Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YAZARLAR arrow Ertan GÜN arrow Kanada'ya gelince...
Kanada'ya gelince... PDF Yazdır E-posta
Ertan GÜN   

Mesleğini bırak.
Diplomanı unut.
Ehliyetin yok.

Cinsini, cibiliyetini, ebeveynini, ecdatını, feriştahını koy da gel. Öyle geç Kanada'ya.

Yoksa, ömür boyu dedektöre takılır kalırsın.

Sil baştan. Yeniden eğitim. Yeniden yaşam.

İki türlü var olacaksın.Ya emeğini, ya kafanı çalıştıracaksın.

Yeteneğin yoksa, güzelliğin beş para etmez: sitriptizde bile iş bulamazsın.

***
Ana rahminden iner gibi sıyrılırsın uçağın kapısından aşağıya. O yaşında. Bulunduğun durumda doğmuşsun. Aklın başında. Neye uğradığını, nereye indiğini bilmiyorsun. Dışarı çıkıyorsun: işte orası Kanada.

"Size, can olduğunuzu öğretiyorum ama, dizginler bende" diyor, Kanada.

Sana da.
Bana da.
Ona da.

Canının istediğini yap! Ne olmak istiyorsan ol! Okuyabildiğin kadar oku! Yaşın kaç? Cinsel tercihin ne? Dinin, manevi değerlerin? Görüşün, görünüşün ne?...

Kime ne! Yeter ki, kimseye zarar verme! "Zarar" ne kelime, müdahale bile etme!

Edersen. Hayvan muamelesi görürsün.

Milliyetin, ırkın, dinin ne olursa olsun: İnsansın. Olgunsun, yetişkinsin, çocuksun: Cansın. Sağlamsın, körsün, sağırsın: Canımsın. Üç otuzunda bir ihtiyarsın: Cananımsın, yaşayansın. Koşul aranmaksızın bakılacaksın.

Bak.

İçindeki ‘kıpır kıpır' eden cana bak.Yürek değil. Ne atar damar, ne de beyin. Ruh falan hiç değil. Civciv gibi bir şey bu! bastırsan ciyaklayacak!

Hani, kolunuzu çimdiklediğinizde acıyan şey. İğnecinin size söylediği ilk söz. Poponuzdan akan kan değil, neyinizin yandığı önemli olan.

İster bezdirin, ister dişinize takın.

Kanada'da, bedeninizle, düşlerinizle ve kendinizle baş başasınız. Lakin bir can yakarsanız, çok ağlarsınız.

Şekliniz, renginiz ve uzuvlarınız. Düşünceleriniz ve aklınızdan geçenler.Yüreğinizin sesi ve eğilimleriniz. O, sizsiniz: Aynadaki siz.

Nasıl göründüğünüzü, nereden biliyorsunuz? Biz sizi, bildiğiniz gibi görmüyoruz! Bildiğiniz gibi değilsiniz. Neyseniz, nesiniz!... Nesnelliğiniz, niceliğiniz, niteliğiniz bizi ilgilendirmiyor. Siz öznel gerçeksiniz. (Yalnızca bizim düşüncemizde varolan gerçek  anlamına gelir.)

Kanada, böyle bakıyor insana.

Kanada, insana iki türlü bakıyor: Bir, can olarak. İki, işgücü olarak.

Can olarak, herkes eşdeğer. Kimsenin, kimseye üstünlüğü yok. Ne aile bireylerinin birbirilerine, ne de meslek erbaplarının diğerlerine...

Herkes eşit. Kadınlar, daha da eşit.
Kadınlar sit alanı.

Bulaşığı mı yıkamamış? Yıkamaz. Yemeğin altını mı yakmış? Yakar.
Adam, elinin tersiyle çakacak bi tane. Çakamaz. Burada yasak.

Sinirini nasıl çıkaracak?

Gülermiş gibi yapıp, dişlerinin arasından, dudaklarını kıpırdatmadan:" Geberteceğim ulan seni! " demiş, demesine de; bu sefer de,  ‘ölümle tehdit etmek' suçundan yargılanıyormuş.

Çocuklara ise hiç bulaşılmaz!

Boşandıktan sonra maaşının yarısı karısına, çocuklardan birisi de kendisine kalan, dostum, şöyle anlatıyor:

911 acil arama: çocuklara öğretilen ilk numara. Aramış velet. Anında üç araba kapıda: İtfaiye, cankurtaran ve polis otosu.

Beş yaşında piç kurusu! Her gün tv karşısında kanal tartışması yapıyoruz. 911'i aramakla tehdit ediyor beni. Yahu ben her gün, çizgi film izlemek zorunda mıyım?

Çocukla çocuk olmayacaksın. Çocukla adam gibi olacaksın. Bırakacaksın kendi haline, ne hali varsa görsün. Yemeğini, suyunu vereceksin; ara sıra havalandıracaksın, tamam... Müdahale yok. Çözüm bulacaksın. İki kulaklık, iki televizyon: herkes dilediği kanalı izleyecek!

Lakin kerata küçükken de böyleydi. Bana hep ceza yedirirdi: arabamın arkasındaki koltuğunda kemeriyle bağlıca bıraktım, sigara alacaktım. Dükkandan çıkmamla birlikte, arabamın başında polisler.

- Memur bey üç saniyeliğine indiydim!

Yok. Ömür boyu karşınıza çıkar bu ceza.

- Yahu, çocuk benim değil mi?! İstersem öyle yaparım, istersem böyle! Hani, canımın istediği gibiydi?!

***
Kanada diyor ki: Öteki canları da düşüneceksiniz. Kimseye tahakküm kurmayacaksınız. Sonra da hep birlikte ‘işgücü' olacaksınız.

Emeğini en fazla satanlara, lüks evler ve son modeller kredisi açılacak. Kredi cennetinde güler yüzle borçlandırılacak. Ödemeler için, iki, üç işte çalışılacak. 50 yaşında rahat etmenin düşleri kurulurken, memlekete para da gönderilecek. 50'sine gelindiğinde, düşler 60' lara ertelenecek.

Kanada diyor ki: Geleceği kurgulamayın. Geçmişi sorgulamayın. Sadece borçlanın ve yaşayın. Gerisine karışmayın!

Düzen, kapitalist düzen. Kendinizin veya yakınlarınızın yaşam kalitesini, ne  kadar yükseltmek isterseniz, o kadar  emeğinizi satacaksınız. Doğru orantı: yaşam kalitesinden ne anladığınıza bağlı.

Canınıza "tak" edene dek, "tık yok" diyene dek, çalışacak; ve buna alışacaksınız!

Bu çark böyle dönecek.

Göçmenler ülkesinde, yeni gelenler daha çok çalışacak, az ücret alacak; fazladan sigorta, faiz ve komisyon ödeyecek. Eskiler, din adamları ve siyasetçiler: çalışıyor görünerek, lüp lüp yiyecek.

Bu düzen böyle işleyecek.

Piramitin sırrı hiç çözülmeyecek.

Kanada' da bir boşluğa düşecek, sonra kendinizi temize çekeceksiniz. Ataerkil bir sistemden, paraerkil bir ülkeye hoş geldiniz...

Mayıs 2005- Hamilton / Kanada
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.