Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow KENTLER arrow Karlar düşer...
Karlar düşer... PDF Yazdır E-posta
Suat TAŞPINAR   
Daha uyanır uyanmaz dışarıda kar yağdığını anladım. Gözlerimle görmedim, ama kulaklarımla işittim.

Bilirsiniz, yağmurun aksine kar, yağarken ses çıkarmaz, ama kokar. Yataktaydım, karın yağdığını kokusundan anlamadım, 'kar kürekleri' haber verdi. Apartmanımızın bahçesinde işçiler sabahın köründe kar küremeye başlamıştı. Küreklerin tekdüze gıcırtısına uyandım.

Kapının önünde 'dvornik' dedikleri temizlikçilerden biriyle karşılaştım. Selamlaştık. Yıllardır sitenin güvenlik ekibinde çalışıyordu. Bana her daim sarhoşmuş hissi veren kıpkırmızı yanaklarıyla ortalıkta boş boş dolaşan tombalak orta yaşlı bir adamdı. Güvenlikçilerin maaşları 300 dolar kadarmış. Temizlik işçilerine 100 dolar fazla veriyorlar diye iş değiştirdiğini duydum.

Ama arada şöyle bir fark var: Bekçiler boş gezenin boş kalfası, pinekleyip duruyorlar. Temizlikçilerinse işi riskli: Kar yağmazsa ne âlâ, günlük rutin temizlikle yetiniyorlar. Ama kar yağdığı an, hafta sonu bile olsa derhal işe koşmak zorundalar.

Bizim 'al yanaklı', iş hayatındaki radikal kararı kritik bir anda verdi. Ocak ortasında Moskova, meteoroloji kayıtlarının tutulduğu yaklaşık 150 yılın en sıcak, en az karlı kışını yaşıyordu. Temizlikçiler tembellik ediyor, az çalışıp iyi para kazanıyordu. Ta ki bizim bekçi iş değiştirene kadar. Adamın ayağı uğursuz geldi. O gün bugündür karın arkası kesilmiyor! Öyle gün oluyor ki, kar kürekleri sabahın köründen gece yarısına kadar mesai yapıyor. Tabii bizimkisi de küreğin arkasında kan ter içinde, suratı kızıldan mora dönmüş bir halde nefese nefese koşturuyor. Marlon Brando üstadın bir lafı vardı: "Şans dediğin şey, her sabah aynaya bakıp 'Ben şanslıyım' demektir". Bizim adam ömrübillah aynaya bakmıyordu anlaşılan!

Kar benim içimi ısıtarak, Moskova'nın üstüne tüm günahları gizleyen beyaz bir yorgan örterken, 'al yanak' ve arkadaşlarının kâbusu oluyordu. Karın mola verdiği bir akşam, ünü dünyaya yayılan Rus pantomimci Slava Polunin'in gösterisine, Arbat Sokağı'na gittik. 'Snejnoye Şov' yani 'Kar Şovu'ydu gösterinin adı. SSCB yıllarında bile dünya turuna çıkan, kimilerinin 'gelmiş geçmiş en ünlü pantomimci ve palyaço' saydıkları 55 yaşındaki bir ademoğludur Slava. Bu gösteri için 80'lerin başında The Times gazetesi, "20. yüzyıl klasikleri arasında anılacak bir şov" diye yazmıştı. Sahnede yağan kar, seyircilerin üstüne püskürtülen onlarca kilo kâğıt parçacıkları ile 'kar fırtınası'nın estiği, sessizliğin çok şey anlattığı, duygu, ışık, renk seli bir gösteriydi.

Çıkarken seyirci kalabalığının arasında kimi görsem beğenirsiniz! Bizim 'al yanak'. Yanında minik bir kız çocuğu, muhtemelen kızı, güle oynaya çıkıyorlar. Şaşırdım, ama şaşkınlığımın yersiz olduğunu çabuk fark ettim. Çünkü en ucuz biletin 20 dolar olduğu 'Kar Şovu'nda hayatı kar temizlemekle geçen bir işçiyi görmek yeryüzünde sadece Moskova'da 'gerçek' olabilirdi. Belki kendi çocukluğunda izlediği bu efsane şovu kızı da görsün istemiş, hem de kendi çocukluğunu yâd etmişti.

Sonra kalabalığı süzdüm merakla. Ünlü bir sinema yönetmenini de gördüm, çok zengin tipler de, orta halli, hatta yoksul görünüşlü insanlar da. Rus halkının belki de tek ortak paydasının 'sanata düşkünlükleri' olduğunu düşündüm. Ve sanat 'dostlar alışverişte görsün' tavrıyla değil, 'hayatın olmazsa olmaz koşulu' sayılarak yüceltildiği sürece, bu toplumun ayakta kalacağına kanaat getirdim.

Dışarıda ayaz vardı. Yarın kar yağmayacağını düşünüp sevindim. Bizim 'al yanaklı' deliksiz bir uyku çekebilirdi. Rüyalarında Slava'nın renli kar taneleriye ısınarak...

Kaynak: Radikal Gazetesi

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.