| Yarısı Akdenizli Yarısı Ege |
|
|
|
| Hasan KANTARCI | |
|
Datça’yı keşfederken aslında bilmediğiniz koyları değil de kendinizi keşfedeceksiniz. İçinizde gizli kalmış sanatçı yönünüzün açığa çıktığını Datça’ya vardığınızda daha iyi anlayacaksınız.
Kaynana dilini andıran 439 kilometre kare uzunluğundaki Reşadiye yarımadasını Marmaris’ten Knidos’a kadar koy koy, köy köy keşfetmeye karar verip Balaban dağlarını terkederken; akşama doğru güneşinde beni terkedeceğinden emindim. Denizinin temizliği sahilde cam gibi parlayan güzel kumu, yumurtayı andıran çakıl taşları, çok sayıda tabii koyları her gezgin gibi sizinde ilginizi çekeceğinden emin olabilirsiniz. İlçe yerleşim alanında bulunan sahile nazır otellerde kalıp kendinizi denize emanet edebilirsiniz. Havasının bol oksijenli olması yüzme bilmeseniz bile denize girdiğinizde batmayacağınızı deneyebilirsiniz. Yeni yeni açılmakta olan turistik tesislerin birinde veya karavanınızı ya da teknenizi çektiğiniz bir koyda dilediğiniz gibi kendinizle baş başa kalıp geçmişle yüzleşebilir gelecekle ilgili planlarınızı karara vardırabilirsiniz. Son dönem yazılarını Datça üzerine yazmış yarımadanın güzelliklerini şiirinde buluşturmuş olan şair Can YÜCEL'in mezarı eski Datça dadır. Hisarönü körfezinde kurulan Datça şehir merkezinde dolaşirken kendinizi bir tatil köyünde hissedeceksiniz. Odanizdan çikip birkaç metre uzaginizda çiçekler, parke kaldirimlar, egzotik sokak lambalari taştan yapilmiş düz damli bembeyaz badanali bir iki katli şirin evleriyle size bu hissi fazlasiyla verecektir. Nerede denize girerim diye bir şüpheniz olmayacak serinlemeye ihtiyaç duydugunuz anda denize girebilir sahile uzanip güneşlenebilirsiniz. Datça sadece denizinin temizliğiyle kalmayıp size diğer güzel bölgelerimizden daha cömert davranacağını unutmayın. Hele yüreğinizin sesini dinleyen bir insansanız hele beyninizde çok bilinmeyenli denklemlerin çözüm beklediği bir sınavdaysanız. En mühimi gönlünüzde fırtınalar esip dindiremediğiniz bir aşk acısını çekiyorsanız; alacaksınız başınızı çıkacaksınız balaban dağlarına doğru, oturacaksınız bir günlük ağacının dibinde seyredeceksiniz yanı başınızda öten kuşun şarkılarıyla birbirinden güzel Datça koylarını. Bu koylardan birinde rotamı acıkmış olan midemi doldurmak için palamutbükü’ne çevirdim. Minicik tepelerden sahile doğru inerken bolca resim çekme imkanı ve uzaklarda beliren simi adasına gözlerimi çevirerek uzaklara dalıp gittim. O ana kadar hiç yemediğim lağus balığını bir balıkçı lokantısında yerken yanıma gelen genç işletme sahibinin hoş sohbetini dinledim. Adı Mustafa olan bu genç adam bir çırpıda tüm yılı nasıl değerlendirdiğine kadar anlattı. Güzel şivesiyle onu dinlerken bende yaşattığı zevki önümdeki kalamarla birlikte içime sindirdim. Datça’nın havasının son derece faydalı olduğunu efsanelere dayandırıyordu. Anlattığına göre Datça açıklarından geçen gemilerin birinde cüzzam salgınına yakalanan yolcuları buraya terkederek iyileştiklerini, kadınların erkeklerden daha çok yaşadıklarını içki tüketiminin fazla olmasına başka yerlerde olduğu gibi alkolün çarpmadığına bağlıyordu. Netice olarak ta erkeklerin kadınlara oranla daha kısa ömürlü olduklarını hayretle dinledim. Zamanında 7-8 bin kişinin yaşadığı Knidos’a vardığınızda antik tiyatronun bir kenarında oturup yüzyıllar öncesinde sahnelenen oyunları hayal edebilirsiniz. Datça’dan körmen limanına doğru giderken şarkılarda bademden neden bu kadar bahsedildiğini badem ağaçlarını görünce anladım. Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
DİĞER YOL NOTLARI {modulebot module=İLGİLİ LİNKLER} |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.