| 43 saatte cennete ulaştım |
|
| Mehmet Ali BİRAND | |
| Cuma, 25 Mart 2005 | |
|
Tam 43 saat sürdü. 2 dev jet uçağı, 2 pervaneli uçak ve 2 otobüs yolculuğu sonunda NGORONGORO'ya ulaştığımda inanamadım.
Kenya ile Tanzania arasında, hani milyonlarca hayvanın göç ettikleri bölge var ya, işte oraya ulaşmıştım.
Bayram tatilinin önüne ve arkasına birkaç gün ekleyip, tam 22 arkadaş Afrika turuna çıktık. Cemre ilk günden itibaren uyarmıştı: "M.Ali dikkatli ol, gittiğimiz yerlerde telefon yok. Sadece doğal yaşam var. Sadece hayvanları göreceğiz" demişti. Doğrusu iki ayaklılardan o kadar sıkılmıştım ki, dört ayaklıları daha merak eder olmuştum. Ancak yol, planlanandan ve benim beklediğimden uzun geldi. Yaklaşık 7 bin kilometre uzağa gittik (haritaya bakın) ancak öyle New York'a gider gibi 8-9 saatlik bir uçuşla olmuyor bu iş... Tam tamına, iki uzun (5'er saatlik) jet uçağı, ardından iki pervaneli (45'er dakikalık) uçak ve bir de otobüs (2 saatlik) yolculuğundan sonra İstanbul'dan kalkıp Ngorongoro kraterinin tepesindeki otelimize girdiğimizde, haşatımız çıkmıştı. Yol toplam 12'şer saatlik havalanı beklemeleri ve sadece duş almak için kaldığımız otelleri de sayarsak 43 saat sürmüştü... Ancak Sopa otelin önünde yayılan 300 km2'lik krateri görünce ne yorgunluk kaldı ne birşey... Afrika'nın bir sessizliği var ki, insanı sarhoş ediyor. O sessizliğin içinden gelen bir dişi filin yavrularına seslenişi, ne olduklarını bilmediğiniz rengarenk kuşların attıkları çığlıklar, uzaklarda birden bire çıkan toz duman arasında, canını kurtarmak için kaçan bir zebra veya ceylan'ın zıplayışları, size bambaşka bir dünya'ya geldiğinizi anlatmaya yetiyor. SANKİ BİR AÇIK HAVA HAYVANAT BAHÇESİ GİBİ Ngorongoro krateri, eski bir volkan'ın ağzı. 2700 metre yükseklikte. İnsanoğlu'nun henüz ortaya çıkmadığı dönemlerde patlamış ve sonra susmuş. 300 kilometrekarelik bir açıkhava hayvanat bahçesine benziyor. Etrafı yüksek yamaçlarla çevrili olduğu için hayvanlar çıkamıyorlar. Hepsi kraterin içinde yan yana yaşıyorlar. Artık uzman oldum. Zebra'lar, antilop'lar, haina'lar, arslan'lar, gazel'ler... Ne isterseniz var. Herkesler orada... Kraterin içindeki göllere yaklaşıyorsunuz, hayatlarından son derece memnun, suyun içinde serinleyen hipopatamları görüyorsunuz. Eğer biraz şanslı iseniz, size çamurlara dalıp gösteri yapanlarıyla bile karşılaşıveriyorsunuz. Hipopotamlar kadar hayatlarından böylesine memnun hayvana rastlamadım, dersem hiç abartmamış olurum... Kreaterin içini tam gün dolaşarak görebiliyorsunuz. Biz şanslıydık. Yola çıktıktan, yani otelden kraterin içine indikten 15-20 dakika sonra bir erkek arslan ile burun buruna geliverdik. Belli ki, kısa bir süre önce iyi bir av ziyafeti yaşamış. Miğdesi dolu, gözleri zorla açılıp kapanıp uyukluyordu. Ngorongoro'da tam bir doğa cenneti. Yağmur sezonu olması, üstelik yükseklik sayesinde bol su, bol yeşillik ve herkese göre bol av var. Su mandaları, gazeller, zebra'lar, filler, antilop'lar ve hipopotamlar için bol yeşillik ve su... Arslan'lar, haina'lar, çakal'lar ve diğer et yiyenler için de, av yanıbaşlarında... Bundan daha büyük bir keyif olur mu? 300 kilometrekarelik bir sahada onbinlerce hayvanın iç içe yaşaması inanılmaz bir manzaraydı. Allahtan bizim gibi turistler, ancak özel arabalarda ve özel yollardan geçirilerek dolaştırılıyor, yere ayak bastırılmıyor ve daha da önemlisi, iyi resim çekebilmek için ellerde getirilen yiyecekler arttırılmıyor.
"Buralar, şu gördüğünüz hayvanlara ait. Bizler misafiriz. Bundan dolayı, onları rahatsız etmemeliyiz..." Tabii yine de aramızdan "Hişt, hişt" diye hayvanın dikkatini çekip bakmasını sağlamak isteyenler veya gizlice kuşlara ekmek atanlar çıkmadı değil. Ancak, gece otele geri dönerken hepimiz şaşkınlık sarhoşu idik. "Artık herşeyi gördük" diyorduk. Ertesi gün Serengeti'ye geçtik. Meğer hiçbir şey görmemişiz... Kaynak: Hürriyet Gazetesi |
Kimi sokaklar var ki içinde bir tarih gizlidir işte bunlardan biride Moskovadaki Arbat sokağıdır.
Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.