| İpek Yolu'nda iki vaha |
|
|
|
| Nedim SİPAHİ | |
|
İpek Yolu'nun ilk kervanı ne zaman ve nereden yola çıkmıştı? Kervancıbaşı kimdi ve önünde uzanan maceralarla dolu upuzun yola bakıp neler düşünmüştü?
Bunları bilmek imkânsız... Ancak, bildiğimiz bir şey var: MÖ 2. yüzyıldan itibaren ticaret kervanları tarafından kullanılmaya başlanan İpek Yolu'nun Orta Asya'daki kentleri, görkemli taihîm yapılarıyla bugün de geçmişi yaşatıyor. MÖ 138 yılında Çin imparatorunun emriyle batıya doğru bir keşif yolculuğuna çıkan Chang K'ien, türlü maceralar yaşayıp ancak on üç yıl sonra ülkesine geri döndüğünde, bu gizemli coğrafyalarla ilgili ilk bilgiler öğrenilmiş oldu. Zamanla Doğu ve Batı arasında gelişen ticari ilişkiler de başkent Xi'an ve Roma arasında uzanan 6500 kilometrelik İpek Yolu'nu, tüm Asya kıtasının tarihinde son derece önemli bir unsur haline getirdi. 13. yüzyıl ortalarında Venedikli Marco Polo, Batı dünyasının çok az tanıdığı Asya'ya maceralı bir yolculuk yaptı.
Saray, hazine, cami, darphane ve zindan gibi binaları da içinde barındıran, bir zamanlar 3000 kişinin yaşadığı Ark'ta, Şeybani Hanedanlığı döneminde Buhara Emiri, ailesi ve yöneticileriyle birlikte otururdu. Kentin en önemli sembollerinden biri de 12. yüzyılda inşa edilen Kelan Minare. 48 metrelik uzunluğu ile çölden gelen kervanlara yol gösteren bir işaret gibi yükselen minarenin hemen yanında Cuma Camii adıyla da anılan Kelan Camii yer alıyor. 1514'de son şeklini alan cami, çini süslemeli taç kapısı ve firuze renkli mozaiklerle kaplı kubbesiyle İslam sanatının en önemli eserlerinden. Caminin tam karşısında, 1536'da Şeybani Hanedanı'ndan Ubaydullah Han tarafından inşa ettirilen Mir-i Arab Medresesi'ni görmek mümkün. Geçmişte çok önemli bir bilim merkezi olan ve ünlü hekim, bilim insanı İbn-i Sina'nın da ilk eğitimini aldığı Buhara, aynı zamanda bir medreseler kenti... 19. yüzyılda burada yüz civarında medrese olduğu biliniyor. Kentin en eski mimari yapısı da bin yıllık tarihiyle İsmail Samani Türbesi: Sadece toprak tuğla kullanılarak inşa edilmiş ve tüm iç, dış süslemelerinde tuğla kullanılmış. Kukeldaş ve Nadir Divan Bey Medreseleri'ni de kapsayan Lyab-i Havuz Külliyesi ise 16. yüzyıla tarihleniyor. Külliyenin etrafındaki asırlık çınarlar altındaki çayhaneler bugün de Buharalıların serinlediği köşelerden. Bugün Özbekistan'ın ikinci Zerefşan Nehri'nin kıyısına kurulu bu vaha kent, aynı zamanda Orta Asya'nın en yeşil kentlerinden. Merkezdeki en göz alıcı tarihsel mekân, Timur döneminde inşa ettirilen Recistan. Meydanın üç kenarında üç ayrı medrese yer alıyor. Batı taraftaki medrese, Timur'un torunu ünlü bilim insanı ve astronom Uluğ Bey tarafından yaptırılmış ve onun adını taşıyor. Medresenin taç kapısının üzerindeki yıldız biçimli süslemeler gökyüzünün kozmik âlemini çağrıştırıyor. Meydanın doğu tarafındaki Şirdar Medresesi, bir 17. yüzyıl eseri. Yine 17. yüzyılda inşa edilen Tilla Kari Medresesi de meydanın güneyinde yer alıyor. Semerkand'ın en önemli camisi Timur'un eşi adına 1398'de inşa ettirdiği Bibi Hanım Camii. Kubbesi bugün harap durumda olsa da girişteki son derece ince işlenmiş çinilerle süslü 25 metrelik taç kapısı, büyük bir ihtişamla göğe yükseliyor. Semerkand'ın bir başka mücevheri ise görkemli bir imparatorluk kuran Timur'un mezarının bulunduğu Gur-i Mir Türbesi. 37 metre yüksekliğinde, mavi çinilerle kaplı yivli kubbesiyle türbe adeta Timur'un gücünü sembolize eder. 14. ve 15. yüzyılda birçok hanedan üyesinin defnedildiği ve her biri adına son derece görkemli türbelerin yan yana inşa edildiği Şah Zinde Türbeleri ise çini süsleme işçiliğinin zirvelerini oluşturur. 15. yüzyılda Semerkand'ın ilk yerleşim yeri olarak bilinen Afrosiab Tepesi yakınlarında Uluğ Bey'in inşa ettirdiği rasathane de Çin'i Batı'ya bağlayan bu eski ticaret yolunda modern seyyahların görmesi gereken duraklardan: Burada Uluğ Bey'in 1018 tane burcun yerini tespit ettiği ve güneş yılını da sadece birkaç saniye farkla doğru olarak hesapladığı biliniyor. Nedim Sipahi, fotoğrafçı ve yazar. Kaynak: Skylife DİĞER YOL NOTLARI {modulebot module=İLGİLİ LİNKLER} |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.