ama tüm Çin'de Pekin saati geçerli olduğu için aradaki saat farkının fazla önemi yok. Kente inince uğramak istediğimiz bir yer daha var: Büyük Pazar. Yeni inşa edilmiş Orta Asya stili bir cami ve hemen yanındaki çok sayıda hediyelik eşya satıcısı... Sanırım Kapalıçarşı benzeri bir yer oluşturulmaya çalışılmış. Ama olmamış. Bir süre de burada dolaştıktan sonra, tekrar kendimizi Urumçi sokaklarına atıyoruz. Bölge dışından yaşanan göçler sonucunda Uygurlar halen Urumçi nüfusunun yarısından azını oluşturuyorlar. Bu nedenle 1.5 milyonluk bu kent merkezi, yüksek binaları ve son 10 yılda yapılan kalkınma atağıyla, insanın görmeyi beklediği Orta Asya ya da Uygur kenti görüntüsünden çok uzak. Lobide Çinli arkadaşlarıyla bizi bekleyen Emre'nin "çok acıktım, acele edin" bağırtılarından kaçarak İndu Otel'deki odalarımıza çıkıyoruz. Bavullarımızı yerleştirip kısa bir duş aldıktan sonra aşağıdayız. Bu akşamki yemek için Emre'nin planladığı yer İstanbul Lokantası. Hayalimizde güzel Türk yemekleri, taksilere bölünüp yola koyuluyoruz. Ön koltuk boşken niye arka koltuğa 3 kişi sıkıştığımızı sorduğum Wang, bunun Urumçi'de kural olduğunu söylüyor. Soygun ve cinayet olaylarının önüne geçmek için yönetimin aldığı önlem bu: Akşam saat 9'dan sonra taksilerin ön koltuğuna erkeklerin oturması yasak. Kadınlar için ise böyle bir yasak yok. 15-20 dakika aramamıza karşın aradığımız yeri bulamıyoruz. Galiba bundan sonra, Emre'nin yemek için önereceği yerlere gitmeden önce açık mı kapalı mı diye sormamız gerekecek. Çünkü, havaalanı yakınındaki kebapçıda olduğu gibi İstanbul Lokantası'nın da kapanmış olduğunu öğreniyoruz. Telefon trafiğiyle belirlenen yeni yer ise bir Rus lokantası ! Urumçi'ye gelip de akşam yemeği için bir Rus lokantasına gideceğim hiç aklıma gelmezdi. Bir binanın 8. katındaki Rus lokantası, daha çok bir gece kulübü havasında. Ortada bir sahne ve dans pisti var, ışıklarsa loş. Masaları, pistin üzerindeki renkli ışıklar ve küçük beyaz spotlar aydınlatıyor. Önce Uygurca ya da Özbekçe şarkılar söyleyen sarı saçlı bir Özbek kızını görüyoruz. Peşinden de uzun saçlı bir Çinli erkek, Stevie Wonder'dan ve Boney M'den şarkılar söylüyor. 2-3 şarkıda bir bu sahne değişimi, bütün gece boyunca devam ediyor. İçeride iki kişilik masa görmek pek mümkün değil. Masaların çoğu kalabalık. Ve çok sayıda, sekizer kişilik kadın masaları göze çarpıyor. Burada kadın kadına akşam yemeklerinin bir adet olduğunu öğreniyoruz. Kadınlar, hemcinsleriyle geldikleri bu mekanda yiyor, içiyor, eğleniyor ve birbirleriyle dans ediyorlar. Pisti dolduranların neredeyse tümü kadın kadına dans edenler. Yemeklerimiz geldiğinde saatlerimize bakıyoruz: 12'ye yaklaşıyor. Bugün sabahtan buyana midemize girenler, öğlen havaalanında yediğimiz bir tas Çin makarnası ve gölde yediğimiz çeyrek nan. Yemeklerimize başlarken, yine bir bayciyo muhabbeti başlıyor. Bu kez Tayfun'a ben de eşlik ediyorum. Ancak bu kez bizim istediğimiz kadar içiyoruz çünkü bu gecenin davet sahibi biziz. Yemek seçme işini Wang'a bıraktığımız için bu Rus lokantasında masamıza gelenlerin tümü Çin yemekleri. Yanımda oturan Can'la konuşup "geceyi kebapçıda bitirmek şart oldu" diyoruz. Gezimizin son gecesi. Çinli dostlarımızla ayrılıp, kentin her yerinde gördüğümüz açıkhava kebapçılarından birine yöneliyoruz. Kentin birçok yerinde olduğu gibi burada da caddenin her iki tarafındaki geniş kaldırımlar plastik masa-sandalyelerle dolu. Ve saat gecenin ikisi olmasına karşın onlarca mangaldan yayılan dumanlar ortalığı kaplamış durumda. Adambaşı 8-10 şiş ve birer birayla geceyi noktalıyoruz. Biraz uyusak iyi olacak çünkü sabah yine erken kalkmamız gerek. Uçağımız saat 9.15'de. 5. Gün: Urumçi-Pekin Kısa bir kahvaltıdan sonra 580 yuan (70 USD) ödediğimiz otelden ayrılıyor ve havaalanına doğru yol almaya başlıyoruz. Artık son yolculuğumuza başlayabiliriz. Uçağa biniyoruz. Urumçi'den döndüğümüz hemen belli oluyor. Uçakta, hemen herkesin yanında havaalanında kolilerle satılan kayısı ve kavunlar var. Birçok Çinli de yanına Pekin'e götürmek üzere yanına nan almış. Ben tam otururken Can, birkaç sıra önümüzdeki yolcunun kabinini işaret ediyor: Naylon torbaya sarılmış üç adet kuzu budu ! Pekin'e inişimize yakın Haynan Havayolları'nın bir hizmetine daha tanık oluyoruz: Açık artırma ile bilet satışı. 100 yuandan açık artırmaya çıkarılan Urumçi-Pekin biletine Emre 200 yuan ile katılıyor. Ve sonra devam etmiyor. - Bileti almaya niyetin yoksa niye fiyat attın? - Çinlilerin çoğu bu durumda ne yapacağını bilmiyor da yardım etmek için. - !!!!!!!!!!!! Vatandaşlık bilinci gelişmiş Emre'yi kutlayarak dörtbuçuk günlük gezimize saat 12'de Pekin havaalanında nokta koyuyoruz. Açık artırma sonucu mu? Normal fiyatı 1500 yuan olan bilet, 1350 yuana satılıyor. Yok, yabancıya gitmiyor. Urumçi'den Pekin'e üç adet kuzu budu götüren Çinlide kalıyor.
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son Sayfa >> |