Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YAZARLAR arrow Ertan GÜN arrow Kanada'da yaşam!
Kanada'da yaşam! PDF Yazdır E-posta
Ertan Gün   
-Sigara yüzünden, ayağı kesilen, sıladaki canım babama ithafen -
Memleketten kimileri soruyor: "Kanada'ya gelelim mi, gelmeyelim mi?" diye.

Belki de, Kanada göçmenlerini en çok rahatsız eden sorudur bu.

"Gel" desen olmaz, "gelme" desen, hiç olmaz.

Gelir, istediğini bulamaz: "yaktın beni" der, küfreder. "Gelme" desen, tavır koyar: darılır, küser.

Niçin, gelmeyi arzu edenleri, istemeyelim ki?!

Kanada'ya mutlaka, ama mutlaka bekleriz. Bu, bizim de menfaatimize.Türkiye'den ne kadar fazla insan gelir ise, biz, toplum olarak o oranda güçleniriz.

Fakat sizin yaşamınıza nasıl müdahale edebiliriz? Karar mercii kendiniz değil misiniz?

"Gelelim mi, gelmeyelim mi? ", dünyanın en kazık sorusu.

Her kişinin yaşamdan beklentileri farklı. Her ailenin dinamiklari ayrı.

Biz, burada, kimsenin yaşamına karışmamayı öğrendik. Kimselerin yaşamını yönlendirmemeyi işte burada öğrettiler bize.

Göçmenler, zaten çelişkideler. Her yaşta, her zaman, Türkiye'ye dönmeyi düşünmekteler.

Ama artık dönemezler.

Onlar, farklı insan oldular.

Ne Kanadalı, ne Türkiyeli.

İki arada, bir derede.

Ne yardan, ne serden.

Ne Kanada, ne Türkiye.

"En büyük" yok.

En büyük: İnsan. En büyük: Yaşam.

Bu dünyada, yerleşik insan; eğer insanlığının ayırdındaysa, tam insandır, bütünüyle insan. Göçen ise, yarım.Yarım yamalak.

Ne oradasın, ne burada?

İkilemdesin, çelişkide...

Türkiye mükemmel bir ülke. Hem coğrafya, hem iklim, hem insanlık olarak. İnsanlık bitmedi daha.Gidin, Anadolu'nun bir köyüne: "ben açım" deyin; dilinize, şivenize bakmazlar, kapılarını ardına kadar açarlar size.

Burada, yoldakinden tek sigara bile isteyemezsiniz; eğer isterseniz ‘serseri' sınıfına girersiniz.

Kanada'da, kişisel yardımlaşmak da var, ancak, yardım eden kişi, kime yardım ettiğini görmüyor. Alış veriş, yardım kurumları aracılığı ile oluyor. Bu şekilde, bir insanın diğerini ezmesinin ve duygu sömürüsünün önüne geçmişler.

Diyelim ki yiyecek, giyecek veya eşya ihtiyacınız var; giyiminiz de düzgün, dilerseniz son model arabanızla gidin, işin o yönüyle ilgilenmezler. Onlar sizin talebinize yanıt vermek ile yükümlüler. Bu onların görevi, aksi takdirde işlerinden olurlar.

Bu kurumlar, her gelenin doğruluğunu, yalancılığını soruşturmazlar.Yardım almak; sizin en doğal hakkınız, masaya vura vura hakkınız. Ama siz, siz olun: bir resmi dairede masalara vurmayın. O zaman da, deli muamelesi görürsünüz.

Bu biçimde davranarak, kendisini pisikopata bağlayarak, deli maaşıyla geçinenler de var.

Gıda dışında, hizmet amaçlı yardım kurumları: Göçmen danışma ve yerleştirme birimleri, devlet takviyesi ile ayaktalar.

Göçmenlik ve danışmanlık kurumları, eğer insan bulamaz iseler kapanmak zorundalar. Dolayısıyla, orada çalışanlar da aç kalacaklar.Yani, dört gözle göçmenleri bekliyorlar.

Siz, ücretsiz hizmet alacak olan bir müşterisiniz. Müşterisi olmayan dükkan da kapanır.
 
Gidin, gidince de; ezilmeyin, büzülmeyin. Ancak, sevgi ve şevkat de aramayın. Kanada'daki yaşamı, ‘kurallara bağlı insanlar bütünü' olarak algılayın.

Sevgi sömürüsü yok.

"Sevmeyen ölsün" dayatması da yok.

Karşınızdaki görevli, size hizmetle memur. Sevse ne olur, sevmese ne olur?

Kanada'da aç, açıkta, çaresiz kalmazsınız.

Para?

Yaşanabilecek kadar.

İş?

Bana da haber verin.

Ticaret?

Holdinglerin elinde.

Öyleyse, niçin Kanada'da yaşam?

İnsan ilişkilerindeki saygıdan. Göstermelik bile olsa, saygıdan.

"Göstermelik" sözcüğünü, "içlerinden gelmese bile" anlamında kullandım.Yoksa, bacak
bacak üstüne atmamak, el pençe divan durmak, devlet memurunun karşısında hazırolda durmaktan, söz etmiyorum. Böyle bir şey yok! Yeni dünyada yok.

Buyrun rahat oturun. Rahat olun. Fakat başkasını rahatsız etmeyin! Ederseniz, rahatınız kaçar.

Kim kaçırır?!

Ben, sen, o, değil; devlet.

Kimse size saygıyı öğretmeye yeltenmiyor. Eğitmenler sadece yasaları öğretiyor.Yasanın içinde de saygının tanımı var. Ama "saygı şudur" şeklinde değil: Saygısızlık yaparsan, bunun adı "edepsizlik" olmuyor, "suç" olmuş oluyor.

Terbiyeyi size kötekle, babanız öğretmeye girişirse: baba, doğru cezaevine...

Saygıyı, gelenekler değil, yasalar belirliyor.

Pasaportun saygınlığı da, bundan ileri geliyor.

Devlet yaptırımıyla, insanlar arasında saygı var.Tahammül var.

"Hoşgörü" demiyorum. Tahammül!

Hoş görmek zorunda değilsiniz, ama tahammül edeceksiniz.

Adamın saçı, sakalı, şalvarı veya küpesi, dövmesi, türbanı, gözünüze hoş gelmeyebilir. Hoşgörü göstermeyebilirsiniz. Ama tahammül edeceksiniz.

Sakatlar otobüse binerken, sabırla bekleyeceksiniz. Sakatlara ayrılmış yerlere, arabanızı
parketmeyeceksiniz.

Haklar söz konusu olduğunda, kendinizi daima son sıraya koyacaksınız.

Çocuklara, yaşlılara, sakatlara, kadınlara ve hatta sizin gibi olanlara: " Buyurun siz önden" diyeceksiniz.

Belki o gün havanızda değilsiniz. Olabilir, sakatlara otobüste yer verme ihtiyacı duymayabilirsiniz. Salak mısınız siz, ayakta bekleyeceksiniz.

Devlet de, sizin ‘salak' değil, ‘uyanık' olduğunuzu bildiği için; otobüslere özel sakat yerleri ayırmış: delikanlıysanız gidin oturun!

Hadi, delikanlılık yaptınız ve oturdunuz. O koltuklar biraz genişcenedir, ayaklarınızı da uzattınız ve kuruldunuz. Kimse size bir şey demez.
 
Diyelim ki, otobüse iki durak sonra, bir sakat bindi.Ve siz kılınızı bile kıpırdatmadınız. Babayiğitsininiz ya; kalkmaz, kalkmazsınız. Kimsenin size bir şey söylemeye hakkı yok. O otobüsün içinde, keyfinizin kahyası yok! Sadece otobüs şöförü birkaç kez uyarır sizi. Külhanbeysiniz ya, ona da ‘höt' diyebilirsiniz. Şöför de levyeyi kaptığı gibi, üstünüze gelmez.

Ama, zannetmeyin ki sizden tırstıklarından ötürü bir şey söylemiyorlar. Siz yine de öyle zannedin, ve oturmaya devam edin.Üç dakika daha yayılın, fazla değil.

Hoptirinam üç-beş dakika sürer. Sonra, polisler...

Sonra " Kodes AŞ'ye hoşgeldiniz" derler. Koğuş ağası falan da yapmazlar ha! Hapiste sigara zaten yasak. Koğuş yok. İki kişilik hücreler. Dışarıdan para da sokmazlar içeri: kimseyi satın alamazsınız. Yüksek sesle türkü de çığıramazsınız.

Nasıl geçecek günler?!

Ancak içinizden söylersiniz: "Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar" türküsünü...

Kanada'da saygı kavramı: öğretilerle değil, yasalarla çizilmiş.

Lakin, sokakta polis de göremezsiniz. Amma velakin basit bir hatanızda, polis başınıza çöker. Mecazi anlamda değil, gerçek anlamda.

Örneğin, sarhoş oldunuz, çevreye rahatsızlık veriyorsunuz; nereden geldiğini anlayamadığınız bir kaç polis, siz teslim olsanız bile, sert hareketlerle, sizi yüz üstü yatırıp, dizleriyle ensenize bastırarak, kollarınızı arkadan kelepçeler. Konuşmaz, yorum yapmaz, size laf anlatmazlar.Ve sonra; karga tulumba, özellikle de yüzü koyun, polis otosunun arkasına atarlar.

Mahkemeye çıkarsınız: salıverirler.Tek şartla: "Bir daha içki içmek yasak!"

Nasıl takip edecekler sizi?!

Başınıza çoban koymuyorlar. İspiyoncu veya ajan da dikmiyorlar.

Size koyun muamelesi yapmazlar.

Devlet sizi nasıl takip edecek?!

Bilgisayarla.

Bir daha, aynı suçtan hakim karşısına çıktığınızda: Adınız bilgisayarda!

"Siz, daha önce de terbiyesizlik etmişsiniz. Bir kere affetmişiz, bu kez etmeyeceğiz. Buyrun tutukevine!"

Kanada'da saygı, yasalarla.

Tahammül, yasalarla.

Siyaset, yasalarla.

Vergi, yasalarla.

Eğitim, yasalarla.

Ya, sevgi?!

O sizin gönlünüze ve vicdanınıza kalmış. İster sevin, ister sevmeyin. Kime ne.

Fakat saygıyı, yani toplumsallığı, sizin vicdanınıza bırakmıyorlar.

Aşiret ile devlet arasındaki fark da buradan kaynaklanıyor!

Ertan Gün
Nisan 2005- Hamilton
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.