Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
| Cennetin başkenti: Hawaii (3) |
|
|
|
| Yelda HOROZOĞLU | |
|
2.Gün: Honolulu Oahu Adası'ndaki ikinci günümüze erken başladık. Hazırlanıp kendimizi sokağa attığımızda saat henüz 05:30'du ve caddelerde bizden başka turist göze çarpmıyordu. Koşar adımlarla yürüyorduk ve hedefimiz Diamond Head olarak bilinen ve Honululu'ya tepeden bakan kratere tırmanmaktı.
Diamond Head talihsizliği o gün için yaptığımız planlarımızın da tamamen değişmesine neden oldu. Çünkü zirveye çıkıp orada en az birkaç saat geçirmeyi planlıyorduk. Şimdi bu zamanı nasıl değerlendireceğimize karar vermemiz gerekiyordu. Sabahın ilk saatlerini Honolulu'nun merkezine bir yolculukla geçirmeye karar verdik ve karşımıza çıkan ilk belediye otobusüne binip başkentin kalbine doğru yola çıktık. Yaklaşık yarım saat içinde otobüsümüz bizi kent merkezine götürdü. Saat 7 olmamıştı ve caddelerde birazdan karşılaşacağımız kalabalık henüz yoktu.
Sarayın hemen karşısında Kral Kalakaua'nın heykelinin bulunduğu alana geçtik. Bölge bugünkü Hawaii eyalatinin kalbi olarak da anılıyor. Yönetim binaları, mahkemeler, belediye ve çeşitli yasal kurumların merkezleri bu bölgede yer alıyordu. Hepsi de birbirinden ilginç yapılardı. Örneğin Eyalet Binası bir havuzun içinde yükselen ada şeklindeydi ve Hawaii Adalarının volkanlarını simgeliyordu. Bu bölgede yaklaşık bir saat kadar gezdikten sonra haritamızı çantamıza koyup karşımıza çıkan sokaklara rastgele girip çıkarak maceralı bir yürüyüşe başladık. Bir kenti keşfetmenin en güzel yolunun ara sokaklarda gizli olduğuna inandığımdan ve karşımıza çıkacak her sürprizin yaşanması gereken bir olay olduğunu düşündüğümden bu tür yürüyüşleri gittiğim her yabancı kentte yapmışımdır ve her zaman da birbirinden farklı unutamayacağım sürprizlerle karşılaşmışımdır.
Adaya yerleşen ilk beyazların yaşadıkları ve her köşesi tarih kokan sokaklarda gezindikten sonra modern Honolulu'nun gökdelenlerinin yükseldiği caddelere düştü yolumuz. Birkaç saat öncesine oranla oldukça kalabalık ve yoğun bir tempo başlamıştı. İnsanlar hızlı adımlarla birbirinden bakımlı bu işmerkezlerine girip çıkıyorlardı. Hemen hemen hepsinin üzerinde rahat elbiseler, tshirtler ve şortlar göze çarpıyor, büyük bölümü ayaklarına geçirdikleri sandalet ya da terliklerle işe gidip geliyorlardı. Rengarenk gömlekleri kentin yemyeşil caddelerinin daha da renklenmesine neden oluyordu. Hawaii'de yaşam ve iş hayatı da adanın turizm anlayışını yansıtıyordu.
|
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.