|
Taylan KALKAVAN
|
|
Perşembe, 17 Şubat 2005 |
|
Diğer bölgelerin yanında hep ihmal edildiğini düşündüğüm Orta ve İç Anadolu'ya gezi yapma fikri eşimin izninin olmamasından dolayı bana katılamayacağı belli olunca kesinlik kazanmıştı.
Bu bölge Karadeniz, Güneydoğu ve Doğu bölgelerine nazaran daha az çekici olduğundan ve ona da sevimli gelmediğinden iki motor (VFR 800 ve FJR 1300) ve iki kişi olarak (Taylan Kalkavan - Atilla Hacısüleymanoğlu) bu yolculuğu planladık. 02/08/2003 tarihinde sabah Çamlıca gişelerinde ki buluşmaya Atilla akşamdan kalma ve havuza atılma durumlarından gecikince bizim de yola çıkışımız 0830 u buldu.
Motorlar 4 silindirli sport Turing olunca otoban bölümünü süratle tamamladık. Gerede den otobandan ayrıldıktan sonra Ilgaz, Tosya Merzifon üzerinden Amasya ya yaklaşık 9 saatte vardık. Bu yolda Merzifon da çok rüzgar yedik.
Amasya yı beklediğimizden çok daha güzel ve şirin bulduk. Irmak kenarında Harşena otelde iki kişilik odada tek kişi OK 35 milyona kaldık(Kredi kartı geçerli) http://www.harsena.com/
Amasya görülesi bir yer. Yeşil ırmak kenarındaki otantik evleri yine bu evlerin altındaki kafe ve restoranlarıyla sevimli ve modern görünümlü bir kent.
Akşam yemek yediğimiz restoranda biri kız 3 genç çocuk çok güzel gitar ve kemanla canlı müzik yapıyorlardı. (Çay bahçesinin yanındaki restoran.Irmak kenarı)
Amasya nın üstündeki kral mezarları ve kaleye çıktık. Dar sokak aralarında medrese, kümbetler ve eski hamamları gezdik.
Ertesi sabah erkenden yola çıktık Turhala gitmeden ara yoldan Zile ye indik. Oradan Yozgat dan Kayseriye gittik. Yollar çok boş ve bir yol çalışması hariç düzgündü. Radara yakalanma korkusu olmadan motor kullanmak bu turun en büyük özelliği oldu. Aksaray - Konya arası çevirme hariç (o da bize gore ters yönde idi) hiç çevirme bile görmedik.
Kayseriye uzun bir bozkır sürüşü sonrası girdiğimizde şehrin geniş caddeleri bizi karşıladı. Şehir içinde bir tur attıktan sonra bir otopark görevlisine otoparkın önüne motorları koyarak emanet ettikten sonar oradaki en büyük alışveriş merkezinin roof undaki kafeye gittik.
Ürgüp e Turgay Avcı dan aldığımız tavsiye ile Erciyesi aşarak girme niyetimiz olmasına rağmen yorulduğumuzdan yeni açılan yoldan gazlayarak gittik. Yol üzerinde kesinlikle herkese tavsiye edeceğim Sarıhan Kervansarayına uğrayarak gittik. (Avanos yolu üzerinde)
Ertesi akşamki Sema gösterisine yer ayırttık.
Ürgüp te Hotel Cappocia Palace da mağara odalarda OK tek kişi 40 milyona kaldık. Odalarda jakuzi bile vardı ve o sıcak zamanlarda inanılmaz serindi . http://www.hotel-cappadocia.com/
Ertesi sabah balon turu için bizi 0430 da otelden aldılar ve kahvaltının ardından güneşin doğuşunu seyretmek üzere havalandık. Peri bacalarının üzerinde güneşin doğuşunu seyretmek , ışıkların yarattığı manzarayı izlemek inanılmazdı.
Balon bize kişi başı 90 usd ye mal oldu. (Cappodacia Balloon.) Buna kahvaltı ve inişte şampanya ile sertifika tshirt ve şapka dahildi.(Ancak bize t-shirt ve şapka vermediler) O gün etrafı dolaşırken bir kaç tane yabancı motorcu ile selamlaştık. Ayrıca balondan servis ile dönerken bir kaç enduro gördük ama kimlerdi anlayamadık.
Uçhisar, Göreme ve Atillanın halıcı macerasından sonra Avanosta averaj bir yerde akşam yemeği ve ardından erkenden Sarıhan kervansarayına gittik. Ortam karanlık basmasıyla beraber iyice mistikleşti.
2130 da başlayan sema gösterisinde çok az boş yer kalmıştı. Maalesef sadece Türk olarak biz ikimiz vardık izleyenler arasında. Çok etkileyici bir ayin oldu. Gösteri diyemiyorum çünkü semazenler tam transa girmişlerdi. Seyirciler de de gerçekten çıt çıkmadı. Resim çekmeye ancak gösteri bittikten sonra semazenler resim amaçlı geldiklerinde izin verdiler.
Ertesi sabah Aksaray üzerinde Konya ovasını geçtik. Gerçekten de söyledikleri gibi yol cetvelle çizilmiş gibiydi. 160-180 km ile rahat gidebildik. Hatta 200 leri bile bir ara yapabildik. Ters yönden geçen 3 GS ile selamlaştık.
Konya da Atilla nın bayisi bizi ağırladığı için otel ve restoran parası vermadık. E bir de Genel Müdürüne jest olsun diye Hilton da yer ayırtmış olunca iyice keyiflendik.
Konya da Mevlana türbesi ve müzesi çok etkileyici olmasına rağmen maalesef çeşitli türlerdeki ziyaretçilerin ayakkabı çıkarma zorunluluğundan dolayı yaydıkları kokular ortamın özelliğini alıp götürüyordu.
Konya içerisindeki bir iki tarihi ve turistik yeri dolaştıktan sonra yerel yemek tatmak amacıyla Atillanın bayisinin bizi götürdüğü ilk restorandan yemeklerin kötülüğü nedeniyle ayrılıp ikincisine gittik ve ben dikkatli davranıp hepsinden azar azar tattığım için bana oldukça ağı olan yemekleri hafif bir bağırsak bozukluğu ile atlatabildim. Zaten biz bu turda pek yemek yedik de sayılmaz çünkü sabah kahvaltısından sonra yola çıkıp maksimum yol giderek tüm gün sadece su ve çoko prensle idare edip akşam hafif bir yemek ve ardından erkenden yattık. (Sanırım Atilla bir daha benle tura çıkmayacaktır)
Ertesi sabah yine erkenden yola çıkıp Ereğli yönüne doğru yol alırken sağda mola vermiş bir kaç motor gördük çok süratli olduğumuzdan sadece korna çalabildik.( Konya civarındaki yollar bu açıdan muhteşemdi).
Önce Meke Krater gölüne gittik.
Açıkçası bana gore resimleri daha etkileyici idi. Ardından Ara yollardan (ki bu yollarda düzgün ve doğrusaldı) Karaman'a indik. Buradan doğuya doğru yol alarak Taşkale köyüne gittik..Gezi 2003 kitabından yararlanarak bulduğumuz bu yer çok etkileyici idi.
Oralara yolu düşen herkese tavsiye ederim.
Ardından Karaman üzerinden çok güzel virajlarla Mut a indik. Burada dikkat edilmesi gereken iki şey var. Birincisi deli gibi o virajlarda yol alan kamyonlar ikincisi ise sıcak idi. Kamyonlar tüm Toroslar boyunca bizde şaşkınlık uyandırdı. Nedense görüğümüz tüm kamyonlar yüksüzdü ve hepsi köy içleri de dahil deli gibi gidiyorlardı. Sıcak ise inanılmazdı. Saat 1530 olmasına rağmen motorun termometresi Mut ta 42 dereceyi gösteriyordu.
Nasılsa Toroslara tırmanacağız serinleriz diye kendimizi teselli etmemiz, girdiğimiz yolun mıcır olup yaklaşık 50 km deli gibi virajlarla devam etmesinden dolayı tam karabasan a dönüştü. Fırın gibi bir havada yaklaşık 1 saat sonra devam edip 1800 lere ulaşabildik. Yanlız buralarda manzara muhteşemdi. En son çıkan Türkiye nin en güzel yolları kitabında geçen Mut - Ermenek - Hadim yolu gerçekten bu ızdıraplara değdi.
Bu yolu yaparken yanında su olmasına ve benzin istasyonlarının mesafesine dikkat edilmeli.
Yol üzerindeki kasabalar Sarıveliler, Ermenek,Hadim ve özellikle Taşkent inanılmaz güzellikte yerler.
Bazı yerlerde yol çalışmaları olmasına rağmen yol çok düzgün ancak nedense Karaman sınırları başlayınca yol düzeldi. Sanırım bunun sebebi de Karamanın yeni il olmasında dolayı.
Hatta yol kenarında başıboş otlayan develer bile gördük.
Akşam Taşkent te belediyenin otelinde kaldık. (Bir gece Hiton bir gece Belediye oteli bayağı bir değişiklik oldu.) O yöredeki tek otel buymuş ve genellikle de yer olmuyormuş. Biz Atillanın bayisi kanalıyla yer ayırttığımız için yer bulabildik.
Ancak Taşkent olağan üstü bir yer. Kasabadan geçen akarsunun alabalıkları ise muhteşem. Etrafta sakinliği seven bir çok yerli turiste rastladık.
Ertesi sabah yine aynı Gezi kitabında gördüğümüz Yer Köprü şelalerini bulmak üzere 3 saat harcadık benzinsiz dağ başında kalma tehlikesi yaşadık ancak şelalelere bir bölümünü yayan giderek ulaştık. Ve gerçektende tüm bunlara değdi. Burası kamp için mükemmel bir yer.
Ardından Seydişehir de bir mola da Atillanın söylediği bir laf geziyi çok iyi tanımladı.
Bir şehirler arası otobüs mola vermişti ve insanlar iniyordu. Güzelce bir kız indi. Atilla da "oğlum farkında mısın günlerdir ilk defa eşek üzerinde olmaya ve çarşaf takmamış bir kadın gördük " dedi.
Beyşehir içinde bir tur attık, kemerleri gördük. Aksi yönde kaldığı için balık lokantalarına gitmedik(Çokoprens neyimize yetmiyor). Kuzeyden dolaşıp aşağıya Eğirdire indik. Eğirdire inen yoldaki virajlar tam VFR ye gore idi.
Keyifli virajları alırken bir Goldwing ile selamlaştık. Akşam Eğirdir de yarımada da ki pansiyonlardan birinde kalıp kendimize balık ziyafeti çektik. Levrek in porsiyonu 4 milyon ıstakozunki ise 6 milyon idi. Böyle ağır yemeğe alışık olmayan midelerimiz bizi rahatsız ettiysede kulak asmayıp erkende yattık.
Gölün batı tarafından dolaşıp Şuhut üzerinden Afyonun doğusuna ulaştık burada artık Atilla isyan bayrağını açtı ve mecburen İkbal tesislerinde kahvaltı ettik. Ardından eski Afyon Eskişehir yolunu izledik ve bu yolun 26.km sinde Peri Bacaları okunu takip ederek sağa saptık. Burada Kapadokya benzeri oluşumlar gördük.
Ardından 20 km sonra Midas kalıntıları için yoldan tekrar ayrıldıysak da girdiğimiz köy yolu biz enduro kullanmadığımız hatırlatınca mecburen ana yola döndük.
Eskişehirin içini çok modern buldum. Bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Sanırım üniversitenin bunda büyük etkisi var.
Bözüyükden Bilecik yönüne sapıp oradan Pazaryeri Kurşunlu istikametine döndük ve 20 km inanılmaz sıklıkta virajlarda once keyif alarak sonra da biraz bıkkınlıkla keyif yaptık.
Ardından İznik gölü ve Topçularla turu tamamladık.
7 günde toplam 3000 km yaptığımız bu tur bana yeniden tatilin sadece güneye gitmek olmadığını trenle doğuya veya g.doğuya gitmeden de Anadoluyu görebileceğimizi anlattı. |