Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YAZARLAR arrow Ertan GÜN arrow Göçmek mi zor kalmak mı?
Göçmek mi zor kalmak mı? PDF Yazdır E-posta
Ertan GÜN   

Eski bir şarkıdır bu. Yurtdışına göçmeyi düşünenler de, göçüp de geri dönüşe iç geçirenler, hep aynı şarkıyı söylerler.

Yurtdışından hangi göçer ile konuşsam: Nihai hedef Türkiye. Türkiye'deki çoğunluğun kafasında ise; yurtdışı hayalleri. Her iki düşünce de, küçük bir kurt gibi kemirir durur beyinleri.

İnsanın sürüncemede kalması da, öylesine mutsuzluk verir ki adama...

Yaşadığın yeri sevmeli, sevemezsen bile benimsemelisin. Aksi takdirde beynini kurcalar durur: Gitmek mi zor, kalmak mı zor?

Yaşamak: Eğer lezzetle, aşkla solumak ise havayı, "gurbet mi, memleket mi?" ikileminde; önce memleket derim. Önce Türkiye.

Ancak; memleketinde tutunamayanlardan isen, beklentilerine yanıt alamıyorsan, geleceğini kuramıyorsan veya yaşamından endişeliysen, tükenmişsen, çaresizsen: Durma! Derhal yurtdışı.

Yurtdışı ama, neresi?

İşte, o zaman: Kanada, derim.

Çünkü Kanada; "asgari yaşam standartı, diğer ülkelere oranla en yüksek ülke". Tırnak içine aldığım tümce, yaşam standartı en yüksek ülke olarak algılanmasın. Kanada, ‘alt sınırı' öteki ülkelere göre daha iyi olan bir ülke. Orta sınıf ise, Türkiye ile hemen hemen aynı. Üstelik, Kanada'nın çoğunluğunu oluşturan orta sınıfın, kenarda köşede birikmiş parası da yoktur.Tek fark; göçmenin iyi bir arabası ve evi olabilir, ama geleceği ipotek altındadır. Kanada'da peşinatsız taksitlerle ev ve araba almak çok kolay. Eğer çalışıyorsan, bas imzayı, anahtarları ayağına kadar getirsinler.

Sonra ömür boyu çalışır, didinir durursunuz. Belki ileride çocuklara faydası olur! Sonuçta siz, ‘fedakar anne' ve ‘fedakar baba' olursunuz ama, hiçbir zaman kendinizi yaşayamazsınız.

Yaşam, sizin yaşamınız değildir artık. Evinizi, arabanızı, oyuncaklarınızı elinizden almamaları için, çalışmaktan başka bir şey düşünemez olursunuz. Kanada'da çalışmayı da keyifli bir çalışma ortamı olarak değil, emek pazarı olarak düşünün.

Kanada'da çoğu yerde kredi kartsız alışveriş yapılamayacağından ve her ne kadar dikkat edilse de, kart borçları çoğalacağından; her ay borç ödemek için, çocukların istikbali için, "ne iş olsa yaparım" dan başka bir şey düşünemeyeceksiniz. Tek kişi çalışarak da, bu değirmen dönmeyeceğinden, karı koca birlikte çalışacaksınız. Belki de, aynı evde karşılaşmayacaksınız.
Eğer yaşam bundan ibaret ise, böylesi Türkiye'de de mümkün. Üstelik karı koca çalışan Türkiye'deki çiftler, para bile biriktirebilirler. Çünkü, çocuklarını yakınlarına bırakabilirler. Kanada'da eşlerden birinin maaşı, neredeyse çocuk bakıcılarına veya çocuk yuvalarına gidiyor. 12 yaşından küçük çocukları evde yalnız bırakmak, yasalara göre yasak!

"Evim, arabam olsun yeter. Dünyanın her yerinde, zaten çalışmak gerek." diyenlerdenseniz, Kanada'da bunun da garantisi yok. İş garantisi yok!  İşveren sizi sebepsiz yere işten çıkartabilir. Sistem, kapitalist sistem, devlet işverenden yana.

Sistemin şirin görünen tarafı: Çalışana sus payı olarak verilen, işsizlik parası. O maaş da ancak altı ay sürebiliyor. Maaşın bağlanması için, sigortalı olarak en az altı ay çalışmak gerek. İşsizlik parası, son maaşın yaklaşık üçte ikisine karşılık geliyor. İşsizlik parasının bağlanması da; iki, üç ayı bulabiliyor.

Peki, n'olacak taksitler?!

İdare etmezler.

Alışveriş mağazalarına bile bir aylık aksamada; tüm Kanada'da kara listeye geçersiniz.

Hemen iş aramalısınız. Kanada'da ‘hemen' iş bulabilmek de kolay değil! Kendi mesleğinizden söz etmiyorum; herhangi bir iş bulabilmek çok zor. Ama sistem sizi aç, açıkta bırakmıyor. İşsizlik  parası aldığınız süreçte diyelim ki iş bulamadınız, altı ay sonra aç mı kalacaksınız? Hayır. Bu kez size, Kanadaca "welfare" denilen "fakirlik parası"  bağlanıyor. Bunun ön koşulu da, aile bireylerinin çalışmıyor olması gerek. Evinizin olmaması da, bir başka koşul. Diyelim ki borçlandınız ve ev aldınız, daha sonra işten kovulursanız, fakirlik maaşı da alamıyorsunuz. Öyle ya; kağıt üzerinde mal sahibisiniz, varlıklı sayılıyorsunuz.

Ontario'da kirada yaşayan iki kişilik bir aile için, fakirlik maaşı 901 dolar. Her çocuk için de: 130 dolar daha ekleyebilirsiniz. Fakirlik parası tek başına yaşayanlarda 520 dolar iken, bir çocuğu ile yaşayan tek anne veya tek babalar 956 dolar almaktalar.

Tek odalı bir evin kirası Hamilton'da: 550-650, Toronto'da: 700-900 dolar arasında değişebiliyor. Oda sayısı arttıkça, 100'er dolar daha ilave edebilirsiniz. Kalan para ile geçinip geçinemeyeceğinizin hesabını varın siz yapın.

Kanada'ya göçmen statüsü ile gelen kişiler, çalışamasalar dahi, ilk bir yıl ‘fakirlik parası' alamazlar. Göçmen adayı olduğunuzda beyan ettiğiniz parayı, bir yıllık geçim parası olarak kabul ediyorlar.

Kanada'ya ordinaryus profesör olarak bile gelseniz, var olmanın dayanılmaz hafifliğini hissedeceksiniz. Çünkü sizi hafife alacaklar: mesleğinizi, diplomanızı tanımayacaklar. Birikiminizi, kariyerinizi, karizmanızı hiçe sayacaklar.

Önce ellerinize bakacaklar, sonra ayaklarınıza, gözlerinize, dişlerinize. Eğer, eliniz ayağınız düzgünse; doğruca sizi tasniflemeye. Katagorize etmeye.

***

Askerde: Biz üniversite mezunlarını, kısa dönem erbaş askerler olarak, aynı bölükte toplamışlardı.

- Kütahya Hava Er Eğitim Tugayı, 3. Erbaş bölüğü!
- Emret komutanım!
- Mühendisler, bir adım öne!

Rap, rap; 40-50 kişi çıkardı. Başımızdaki astsubay, kişi sayısını azaltmak için peş peşe sıralardı: " Elektronik mühendisleri öne çıksın!". On kişi kalırdı. Yüksek elektronik mezunu, beş kişi. Doktor elektronikçi derken, bir kişi kalana dek sürerdi. Sonuçta televizyonu açıp kapatma görevi, elektronik doçentine düşerdi.

Kanada'nın göçmenlik puan sistemi de, bana bu anıyı anımsatıyor. Başvuruda yüksek tahsile ek puan veriyor ama, Kanada'ya geldiğinde diplomanı tanımıyor. Bu, şu anlama geliyor: "Bana amele lazım lakin, mürekkep yalamışlarından."

Kanada'ya ilk geldiğimde "Keşke" dedim, "Keşke, berber çırağı olsaydım."

Marangoz olsaydım, ya da; inşaatçı, araba tamircisi, elektrikçi, tesisatçı...

Bu meslekleri bile burada yapabilmek için, bir süre kurs görüp, sertifika almanız gerekiyor. Fakat bu meslekler, hem iyi kazanan, hem de kolay iş bulabilen meslekler.

Buradan şu sonuç çıkıyor: Kanada'da iş bulabilmek zor, işe girilse bile kendinizi geliştirmediğiniz sürece, her an işinizden olabilirsiniz. Kanada'dan Türkiye'ye yatırım amaçlı para gönderebilmek veya götürebilmek çok zor.

Sordum: "Kanada'yı nasıl buluyorsun?"

Dedi ki: "Sürünmezsin, aç bilaç kalmazsın, ama insanca yaşarsın."

İnsanca yaşam !?

İç çelişkiler, bu sözcükte düğümleniyor.

Kimi insan, insanca yaşamı "kurallar ve kurallara bağlı bir dünya" olarak görürken, kimisi de "sınırsız özgürlüğü" insanca yaşam, olarak tanımlayabilir.

Kanada, kurallar ve yasalar ülkesi. İnsan yaşamına saygı var. Kadın ve çocuk hakları önde gelir. Trafik kazasında önce kurtarılacaklar, sırasıyla: çocuklar, sakatlar, yaşlılar, kadınlar, ve son olarak yetişkin erkekler.

Kanada' da sadece küfür etmek serbest, başka nereye baksan yasak! Kavgada ilk yumruğu vuran, yasalar önünde daima suçludur! 18 yaşından sonra, sürekli sicilin tutulur. İş başvurunuzda, alkollü araba kullandığınız karşınıza çıkabilir.Yıllar geçer, 20 yaşında yapmış olduğunuz bir hatadan ötürü işinizden olabilirsiniz.

Öte yandan, dilediğiniz gibi giyenebilir, dilediğiniz gibi soyunabilirsiniz. ( Önceki yıl, kadınlar da sokakta üstsüz gezebilme özgürlüğünü kazanmıştı.)

İnsanca yaşam?!

Herkes cümleye "lütfen" ile başlıyor ve "teşekkür" ile bitiriyor. İyi bir dilekle noktalıyor konuşmasını. İnsanlar birbirine nazikmiş gibi davranıyor. Kimse kimsenin özel hayatına, ne yediğine, ne içtiğine, ne de giyimine karışıyor. İlginçtir, yurtdışında yaşayan Türkler de, bu nezakete uyum sağlıyor. İnsanlar, birbirine daha saygılı.( Demek ki, becerebiliyormuşuz.)

Kanada' da homoseksüel olabilirsin, marjinal olabilirsin, küpe takıp, dövme yaptırabilirsin, sokağa tükürebilirsin, işeyebilirsin, kimse sana bir şey demez. Kurallara aykırı bir davranışta bile bulunsan; ancak ‘görevli' gereğini yapar. ‘Yurttaşlık bilinci' safsatasıyla, kimse kimsenin jandarmalığına soyunmaz. Bu madalyonun iyi yüzü: Acı yanı ise; kimse kimsenin kimsesi değil!

İstediğin dini, dinsizliği veya ideolojiyi savunabilirsin. Halk tabakasında eşitlik vardır. Özürlü, özürsüz ayrımı yoktur. Hiçbir türlü ayrımcılık yoktur.Vardır da, belli etmek yasaktır. Kanada' da ayrımcılık yapmak suçtur.

Kanada' da çok bariz iki tabaka var: Yönetenler ve yönetilenler. Yani kapitalistler ve emekçiler. Devlet her zaman kapitalistlerden yanadır. Çünkü devlet, en çok vergi vereni sever ve işveren daima haklıdır.

Hani ayrımcılık yoktu ?!

Unutmayın, ayrımcılık; halkın kendi arasında  yasaktır. 

Kanada' da ırk ayrımı yok. Siyah-beyaz yok. Sadece mavi var. Fakat, ‘açık mavi' ve ‘koyu mavi'!

Ali olan adınızı, Alex olarak değiştirebileceğiniz bir özgeçmiş başvurunuz, daha itibar görür. Müslümanlığınızı veya Türklüğünüzü ön plana çıkartırsanız, sempati duymazlar size. Ama canınızdan da olmazsınız.

***

Türkiye' de vergi kaçırmayana "keriz" diyorlar, Kanada' da "yüz kızartıcı suç" olarak algılanıyor ve cezalandırılıyor. Vergiyi kesintisiz alan devlet de, güçlü oluyor. Devlet memuru olmak hem çok zor, hem de onurlu bir meslek  Kanada' da.

İnanıyorum ki, bir gün Türkiye' de de insanlık onuru işkenceyi yenecek. AB' ye girme hayaliyle de olsa, insanlık kendini düzeltecek. Hiç yolu yok; saygısızlık genlerimiz törpülenecek.

Hacı amcaya da, Allahsıza da aynı mesafede bakabildiğimiz zaman, insanca yaşam kendiliğinden gelecektir. Üçüncü şahısların düşünceleri, inançları, yaşam şekilleri ile uğraşmadığımız zaman, aramızda kavga da olmayacaktır.

Bunun adına "barış" diyorlar. Barışın olduğu yerde de: öfke, kin, nefret, öç olmaz! Dayatma olmaz!

Barışın olduğu yerde, silahlı kuvvet olmaz. Silahın olmadığı yerde, savaş olmaz. Savaşın olmadığı yerde; çiçek açar, çocuk büyür ‘insan' olur.

Benim insanca yaşamdan anladığım budur.

Kendimizin canavarlaştırdığı trafik, enflasyon, yargısız infaz, basın ahlaksızlığı; eloğlunun dayatmasıyla ortadan kalkacaktır. AB' ye alsalar da, almasalar da; bu evrim, bu devinim kaçınılmazdır.

Avrupa Birliği rüzgarıyla, Türkiye' de iyileşmeler ve iyileştirmeler mutlaka olacaktır. Türkiye'de bu geçiş sürecini iyi değerlendirebilen yeni zenginler ortaya çıkacaktır.

"Fırsatlar ülkesi"  sözcüğü, Türkiye'ye daha çok yakışıyor. Kanada, kesinlikle fırsatlar ülkesi değil. Türkiye'de kısa sürede zengin olma şansınız olabilir ama, Kanada' da yok. Kanada'da küçük esnafın ayakta kalabilmesi de çok zor. Gelişmiş kapitalist ülkelerde holdingler büyüyor, küçük esnaf kayboluyor.

Bekar bir arkadaşıma sordum: "Öyleyse neden Türkiye' ye dönmüyorsun?"

Verdiği yanıt çok ilginçti: "Borçlarımı bitirir, bitirmez döneceğim."

Evlilerin yanıtı zaten belli: "Çocukların istikbali."

***

Buraya kadar yazdıklarımın objektifliği tartışılabilir, çünkü memleket özlemiyle yazılan satırlar. Bir de işin o tarafı var:

Ya, sizi de sararsa memleket hasreti?!

Ya, dudaklarınızdan düşmez ise; "Bekle Beni İstanbul"  türküsü?!

1-Şubat- 2005 / Hamilton
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.