Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
| Kentler, Kaldırımlar ve Saba Makamı |
|
|
|
| Hasan KANTARCI | |
|
Yorgun adımlarla ıslak sokakları dolanıyorum. Yürüdükçe daha şiddetleniyordu yağmur.
Ve ona ev sahipliği yapan kaldırımlar ıslandıkça parlıyor, yüreğim düşündükçe kabarıyordu. Aynı zamanda gece hiç aşılamayacak bir engel gibi her yanımı sarmıştı. Sessizliğe üniforma olmuş sokakların apoletleriydi kaldırımlar. Kentimin kaldırımlarında gündüz her yüz aşinadır birbirine. Mahalle aralarında seksek oynamak için kiremit parçasıyla yolları çizen, plastik topların peşinde koşan, elmalı şeker satıcılarının paltosuna yapışan, saklambaç, misket, yakartop oynayan dünün çocuklarıdır bugün dolaşan. Bir de dar olunca kaldırımlar yürümek yorar beni. Gece öyle mi? Gece sarar beni kendine. Moskova'da emektar bir lada süren taksi şoförü vardı. Aracına binen müşterisine yolların bozukluğundan sitem eder, her çukura düştüğünde bangır bangır bağırıp küfrederdi. Suat Taşpınar'ın "Rusya'nın iki büyük derdi" isimli yazısındaki şoför benim kentimde yaşasaydı ikinci derdin ne olduğunu düşünürdü acaba? o şoförü bilmem ama, dar kaldırımlarıdır kentimin sıkıntısı.
Bazen de hızlı yürüdüğüm zamanlar vardır. Peşimde kalan adımımın öndekini geçtiği zamanlar. Vitrinlere bakmam ozaman . Hele eğer aşina bir yüze rastlarsam kaldırımlara, iskarpinlerimi daha hızlı vururum topuklarından. Nedense çok dalgın çok yalnız olurum işte. Günün son seansına bile yetişemem sinemada. Kemik torbalarının çöp kamyonlarına doldurulduğu saatlerde kedilerde peşinden gidecek kaldırımlardan. Yalnızlığımı giderecek bir barı bile yok sokaklarında bu şehrin. İçide bir dışıda bir. Arka sokakları gibidir bulvar caddeleride. Giriş ücreti ödenerek girilen mekanı yoktur ama yüz dolarlık aşklar yaşanacak otelleri vardır. Odalarında çift kişilik yatakları soluk soluğa inlemelerle, tek kişiliğe dönüşecek sahte kelimelerden sonra. Velhasıl parfüm kokusuna yenildi bu şehir sahte aşklara... Bir an önce sabah olmalı. Bu şehrin kaldırımları geceleri düşündürüyor beni. Zamanı merak ediyorum. Kolumda saatim yok. Cumhuriyet meydanında bir saat kulesi işe yaramaz mıydı şimdi.... Hadi canım sende.. O kadar kentte saat kulesi vardır da tamir eden mi var... Beynimde şimşekler çakıp, kıvılcımlar çıkarmakta sanki. St. Helen volkanı hala uyuyadursun yüreğime inen kıvılcımlar zaman zaman alevler çıkarıp etrafına ateşler kusmakta. Yoksa ölçüyü mü kaçırdım bugece. Şimdi sıcak bir çorba midemi hizaya getirmezmiydi. Ya da bir tutam karanfil. Az ilerde Hür mola işkembecisi. Belediye binasının arkasında. İskenderpaşa Camisi nin hemen yanında. İçerden süzülen ışıklar cadde boyunca ıslak, siyah kaldırımlardan karanlığı delmeye çalışıyor. St. Petersburg'un beyaz gecelerini hatırladım. Birazda çöp kamyonunun arkasından giden cam gözlü kediyi. Kaldırıma park etmeye çalışan bir-iki araçtan direkte nasibini alıyor. Sonra inenlerin arkasından işkembeciye giriyorum. Paltomu yan masaya koyup eldivenlerimi çıkarırken sirkesi bol ve sarımsaklı çorbamı söyledim. Damardan olsun demeyide ihmal etmedim. Oteli bol olan bu kentin işkembecisinde gece yarısı, yan masada yüz dolarlık aşklar taze taze anlatılmaya başlanmıştı bile. Zamanı sormak için fırsat kollarken, saba makamında okunan ezan Trabzon'da, gecenin sonunda olduğumu hatırlatıyordu. "Hep direklerine çarparım, başka kentleri düşlerken geceleri. Kaldırımları dardır benim kentimin yolları parke döşeli. Ya vitrinlere bakan meraklı önünü keser, ya mağazadan çantalarla çıkan, - sevinçli müşteri. Ya önden gelen omuzuna çarpar, ya da seni geçmek isteyen topuğuna. Kedileri bilmem. Taksileri bilmem ama. Kaldırımdaki direkler en şikayetcileri." |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.