Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
| Cite de Pera |
|
|
|
| Hasan KANTARCI | |
|
Nam-ı diğer Cite de Pera: Bir zamanlar tanzimat döneminde iş merkeziydi. Üst katları ise pansiyon olarak kullanılırdı.
"Galata bankerleri" sanıyla tanınan ve gerektiğinde saraya bile borç verebilecek kadar maddi güce sahip Rum bankerlerinden Hristaki efendi tarafından yaptırıldı. Kısa zaman içinde meyhaneler tarafından ele geçirilmiş olan bu avlulu bina 70 li yıllardaki yangından sonra restore edilerek yeniden hizmete girdi. Hemen yanı başındaki tarihi balık pazarının etkisinden olacak ki birbirinden hoş mezeleri keyifli atmosferiyle herkesin sohbetine kucak açan "çiçek pasajı" deyim yerinde ise "meyhaneler çarşısı" artık. Geçirdiği büyük yangından sonra restore edilen beğenmediğim görüntüsüyle yenilenen eski müdavimlerine keyifli zamanlar vaat edermi bilmem ama bir-kaç saat oturmaktan haz aldım doğrusu. Geçen hafta sonu Cuma akşamı gittim İstanbul'a Pazartesi sabahı dönmek için. Sözüm ona hafta içi yağmurla kirini temizlediğini öğrendim İstanbul'un. Çatılarından aşağı tüm evlerin yıkandığını bana tertemiz halini hazırladığını düşündüm İstanbul'un. Fakat ben her yanını değilde çiçek pasajına ayıracaktım iki günlük zamanımı Çiçek Pasajı Dar fakat iki kanatlı yeşil ferforje bir kapı. Biraz heyecan bir okadar da hayal kırıklığı. Giriş heyecan. Eskilerin anlattığı görüntüye uymayışı düş kırıklığı...... Çiçek pasajına ilk kez gidecek olmanız heyecanı, eskilerin anlattıklarına uymayan görüntüsü ise düş kırıklığı yaşatacak sizde. Yenecek çok şey varda yinede hissedecek birşey bulunur elbet. Belkide gizli kalmış yazarlık yönünüz ortaya çıkar. Yeni dostlar bile edinebilirsiniz. Yazar Rıfat ILGAZ'a çok yönlü olmasını neye bağladığını sormuşlar: "Gider çiçek pasajına otururum. Bir bira içerim. Birileri gelir, sohbet başlar. Bira söylerim şurdan burdan konuşuruz. Biraz konuları dürtüklerim. Bir iki saat oturur tüm hayatını anlatır gider." Çiçek pasajında bir mekan: MAHZEN Mahzen şarkılardan bile fazla etkiledi benliğimi. Yüreğim titredi. Gözlerim duvarlara kaydı. Her oturan duvarlara yazı yazmış anlaşılan. Benden de birşeyler kalsın istedim içimden. Daha zorunu seçtim.Duvarlarına takılı kaldı gözlerim. Çiçek pasajının en kötü yanı garsonların işkenceye dönen bakışlarıyla sizi mekana davet etmeleri. Önümde giden bir grup sayesinde bu işkenceden kurtuldum. Hemen ardından adımlarımı karataşlı basamaklardan mahzen isimli mekana yavaş yavaş bıraktım. Mekan boş sayılabilecek gibiydi. Masaların boş olması nerde oturacağım konusunda seçimimi zorlaştırdı. Akşamcılar henüz gelmemişti anlaşılan. Bir köşede karataşlı duvarların sırtına kendimi siper ettim. Merdivenleri inerken aşağıdan Muazzez ERSOY'un sesi "bir gönül vardı bende henüz aşkı tatmamış" duvarlara çarpa çarpa geliyordu. Artık mahzende zamanın çok güzel geçeceğini düşündüm. Son basamağa indiğimde Faruk Nafiz ÇAMLIBEL'in "han duvarları dudaklarımdan yüreğime yol almıştı bile: "Atlarımız çözüldü girdik handan içeri Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı Bir pırıltı gördümü gözler hemen dalıyor Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı Gitgide birer ayet gibi derinleştiler Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı. Üstüne yazılarla hatlar karışmışlardı. Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler." Masama oturduktan sonra bu şiire birkaç mısrada ben eklemek isterdim. Edebiyatçıların ne düşüneceğini umursamadan. İstanbul'u ilk kez yaşanabilecek kadar huzurlu buldum. İnsanların yüzüne bakmadan. |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.