Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YAZARLAR arrow Volkan ACAR arrow Asya'daki Felaketin Ardından
Asya'daki Felaketin Ardından PDF Yazdır E-posta
Volkan ACAR   
Ölüm acıdır. Bir kişi de ölse yüzellibin kişi de ölse ölüm acıdır. Ölüm bazen bizi çok fazla etkilemez.

Bizden çok uzaktadır.
Sayısı yüzellibin kişi de olsa tanımadığımız insanlar ölmüştür. Maalesef, tanıdığımız bir kişinin bile ölmesi bizi, tanımadığımız yüzellibin kişinin ölmesinden daha fazla etkiler. Uzaklardaki yüzellibin insanın hayatını kaybetmesi umurumuzda olmayabilir ama yakınımızdaki bir kişinin yanımızdan ayrılıvermesi bizim için felakettir, kıyamettir, cehennemdir.

Ancak...
Ölümün acı olması için, adının FELAKET, KIYAMET, CEHENNEM olması için ölen insan sayısı hiç önemli değildir. Bir kişinin ölümü belki sadece bir kişiyi etkiler. Yüzellibin kişinin ölümü ise en az yüzellibin karıyı, kocayı, anneyi, babayı, kardeşi, çocuğu etkiler. Her ölüm arkasında en az bir çift yaşlı göz bırakır.

Ve...
Ölüm din, dil, milliyet ayrımı yapmaz. Banda Aceh’deki Müslüman militanlar da, Puket’teki seks turizmi için gelmiş zengin Hristiyanlar da, Hindistan’daki yoksul Budistler de aynı akıbete uğrar.

Birkaç ay önce, Pipi’de içinde uyuduğumuz bungalovların, üzerinde yatıp güneşe karşı kitap okuduğumuz şezlongların paramparça olduğunu, bizi mercan kayalıklarına götüren teknelerin sahildeki kulübelerin üzerine konduğunu, yemek yediğimiz içki içtiğimiz yerlerin yokolduğunu, Puket’te balkonunda oturup günbatımını izlediğimiz otelin içini suların kapladığını, havuzunda otomobillerin yüzdüğünü görmek insanı anlatılması zor, karmaşık duygular içinde bırakıyor.

Ama bu maddi hasarlar aslında çok da önemli değil. Belki 3 ay belki de 3 yıl sonra bu enkaz kaldırılacak, yerlerine belki de daha gösterişli daha dayanıklı yapılar kondurulmuş olacak.

Ya bu mekanları dolduran, bu mekanları canlı tutan, bu mekanlarda hayatlarını geçiren, bu yerleri mesken edinmiş insanlar acaba ne haldeler? Televizyonlarda, gazetelerde, internet ortamında canlı görüntülerini, fotoğraflarını izleyip; kiminin hiç farkında olmadan ölümü kucakladığını, kiminin günlerce açık denizde kalarak hayata döndüğünü, kiminin de sağ kalıp zor koşullar altında yaşam mücadelesi verdiğini gördüğümüz insanlar... Yemek yerken, gazete okurken, sıcak yataklarımızda yatarken gözümüze takılan insanlar...

Ya sizler şimdi nerelerdesiniz? Daha birkaç ay önce gittiğimiz Puket ve Pipi’de gördüğümüz, tanıdığımız, bazılarınızla sohbet ettiğimiz bazılarınızın ise adını bile öğrenmediğimiz sizlerin acaba kaçınız hala sağ, kaçınızsa 150.000 kişilik o listeye dahil edildiniz?

Sen, bizi havaalanından otelimize götüren ve dönüşte de seni aramamızı isteyerek kartını veren, ancak havaalanına dönüş yolunda ekstra ücret talep eden Müslüman şoför...
Sen, Patong Plajındaki ara bir sokakta işlettiğin harika lokantanda tadı damağımızda kalan yemekler yediğimiz yaşlı ve aksi İtalyan...
Sen, Pipi’de her akşam yaptığımız çarşı turunda uğradığımız annenin hediyelik eşya dükkanında kucağımıza alıp sevdiğimiz 6 aylık Cahide...
Siz, açık büfeyi tercih ettiğimiz akşamlarda, gündüz plaj akşam restoran olan kumların üzerinde, masa masa dolaşıp istek parçaları çalan ve bizi uyutacak yumuşaklıktaki müziğinizle kendimizden geçiren iki gitarcı...
Siz, akşamüstleri plaj voleybolu maçlarında iyi oyunuyla bizi yenen takımda oynayan, geceleri de otelin hemen çıkışındaki sokağın başında bulunan barda oturarak gelen geçen yalnız erkekleri içeri girmeye ikna etmeye çalışan mini şortlu kadınlar...
Sen, çarşının ucundaki barda her gece saat 11’de, iki ucu alevli çubuklarla ve zincirlerle ateş gösterisi yapan ve buram buram terlediğin gösterinin sonunda, isten kararmış vücudunla, turistleri gündüzleri ders almaya ikna etmek için konuşan ve gülüşün hiç aklımızdan çıkmayacak olan şovmen...
Sen, şezlong alanlarının paylaşıldığı Pipi’deki plajda, hergün utangaç bir şekilde bizi kendi alanına doğru çağıran başörtülü Müslüman kadın...
Siz, üç gün boyunca bizi tekne turu için ikna etmeye çalışan ve tembellikten vazgeçtiğimiz bir günde bize Jessica isimli sürat motorunu kiralayan genç ile teknedeki kaptan ve yardımcısı...
Ve sen, iskelenin yakınındaki masaj salonunda masöz arkadaşlarını ziyarete geldiğinde cep telefonunun çalması için beklerken”genç kız fotoromanları” okuyan ve belki de hayalindeki yaşama hiç kavuşamayacak olan 18-20 yaşındaki “hayat kadını”...

Acaba şimdi neredesiniz? Kurtulanlar arasında mısınız, yoksa 6 aylık olanınız da 60 yaşında olanınız da aynı kaderi paylaşıp gözlerinizi sonsuzluğa mı kapadınız?

Eğer bir daha oralara kadar gidip de sizi canlı olarak karşımızda görebilirsek, uzaklarda yaşayan ve uzun süredir görmeyi arzuladığımız eski dostlarımızı görmüş gibi olacağımızdan emin olabilirsiniz.

Ama eğer şu anda daha başka bir yerlerde iseniz, umarım kendi inancınızın cennetinde huzur içinde uyuyorsunuzdur.

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.