| Toronto'da Genco Erkal Fırtınası |
|
|
|
| Ertan GÜN | |
|
TORONTO - Genco Erkal, yıllara meydan okuyor. Genco Erkal, paraya ,sisteme, kokuşmuş düzene “Hodri Meydan” diyor…
70’ine merdiven dayamış Erkal sanata sahip çıkıyor, tiyatronun yakasını bırakmıyor. Bıraksa… Bıraksa, Azrail onun yakasına yapışacak: Adı gibi biliyor. Tiyatro, onun yaşam sevinci. Sanat, onun can damarı. Nazım, onun nefesi… Telefonda son görüşmemizde, Karadeniz Turnesine çıkıyordu: ‘İNSANLARIM’la. Ondan önce Batman yöresindeydi, yine ‘NAZIM’la. Daha da önce, yazın, yedi bin kişiye Aspendos’ta ‘NAZIM OROTORYO’ sunu oynamıştı: Fazıl Say’la, Zuhal Olcay’la… Ondan önce, martta ya da nisanda, 80. temsilini yaptı ‘FAY HATTI’yla.
Üç büyük temsil, üç büyük oyun, hepsi iç içe!… Karşılaştığınızda sorun bakalım Genco’ya: ‘YALIN AYAK SOKRATES’ten sorun bir replik! Oracıkta söyleyiversin size. Devrisi gün gelsin, ‘SEVDALI BULUT’u oynasın İngilizce. ‘SİMYACI’yı oynasın Fransızca. Hepsi birer gün arayla… Can Yücel’den ‘CAN’ı da sıkıştırız araya. Aziz Nesin’in ‘AZİZNAME’si zaten hafızada. Prova da istemez hani… İstemedi. ‘Seks’, ‘Dalavera’, ‘Kültür’ arzu ediyorsanız: Hepsi ‘YARIŞMA’da… Tüm bu oyunlar bir yana: 23 Ekim 2004 akşamı Toronto’da “İNSANLARIM-NAZIM HİKMET ” başlıyor: Başlıyor ve bitiyor. Yanıyor ve Sönüyor. Sadece tek oyun. Haydee Başlıyooor!... Yazık! Boşuna reklam yaptık. Biletler kalmadı. Türkiyeli Kanada Toplumu, sanata sahip çıktı. Sanatçısına sahip çıktı. Genco’ya kucak açtı... Bir ara, Tiyatro Düzenleme Komitesini biri telefonla aradı: “O gün için gönüllü yapabileceğim işler var mı? Gerekirse sahne gerisinde perdeyi açar, kaparım”. Adı Osman Baran’dı. O da 70’ine merdiven dayamıştı… Geç haber alabilmiş bir anne, yine telefonda, şairin adını koyduğu oğlu Can Yücel’ine “Bilet” diye haykırıyordu. Psikolog Zehra Hanım, 88 yaşındaki annesine, bilet alabilmek için çırpınıyordu. Ve insanlarım, Kanada’daki insanlarım, Nazım Hikmet’in İNSANLAR’ına, sel olup sahip çıktı… Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı / Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin / Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil / Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için / Yaşamak yani ağır bastığından. * * Genco Erkal’ı ilkin “BİR DELİ’NİN HATIRA DEFTERİ”nde izlemiştim. İstanbul Kartal’da. Sahnede takip ederken onu, kafa sallamaktan sarhoş gibi olmuştum. Ben hayatımda, onun oyunda kaldığı sürece yürüyüş yapmamışımdır. Onun prova yaptığı kadar, kendime zaman ayırmamışımdır ben… Ben, onun oynadığı temsillerin binde biri kadar, tiyatroya gitmemişimdir. Ezbere saydığı şiirlerin, on binde birini görmemişimdir bile… Onun okuduğu senaryolar kadar, gazete başlıklarına bakmışlığım da yoktur. Amma velakin; Para- Borsa işlerini, ondan yüz bin kat daha iyi bilirim. Köşe dönmeciliği, rüşveti, kaptı kaçtıyı, mafyacılığı, çeteciliği…Hem de nasıl bilirim. Nal toplatırım. Tiyo alırım. Yanlış tiyo veririm. Parayı, her türlü bulurum… Narkotik köpekler gibi küçüklükten alıştırılmışım: Paranın kokusunu iyi alırım. Ona trilyon verseler, karıncayı dahi ezemez. Ama, ben kolay adam vururum. Kodun mu otuttururum. O bilmez böyle şeyleri: O, bu dünyaya güzel şeyler bırakmayı da hesap etmekte… Benim hesabım ise, başka!... Ben, bu dünyaya kazık çakacağım. Çakacağım anasını satayım!... Onun için para yapmam lazım. Make a Money… Kimseye taviz vermeden, tüm insani değerlerime rağmen, sömürmem lazım. Egemen olmam lazım.Para lazım: Paraa!... “Ticarette her yol mubahtır” derler. E, bu alemde her şey de ticaret olduğuna göre: Her yolu denemek lazım. ‘Kariyer’, ‘Karizma’, ‘Şekil’ yapmak lazım. Markalı giyinmek lazım. ‘Canti’ olmak lazım. Cep telefonu lazım. Araba lazım. Her şeyin son modeli lazım. Para lazım paraa! Sanat benim neyime… Tiyatroya kadar kim gidecek şimdi, Ret-Kit okur kafayı dağıtırım. Kafayı tekrar bulmak için, şefimi yemeğe çağırırım: Saat ücretime 50 Kuruş zam alabilmek için yalakalık yaparım. 23 Ekim’de temsil mi var? Yo, benim o gün işim var. Tiyatroya falan gelemem ben!… Lakin, dünya bir yana: Vatanıma canım feda!… Vatan! Millet! Sakarya! Bu vatan için derhal ‘Şehit’ olurum ben!... “En Büyuk Asker” olurum. Aslan Asker olurum… En küçük asker de olurum… Ben bir küçük askerim: Sınırlarda gezerim. Vatanıma göz dikeni, çizmemle ezerim… Eğer, askerde şehit olamaz isem, dönüşte dine sarılır, ‘İslam Şehiti’ olurum: Dinime küfredeni, alnının çatından vururum. Kazara karşımdaki beni vurursa, daha mutlu olurum: Şehit olur cennete giderim. Yaşarkene cemaat beni dışlarsa: Gider ‘Devrimci’ olurum. Kendimi yakar, ‘Devrim Şehiti’ olurum. Biliyorum: Şehitler ölmez ama, yanmak biraz zor iş, o zaman dağlara çıkar ‘Fedacı’ olurum. Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım!... Ölümü kutsarım. Sanatın içine, yaşamın içine tükürürüm. “Vur !” deyin, vururum. “Öl !” deyin, ölürüm… Bu akşam ölürüm!... Namus için, Kan Davası için, gözümü kırpmadan ölürüm, öldürürüm! Ne istiyorsanız yaparım!... Bu yaşam, bu dünya, bu benim yaşamım değil, hiç değil!... Bu yaşam sizin yaşamınız! Beni kuşatmışsınız: Katman katman, katmer katmer sarmalamışsınız. Bunun içindir ki ben, yaşamın lezzetini, tadını hiç bilmem. Anlamam! Ben sadece hesaptan, kitaptan anlarım. “Nasıl müdür olabilirim” diye hesaplarım. “Nasıl general olacağım” diye, kafa yorarım. Biraz kafayı dinlerken: Mal edinmenin, mülk edinmenin hesabını çook iyi yaparım… Bunlar için hep didinirim. Bu didişmede çocukluğumu, gençliğimi, yetişkinliğimi, baba olduğumu unuturum. İnsanlığımı…. Bu yaşam benim mi, bu koskoca dünyamız, bu uçsuz bucaksız evren benim mi, aklımın ucuna bile gelmez. Unuturum… * * Lakin, düzenleyen heyeti kutlamak lazım. Hepsi ışıltılı, genç ve dinamikler. Delikanlılar, genç kadınlar: Ayşenur, Ali İhsan, Erdem, Mutlu, Nurşen, Emre ve Selçuk… Belki şimdilerde farkında değiller: Onlar, Türkiye Tiyatro Tarihine geçtiler. Onlar: Türk Kültür Folklor Derneği yetkilileri… Onlar: İnsanlarım. Onlar ki toprakta karınca / suda balık / havada kuş kadar / çokturlar / Korkak / cesur / cahil / hakim ve çocukturlar / ve kahreden / yaratan ki onlardır / destanımızda yalnız onların maceraları vardır. * * Perde arkasının gizli kahramanları da vardı: Büyükelçi Aydemir Erman, müsteşar Fazlı Çorman, başkatipler Alper Yüksel ve Ahmet Yörük…Büyükelçilik, öğrencilere dağıtılmak üzere ‘İNSANLARIM’a 100 bilet aldı. Büyükelçi Erman, karısı ve iki kızıyla, Ottova’dan Toronto’ya doğru yol aldı. Sanatçılar ve tiyatro komitesini davet ederek, onlarla bir yemek ayarladı. Erman, sanata, sanatçıya, emeğe değer verdiğini bir kez daha kanıtladı. Böyle devlet adamları da var; sanatın içine tükürenler de… * * Etkinliği, büyükelçilikten başka, çevre esnafı da destekledi. Saman Dizayn’dan Murat ve Ayfer Samancıoğlu oyunun dekorunu ‘gönüllü’ olarak üstlendiler, böylece ‘Dostlar Tiyatrosu’ tarihine de geçtiler. Richview lokantasının ortakları Zeynel Arı ve Erdal Gölçek; sanatçıları ve tiyatro komitesini 23 Ekim’de lokantasına davet ettiler. Yetmedi: O gecenin bilet parçasını getirenlere %10 indirim uygulayacağını, söylediler.. Marche İstanbul’un Mustafa ve Kamil, çek koçanından bir yaprak yazdı. Bu da yetmedi: Montreal’den 10 öğrenciye cebinden bilet aldı. Şen International Mazlum Şen, Türkiye’den bir çek yaprağı gönderdi. Yetinmedi, sanatçıların vize işlemlerini de takip etti. Briar Wood Selma Çelebi, sanatçılar Kanada’da olduğu sürece bir minibüs tahsis etti. Piriştine Matbaacılık, biletleri ve bildirileri ücretsiz bastı. Türkiye’den 24 saat kesintisiz yayın yapan DFH Televizyonu, bir aya yakın etkinlik reklamlarından para almadı. Yerel gazetelerin tümü reklam ve haberleri ücretsiz yayınladı. Turkuaz Tv, nefis bir tanıtım filmi hazırladı. Uzaklar.com İnternet Dergisi, etkinliği iki ay öncesinden sürekli duyurdu. Tiyatrocu, televizyoncu, yazar, marangoz, federasyoncu Celal Uçar, her konuda katkıda bulundu.Toronto Üniversitesinde Tiyatro öğrencisi Ozan Tekcan, Genco Erkal’a Kanada’da bir piyes izletebilmek için, tırım tırım tırmaladı: Sonunda Dostlar Tiyatrosunun Türkiye’de sahneye koyabileceği "Omnium Gatherum" temsiline yerleri ayırttı. Sanata, kültüre, gençlere ve aydınlanmaya değer veren Bizim Anadolu Gazetesi’nin yayın yönetmeni Ömer Özen, üç dört sayıdır yazılagelen bu etkinlik için, bu satırların yazarına baskı yaptı, gazetesinde çarşaf çarşaf ilanlar bastı. Maalesef ki, 500 kişi alabilen salonda, üç hafta öncesinden bilet kalmadı. Gişeler kapandı… Bu iş, tiyatro gösterisini de aştı. Bu iş başka bir şey oldu! Bu iş, bizi aştı.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır ERTAN GÜN'ÜN DİĞER YAZILARI
{modulebot module=İLGİLİ LİNKLER} |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.