YAZARLAR
Başar KURTBAYRAM
Cezayir'den Notlar | Cezayir'den Notlar |
|
|
|
| Başar KURTBAYRAM | |
2002 yılının ilkbaharını Cezayir'in başkentinde geçirdim. O zaman aldığım notları derlemek şimdiye kısmet oldu. Cezayir'in kıyıları yeşil ama kıyıdan 200 km içeride çöl başlıyor ve sonra Sahra'nın içine
kadar alabildiğine uzanıyor. Ülkenin boyutları Türkiye'nin 3 katı ve nüfus 30 milyon kadar. Ülke genel olarak 80'lerin Türkiye'sine benziyor. Fazla büyük bir ekonomisi yok, yüksek bir işşizlik var (%30'larda). Petrol gelirinden kaynaklanan 10 milyar dolar ticaret fazlaları var, ama ülkede fazla yatırım görülmüyor, çoğu bina Fransızlardan kalma. Beklentilerimin tersine hiçte Arap ülkesine benzemiyor, kapalı kadın bulabilmek o kadar kolay değil. Araplarda aralarında Fransızca konuşuyor. Tabii bütün gazetelerde Fransızca. Bakkallarda diğer Arap ülkelerinin tersine bira ve şarap açıkça satılmakta. Şehirde sürüsüne bereket Fransız lokantası var. Şehre 3 günde bir su verilebiliniyor. Çok sıcak değil hemen hemen Antalya ile başabaş. Dükkanlar çok ufak, bakkal dükkanları genelde 7-8 metrekareyi aşmıyor. Bakkallar yerden tavana kadar mal dolu oluyorlar. Bir şey isteyince mucizevi bir şekilde dolabın arkasından, tavanın hemen yanındaki bir raftan ya da yumurtaların altındaki bir dolaptan çıkıveriyor. Bizdeki kebapçı neyse burada pizzacı o. Özelllikle şehrin alışveriş caddesi Didoche Mourad üzerinde abartmasız 30 metrede bir pizzacı var. Gördüğüm diğer Arap ülkelerinin tersine lokantalar yeteri kadar temiz (çok temiz demedim) , şimdiye kadar midem hiç bozulmadı. 8-10 tane küçük sinema var. Haftanın her günü tıkış tıkış dolu olan iki alışveriş caddesinde Cezayirli kadınları daha çok vitrin gezmesi yaparken görmek mümkün. Kentin lüks semtlerinden Hydra'da 24 saat açık Lunch ve McKiki'de paralı gençleri her daim görebilirsiniz. Buralara Motor tutkusu yeni ulaşmaya başlamış, fazla motor yok, olanlarda zaten bu iki yerin kapısında park edilmiştir herhalde. Biz şehrin batısından başlayıp merkezine kadar kısa bir gezi yapalım. Kentin batı kısmında devletçe inşa edilmiş turizm kompleksleri var; Zeralda ve Sidi Fredj. Bunlar özellikle hafta sonları dolu oluyorlar. Sidi Fredj de açık hava restoranları, dondurmacılar, çöp şişçiler ve bir yat marinası var. Zeralda (ki bizim otelin olduğu yer) da barlar, restoranlar ve bir at çiftliği var. Akşamüstleri insanlar at kiralayıp kumsalda dolaşıyorlar, iyi hoşta atlar boş durmuyorlar. Sahilin bazı kesimleri at pisliğinden kahve rengine dönmüş. Sahil 5 kilometre uzunluğunda ve pek temiz değil. Gecen hafta sıkı bir fırtına sonrası sahilde yürürken jilet, don, çocuk bezi gibi oraya ait olmaması gereken maddeye rastladım. Herhalde yaza kadar temizlerler. Bu yukarıda anlattığım yerler genelde bakımlı değil, orta direk turist mekanlarına benziyor. Sidi Fredj den 5 dakikalık yoldan sonra Staouli semti var, burada da paralel iki cadde üzerinde 30 civarı restoran ve dondurmacı. Dondurma yapmayı çok iyi kapmışlar, çok lezzetli. Şehre doğru gitmeyi sürdürürsek önümüze Cheraga çıkıyor, girişte tipik bir Akdeniz kasabası görüntüsü hemen bizi sarıyor. Semtin diğer ucu ise tam tezat bir şekilde sosyalist yapılar cenneti ; Bloklar bloklar bloklar. Devletin yaptırdığı tamamen işlevsel sosyal konutlar bunlar, sadece oturmak için bakmak için değil. Bakmadan geçelim bizde, 10 dakika sonra Bab El Qued'deyiz. Anlamı Islak Ağız yada Islak Kapı gibi bir şey. Geçen seneye kadar şehrin iyi yerlerinden biriymiş, 10 dakikalık yoğun yağmur sonucu tam 700 kişi ölmüş! Islak kapı'da oturanlar çamurda boğulmuşlar. Bab El Qued'den sonra şehir merkezi 5 dakikalık yol. İş çıkışı sıkıysa 5 dakikada gidin, en az 45 dakika sürüyor. Etrafta akın akın insan; bölgedeki üniversiteden kızlı erkekli gruplar, büyük çoğunluğu devlet memuru olan çalışanlar, sahradan gelen ve giysileri ile tamamen farklı bir görüntü çizen çöl insanları. Artık merkezdeyiz, etraf eski Fransız koloni tipi binalar dolu. Buranın fotoğrafına bakan kendini Paris'in bakımsız bir semtinde sanabilir, sokaktaki insanlarda bu fotoğrafta iğreti durmazlar. Kadınlar Cezayir şehrinde günlük yaşamda her yerlerdeler, eve kapalı değiller. Ancak Cezayir'in iç bölgelerinde geleneksel yaşam hiç değişmeden devam ediyor. Şehrin bazı semtlerinde kırsaldan gelenler daha yoğun yaşıyor . Buralarda farklı düşünce yapısını fiziken giysilerinde görmek mümkün. Merkezden denizi solumuza almaya devam ederek araba sürmeye devam edelim, karşımızda botanik bahçesi. Bahçenin hemen arkasında en yukarıda Sanatçılar Köyü var. Bu noktada coğrafya birden değişiyor sert kayalık hale geliyor ve yukarı doğru neredeyse 90 derecelik bir açı ile tepe başlıyor. Hadi atlayın teleferiğe (şanslıysanız çalışıyordur), yukarıdasınız, tüm şehrin en iyi gözüktüğü yerlerden biri. Solunuz merkez, sağınız ise endüstri bölgesi ve havaalanı. Çok dolaştık di mi? Yorulanlar çay bahçesinde naneli çaya buyursunlar, acıkanlar pizza yiyebilir ya da benim şimdi yapacağım çöp şişçilere dalıp patlayana kadar yiyebilir. |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.