Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color

 Vahşi batının Kalbine Doğru

New Mexico

Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.

Dört Mevsim California

California

 Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Yasak Şehir

Cin

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...

Uzaklar.com:ANA SAYFA
Yosemite'nin Zirvesinden PDF Yazdır E-posta
Yelda HOROZOĞLU   

ImageYosemite, ABD'de uzun süredir gitmeyi planladığım bir mekandı. Pek çok kez hazırlık yapıp yola koyulmaktan son anda vazgeçmiştim. Ancak bu sefer bu geziyi gerçekleştirmeye kararlıydım. 

Bu kararımı uygulamak için geçtiğimiz yaz ayında gerekli bütün hazırlıkları tamamlayıp park için geri sayıma başladım. ABD'nin en çok ziyaretçi çeken bu parkında yer bulmanın çok zor olduğunu biliyordum. Parkta konaklamak için değişik seçenekler vardı. Beş yıldızlı otel odalarından kabinlere, pansiyonlardan motellere kadar farklı imkanların içinde bana en cazip geleni parkın içindeki kabinlerde, doğanın içinde konaklamaktı. Fakat bu kabinlerde yer bulmak tahmin ettiğimden zor oldu. İnternette uzun süre bu kabinlerde boş bir yer bulmak için beklemek zorunda kaldım. Ama sonunda amacıma ulaştım. Şansım yaver gitti ve geçtiğimiz Ağustos ayının ortalarında parkın içinde boş bir kabin buldum. Daha önceden yapılan bir rezarvasyonun iptali sonucu bana şans doğmuştu. Hemen rezervasyonu yapıp Yosemite hazırlıklarımıza başladık.

Dev ağaçlar diyarı: SEQUOIA

ImageLos Angeles'tan başlayan yolculuğumuzun ilk durağı Sekoya (Sequoia) Ulusal Parkı'ydı. Bu park adını dev sekoya ağaçlarından alıyordu. Dünyanın yaşayan en eski canlı türü olarak da tanınıyor bu ağaçlar. Ortalama yaşları 3000. Bunların içinde biri var ki parka girip de görmeden geçmek mümkün değil. Adı "The General Sherman Tree". 1975 yılındaki ölçümlere göre hacmi 1486.6 metreküp olan dünyadaki bu en büyük sekoya ağacının yanında insan kendini çok küçük hissediyor. Bu hissi anlamak için size vereceğim sayıları iyi okuyun: Ağacın yerden yüksekliği 83.8 metre, taban çevresi 31.1 metreyi buluyor. Çapı ise tam 11.1 metre. En büyük dalının çapı 2.1 metre.

Sekoya'da yaklaşık 3 saat geçirdikten sonra tekrar yola koyulduk. Güneşin batmasına bir saat kala Yosemite Parkı'ndaydık. Güneş batımını parkın en görkemli noktası olarak bilinen Glacier Point'ten seyrettik. Parka gelmeden önce yaptığım araştırmalarda bu noktadan seyredilen gün batımının büyülü bir havası olduğunu okumuştum. Ancak okuduklarımın ne kadar yavan kaldığını güneşi batırırken farkettim. Böylesi bir güzelliği anlatmaya ne dilim varıyor ne de çektiğim fotoğrafların gücü. Tepeden bütün parkı kuşbakışı görmek mümkündü. Bu yemyeşil deniz ormanının bir köşesinde yüksek dağlar, diğer köşesinde onlarca metre yükseklikten akan şelaleler bulunuyordu. Tek kelimeyle mükemmel bir manzaraydı.

Yosemite'deyim!

"Half Dome" yani yarım küre şeklindeki oluşum Yosemite'nin herkes tarafından bilinen sembolü. Vadi tabanından yaklaşık 1220 metre yüksekliğindeki bu dev kayanın tepesine bir gün süren zorlu tırmanıştan sonra varılıyordu. Zamanımızın sınırlı oluşu çok istememize rağmen bu planı ertelememize neden oldu. Glacier Noktası'ndan izlemekle yetindik bu doğa harikasını. İlk durak olarak bu noktayı seçmemiz iyi olmuştu. Çünkü parka tepeden bakma şansını yakalamıştık, hem vadiyi, hem yarım küreyi, hem de 3 tane şelaleyi bu noktadan görmek mümkün.

ImageGüneşi batırıp, fotoğraflarımızı çektikten sonra konaklayacağımız park alanına indik. Buradaki bütün konaklama alanları Yosemite Village adı verilen bir alanda toplanıyor. Bu alan da kendi içinde çeşitli bölümlere ayrılıyor. Bizim kalacağımız kabinin bulunduğu yer Curry Village olarak anılıyor. Kayıt işlemlerimizi tamamladıktan sonra kalacağımız kabinin anahtarlarını alıp dışarı çıktık. Hava kararmıştı. Kamp alanında sadece yürüme yolları üzerinde bulunan gece lambaları yürüdüğümüz yolu aydınlatmaya yetiyordu. Uzun bir aramadan sonra kabinimizi bulduk. Akşam yemeğimizi bu doğa harikasının ortasında gökyüzündeki yıldızları seyrederek yedikten sonra kısa bir yürüyüş yaptık. Karanlıkta yolumuzu kaybetmemek için fazla uzağa ayrılmak istemiyorduk. Fenerlerimizin eşliğinde yapılan bu yürüyüşte kampın çevresini keşfetmiştik.

Dikkat!!! Ayı Çıkabilir

Bu parkta konaklamayı seçen ziyaretçilerin önceden bilmesi gereken bazı özel kurallar bulunuyor. Bu kuralların en tepesinde geçici olarak kalacağımız parka ve parktaki doğal yaşama saygı göstermemiz konusunda uyarılar bulunuyordu. Bu uyarılar içinde en çok ilgimi çeken ve beni biraz da korkutan bir bölüm bulunuyordu. California bayrağına sembol olan ünlü ayıların vatanında bulunduğumuzu hatırlatan bu uyarı yazsısında, ayıların aktif olduğu belirtiliyordu. Aktif Ayı'nın ne anlama geldiğini ise bu uyarıları okuduğumda anlayacaktım. Ayılar bu kamp alanında diledikleri gibi geziniyorlardı. Özellikle gece geç saatlerde, insanlar uyurken ortaya çıkıyorlar ve ziyaretçilerin eşyalarını karıştırmayı, çok sevdikleri şeker ve benzeri yiyecekleri alıp yemeyi çok seviyorlardı. Bunun için her yere gözümüzün içine giren uyarı tabelaları  yerleştirilmişti. Bu uyarılarda yiyeceklerimizi bize ayrılan demir kasalara koymamız, arabalarda, çadır ya da kabinlerde kesinlikle yiyecek bulundurmamamız belirtiliyordu. Aksi takdirde dev bir ayıyla burun buruna kalabilirdik. Her ne kadar onların insanlara saldırmayan zararsız birer hayvan olduğu belirtilse de uyarı notlarında şu satırlar tüylerimizi ürpertmeye yetti: ‘Ayılar ve kendi güvenliğiniz için kurallara uyun.'  Bu kuralları okuduktan sonra yanımızdaki tüm yiyecekleri bize verilen özel demir dolaplara yerleştirdik. Arabada hiçbir yiyecek ve poşet bırakmadan kabine girdik. Bizimle birlikte yüzlerce kişinin de bu kampta bulunduğunu bilmek, yalnız olmadığımızı hissetmek beni biraz olsun rahatlatsa da gece yiyecek aramaya çıkan bir ayının kabinimizin önünde dikilme ihtimali uykularımı kaçırmaya yetti. İlk geceyi kabine ayılar gelecek korkusuyla geçirdim. Gün ağarmaya başladığında uykuya daldığımı hatırlıyorum.

Zirveye Doğru

Ertesi gün Yosemite'nin en yüksek şelalesine ‘Upper Yosemite Fall"a çıkmaya karar verdik. 740 metre yükseklikten akan Yosemite Şelalesi dünyanın 5.si. Lower ve Upper diye 2 tane farklı şelaleden oluşuyor. Alttan bakıldığında bile tırmanması bir hayli güç görünen bu zirveye çıkma kararımızı bir kez daha gözden geçirdik. Buraya kadar gelip yarı yoldan geri dönmek bize yakışmazdı. Biz de bize yakışanı yapıp zirveye çıkan dar yola girdik.

Imageİlk başlarda kolay olacağını düşündüğümüz bu tırmanış tahmin ettiğimizden zorlu görünüyordu. Çalıların ve kayaların arasında zorlukla yürüyebiliyorduk. Gezi kitaplarımızda bu yolcluğun bir gün süreceği belirtilmesine rağmen kararlıydık. Ne olursa olsun zirveye varacaktık. Tırmanış sırasında birkaç kişiyle karşılaştık. Her seferinde ‘Daha çok var mı?' diye soruyorduk. Aldığımız yanıtlar aşağı yukarı aynıydı. ‘Yarım saat sonra şelaleyi en iyi gören noktaya ulaşacaksınız!' Dedikleri gibi oldu. Yaklaşık yarım saat sonra şelaleyi gören noktaya ulaşmıştık. Ama burası zirve değildi. Yarısı bile değildi. Zirvenin başlangıcı diyebiliriz. Bu noktadan şelale mükemmel görünüyordu, ama biz zirveye çıkmak istiyorduk. Başımızı kaldırıp baktığımızda bu düşüncemizi gerçekleştirmek için daha çok tırmanmamız gerektiğini anladık.

Bu ilk mola noktasından sonra tekrar yola koyulduk. Yolun zorlu kısmı da burdan itibaren başladı. Artık belimize kadar uzanan çalıların içinde yürüyorduk. Attığımız her adımı hesaplamamız gerekiyordu. Zemin kayalık ve kaygandı.

Bu şekilde 2 saat kadar daha tırmandıktan sonra tekrar mola verdik. Zirve nedense hep aynı uzaklıkta görünüyordu. Baktıkça insanın moralini bozan bir durumdu bu. Onca yola rağmen sanki daha yolun başında gibiydik. Artık kimselere de rastlamıyorduk. Bu yükseklikte bizden başka kimse olmadığını anladığımızda yaklaşık 4 saatlik bir tırmanışı da geride bırakmıştık.

Çıksak mı, dönsek mi?

İşte bu noktada yola devam edip etmeme tartışması başladı. Ben zirveyi görmeyi, oradan Yosemite'yi seyretmeyi çok istiyordum. Remzi ise zamanın hızla geçtiğini bu çıkışın bir de inişi olduğunu, bunu hava kararmadan gerçekleştirmek zorunda olduğumuzu bana hatırlatıyordu.

Sonunda biraz daha hızlanıp molalarımızı da azaltarak yola devam etme kararı verdik. Tırmanışa başladıktan yaklaşık 6 saat sonra zirveye ulaşmıştık. Suyumuz bitmişti, yanımızda karnımızı tok tutacak çerez türü yiyecek malzemeleri vardı.

Önce zirvedeki nehir kenarına gittik ve burada mola verdik. Nehirin buz gibi suyundan içip biraz dinlendikten sonra çevreyi keşfe başladık. İnsan elinin değmediği, bu güne kadar gördüğüm ender güzelliklerden biriydi bu zirve. İlerdeki ormandan çıkan nehir ayaklarımızın altından akıp uçurumun kenarına, buradan da 740 metrelik yükseklikten vadiye akıyordu. Bu başdöndürücü yükseklikte ne bir korkuluk ne de merdiven bulunuyordu. Birkaç adım önümüzde korkunç bir uçurum uzanıyordu.

Burada birkaç saat geçirdikten sonra zamanın oldukça geç olduğunu bu yolun bir de dönüşü olduğunu hatırladık ve iniş için geldiğimiz yola girdik. İşte o an hesapta olmayan bir olay yaşadım. Sol dizim bükülmüyordu. Şiddetli ağrı bir yandan ayakta durmamı, adım atmamı engelliyor, bir yandan da yolun geri kalan bölümünü nasıl tamamlayabileceğimi bana hatırlatıyordu.

Biraz dinlenip ağrının geçmesini bekledik. Ancak geçecek gibi bir ağrı değildi. Yürümekten başka da çaremiz yoktu. Hava karardıktan sonra ayıların cirit attığı bu dağda kalmayı hayal bile edemiyordum. Yanımızda bulunan bandajla dizimi sıkı sıkı bağladıktan sonra yola devam ettik. Her adım atışımda artan ağrıdan çok kampa dönememek korkusu beni endişelendiriyordu.

Yaklaşık 5 saat bu şekilde yürüdüm. Son bir saat sağlam dizim de ağrımaya başlamıştı. Bütün yükü sağlam dizime yüklemiştim ve artık o da bu ağırlığı karşılayamıyordu. Hava kararmaya başlamıştı ancak biz hala vadinin zeminine ulaşamamıştık.

Herşeye rağmen...

Hayatımda yaptığım en zorlu yolculuk olarak hatırlayacağım zirveden indiğimizde, kampın ilk ışıklarını gördüğümde bir daha asla bu kadar zorlu bir yola girmeyeceğime söz verdim. Yukarda kalıp ayılara yem olmaktansa acı içinde kıvranmanın daha şanslı bir durum olduğunun da farkındaydım. Şimdi geriye dönüp baktığımda nedense o anki ağrım ve yaşadığım korkumdan çok zirvedeki manzara aklıma geliyor. Yosemite'ye gelip bu zirveye tırmanmadan dönmenin vicdan azabına tahammül edemeyeceğimi biliyordum.

Akşam pizzamızı yiyip ve biralarımızı yudumlarken birkaç saat önceki çektiklerimizi gülerek anıyorduk. Doğanın Amerika'ya sunduğu cömertliklerin bu en ilginç noktasında geçirdiğim günü hayatımın sonuna dek unutmayacağım. Şimdi fotoğraflarına baktığım zirveye bir zamanlar tırmanmış biri olarak bu anımı Yosemite'yi görme imkanı olan ya da olamayan sizlerle paylaşmak istedim. Yolunuz bu parka düşerse mutlaka bu zirveye tırmanın ancak daha önceden sıkı bir kontrolden geçmeyi unutmayın...

 

YOLDAN NOTLAR

malezya

dubai

filipinler

nepal

singapur

Medyalens.com

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.