Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
| Grönland |
|
|
|
| Seçil DİNLER | |
|
Gökten beyaza düştük... Uçaktan bembeyaz bir dünyaya inerken nefesim kesildi. Sanki bütün renkler sessizce bir yerlere çekilmiş, yerini beyaza bırakmıştı.
Bu sırada buzla kaplı dağlara teğet geçen uçağımızda 'Hoş geldiniz' partisi düzenliyordu. Gülümsüyorduk, karşılaşacağımız zorlukları bilmeden... Kopenhag'dan havalanan uçağımız Grönland'ın üzerine geldiğinde altı saati geride bırakmıştık.
Kangerlussuaq toplam nüfusu yüz kişi olan küçük bir kasaba. Bir postanesi, bir barı, biri havalimanının içinde diğeri de kasabada olmak üzere iki de oteli var. İkisi de tek yıldızlı. Kayak yapmak üzere gelenler burada buluşuyor ve adanın diğer yörelerine buradan dağılıyor. Ben kasabadaki otele yerleştim. Sert soğuğa kısa zamanda alışıverdim. Artık, sadece ellerim ve yüzüm üşüyordu. Ama, şöyle bir çevreye bakmak için yaptığım küçük kasaba turu, güneş gözlüğü olmadan asla dolaşılmaması gerektiğini öğretti. Her şey o kadar beyazdı ki, gözlerim yanmaya ve beyazın ağırlığına dayanamamaya başladı. Otele döndüm, sadece bir gece kalıp ertesi gün Ilulissat’a hareket edeceğim. Uyuyup dinlenmem lazım. Bir Anadolu kızı olarak havanın kararmasını bekliyorum. Öğreniyorum ki havanın kararmasını beklemeye kalkarsam altı ay uyumamam lazım. Karanlık da bizim gecelerimizin karanlığına hiç benzemiyor. 'İstanbul Mavisi' dedikleri türden bir loşluk. Ertesi sabah erkenden kalktık. Rehberimiz Alman asıllı Thomas, bizi IceCap adı verilen buzlarla kaplı bölgeye götürmek için bekliyordu. İki saatlik yolculukta donmuş göllerin üzerinden geçip IceCap'e ulaştık. Burada hüküm süren havanın soğukluğu bize Kangerlussuaq'taki eksi 18'leri çoktan aratmaya başladı. Soğukluk buz dağlarının etkisi ile eksi 32 dereceyi buluyordu. Hiç oyalanmadan dört pervaneli Dash 7 tipi uçağa bindik. Ülkenin içindeki her yere bu uçaklarla ulaşılıyor. 45 dakikalık bir uçuştan sonra Ilulissat'a vardık. Dört bin nüfusu ile adanın ikinci büyük kenti olan Ilulissat'ta bizi başka bir buzul bölgesine taşıyacak olan köpekli kızaklarımız bekliyordu. Sabah erkenden yolculuk için hazırdık. Mihmandarımız bizlere denizaslanı derisinden kıyafetlerimizi dağıttı. Bu kıyafeti kış şartlarına uygun olarak hazırladığımız günlük kıyafetlerin üzerine giydik. Husky cinsi köpeklerin çektiği kızaklar bizi bekliyordu. Birine de ben kuruldum. Her kızağı sayıları dokuzla on iki arasında değişen köpekler çekiyordu. Bana delice gelen bir koşturma başlamıştı. Sabah saat ondan akşamüstü dörde kadar tam altı saat koşup durdu köpekler. Arada bir dinleniyor, bu sırada su ihtiyaçlarını kar yiyerek karşılıyorlardı. Yolculuğun başında hiç durmadan fotoğraf çeken ben, bir süre sonra bu beyaz sonsuzluğu kanıksamış, soğuğun da etkisi ile kızakta adeta uyuşmuştum. Bir an önce yolun bitmesi için dua ediyordum. Önceden belirlenen menzile ulaştığımızda mihmandar dev bir buz kütlesi üzerinde olduğumuzu söyledi. Biz buzu buzdolabının derin dondurucusunda görmüşüz. Altımızdaki kütlenin büyüklüğünü hayal edemedik. Hatta biraz da "Acaba erir de suya gömülür müyüz?" diye korktuk. Meğer bizi taşıyan kütle yaklaşık 2200 kilometre uzunluğunda ve 600 kilometre enindeymiş... Türkiye'nin yüzölçümü kadar yani. Etrafımızdaki turistlerden kimi kayıyor, kimi de yerli balıkçıları işbaşında izliyordu. Her balıkçının kendine ait bir deliği var ki, yaklaşık bir kuyu çapında. Seçil Dinler, fotoğrafçı ve yazar.
DİĞER YOL NOTLARI {modulebot module=İLGİLİ LİNKLER} |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.