Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YAZARLAR arrow Ertan GÜN arrow Ah, benim güzel insanlarım!...
Ah, benim güzel insanlarım!... PDF Yazdır E-posta
Ertan GÜN   

"-Öyle  bir şey yapmalıyız ki, Toronto'da ses getirmeli" dedi, Mutlu.
"-Muhteşem bir ilk, olsun" dedi, Erdem.

"-27 yıllık  derneğimizin bayrağını, daha ileriye götürelim" dedi, Nurşen.
"-Türkiye'den tiyatromuzu getirelim" dedi, Ali İhsan.
"-Bir silkiniş olmalı, bu toplum uyanmalı" dedi, Ayşenur.
"-Toplumumuzu birleştirici bir temsil oynansın" dedi, Selçuk.
"-Tek yürek bir oyun olsun" dedi, Emre.

Bir kış tatilinde, böyle başladı bir proje. Hummalı bir çalışmanın ardından, bir yaz tatilinde; Erdem, Mutlu ve Nurşen, Ottava'ya doğru yola çıktılar.

Kanadalıların pek sevdikleri  ve "uzun hafta sonu" dedikleri, 3 günlük bu tatilde, ne gidenlerin, ne bekleyenlerin ‘tatil' gibi bir beklentileri vardı.

31 Temmuz günü, sabahın köründe, dolu büyüklüğündeki yağmur tanelerine inat, Toronto'dan yol aldılar. Aynı saatlerde Büyükelçi'nin eşi bayan Erman, misafirlere ikram edilmek üzere pastalar yapıyor, börekler açıyordu.

O gün öğleden sonra, büyükelçilikte börekler lezzetle yenilirken, özenli bir dosya, Erdem Denizkuşu'nun titrek elleriyle, büyükelçiye iletiliyordu.

Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
ve aç çocukların dargın yüzlerine benzeyen elleri

 

Heyecanı, aklından geçenlerden geliyordu: " Büyükelçimiz destek olacak mıydı acaba?!"

**

Bir ‘vatan haini'ni getirmeye karar vermişlerdi, kültür derneği yetkilileri. Hani şu, tüm dünyanın kabul ettiği, ama kemiklerine bile ülkemizin tahammül edemediği, ozanı getireceklerdi. Bir avuç Anadolu toprağının ve bir çınar gölgesinin çok görüldüğü, Nazım'ı .. Hani, otuzunda asılması istenilen, kırk sekizinde barış madalyası verilen Nazım Hikmet'i ...

Nazım'ı kim iyi oynar? Genco Erkal.

Nazım'ı kim mükemmel seslendirir? Genco Erkal.

Nazım kimde vücut bulur? Genco Erkal' da.

Genco'ya bir şey olduğunda, sıra bir başkasında. Hep başkasında. Nazım hep vatanında...

Genco Erkal'ın, Nazım Hikmet'in yapıtlarından derlediği, yönettiği ve oynadığı ‘İnsanlarım' ı getirmek için kolları sıvadılar.

Onu aradılar, bunu aradılar, Genco Erkal'a ulaştılar. Yazıştılar, konuştular, anlaştılar.

O günden bugüne, bu konu üzerine yoğunlaştılar.

Sezen Atacan başkanlığındaki, Toronto Üniversitesi Türk Öğrenci Derneği sayesinde, güzel bir tiyatro salonu tuttular. Üniversitelilerin ‘Isabel Bader Tiyatro Salonu' nu tutmasındaki öğrenci indiriminden yararlandılar. Oyunla yaşıt, Bizim Anadolu gazetesinin desteğini arkalarına aldılar.

Yolu yok, İnsanlarım  Kanada'ya gelecekti, inandılar...

insanlar, ah, benim insanlarım,
hele Asyadakiler, Afrikadakiler,
Yakın Doğu, orta Doğu, Pasifik adaları
ve benim memleketlilerim,
yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
Avrupalım, Amerikalım benim
, 

Avrupayı ve Amerikayı yıllarca dolaşmış İnsanlarım oyunu, bu kez  -ve ilk kez - Kanada'ya geliyor.

Nazım, bir çınarın gölgesinde olmasa da, çınar yapraklı bir bayrağın altında, Toronto'da dikilecek insanlarının karşısına.

İnsanlarım  umutsuzluğun kol gezdiği bir dönemde, tüm ütopyaların yıkılıp, çöktüğü karanlık bir çağda, en zor koşullarda bile "gelecek güzel günlere olan inancını" yitirmeyen bir büyük ozanın soluğunu, Genco Erkal aracılığıyla, 23 Ekim'de Toronto'da duyuracak.

İnsanlarım oyunu... Oyun falan değil bu! Bu, bir Genco Erkal resitali. Bir Genco balesi. Bir Erkal  senfonisi...

**

Büyükelçi Erman, yirmi sayfalık  ‘İnsanlarm'  dosyasını büyük bir dikkatle incelerken, dernek üyeleri de pür dikkat onu izliyordu.

Büyükelçi, babacan bir tavırla, dernek üyelerine bakarak: " Hepinizi tebrik ederim, çok güzel bir iş yapmışsınız." dedi. 

"Nazım'ın bir dünya şairi" olduğunu vurgulayarak, "Biz siyasaldayken Nazım'ın şiirlerini elden ele, kulaktan kulağa dolaştırırdık"  dedi.

Sonra, bir çok anısını anlattı:

Erman, bir dönemler Basın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nde genç bir katipmiş. Tam da o dönem, 12 Mart Muhtırası olmuş. Hergün, sıkıyönetim komutanlığından bir çok yasaklı liste geliyormuş daireye.

İlk yasak yayın: Komünist Manifesto...

O yasak, bu yasak, o kitap, bu kitap derken; bir gün 4000 kitaplık ‘yasak listesi' gelmiş eline.Listede tüm Sovyet  yazarları yasak! İçinde Sovyet' sözcüğü geçen her kitap yasak! Aydemir Erman, uzayıp giden listeye şöyle bir bakmış; muzır yayınlar içinde bir kitap, adı: Sovyetler Birliği Coğrafyası ve Atlası...

Bir başka gün, Ankara'daki Vatikan Büyükelçisi çıkagelmiş: "Yahu, siz bizim İncil'i de yasaklamışsınız ?!"  diyerek, hayıflanmış:

Gerekçeye göre, İncil, Hıristiyanlık propagandası yapıyormuş!..

Yazışmalar, çizişmeler falan, yanlışlık güç bela düzeltilmiş. İncil'in de namusu kurtulmuş... Böylece İncil, Hıristiyanlık propagandası yapmayan kitaplar listesine geçivermiş!...

Sakıncalı Piyade'ye girebilecek anılar, gülüşmeler sonunda; Büyükelçi "Öncelikle kendisinin gelebileceğini, ve yapılabilecek bu etkinlik için destek olabileceğini " söyledi.

Şiirleri  35-40 dilde basılan, zaman zaman  kendi dilinde, Türkçesinde yasak olan; kasalarının  içindekileri  "vatan" sananlarca, vatandaşlıktan  çıkartılan ve hala vatandaşlığa alınmayan bir ozanın, vatanının büyükelçisi:

"Büyükelçilik olarak sizden 100 tane bilet alıyorum" dedi , ama tek  şartla: " Biletleri, geliri az olan üniversite öğrencilerine siz vereceksiniz."

Büyükelçi, sanatçıların vize işlemlerinde, Türkiye'den getirilebilecek kitap ve belgelerin nakliyesinde yardım sözü verdi: "Keşke" dedi, "keşke, ‘Dostlar'ın Fransızca ve İngilizce oyunlarını da Kanadalılara getirebilseniz."

Mutlu Aycan  başkanlığındaki ekip, Ottava'dan mesut ve bahtiyar dönerken; Motorları maviliklere, ışıklı maviliklere sürüyorlardı...

**

‘İnsanlarım'  mutlaka görülmeli. Özellikle sporcular görmeli.Yetmişine merdiven dayamış Genco Erkal'ın, sahnede hiç durmaksızın 105 dakika, oradan oraya nasıl zıpladığını izlemeli.

"Yaşlandım" kaygısıyla ölümü bekleyenler, yetmişinden sonra zeytin dikmeyi beceremeyenler, izlemeli... Türkçeyi unutan çocuklar, can kulağıyla dinlemeli.

Devrimci kardeşlerim öncelikle seyretmeli, bir halk devrimi nasıl yapılırmış görmeli.

Ülkücü kardeşlerim de gitmeli; milliyetcilik,vatanseverlik nedir,  öğrenmeli.

Rozet Atatürkçüsü kardeşlerim de dikkatle izlemeli; ve Ulusal Bağımsızlık Kurtuluş Savaşı nasılmış, bilmeli.

Cumadan çıkınca "Kahrolsun Amerika, Kahrolsun Emperyalizm" diyerek, Amerikan bayrağını yakan, ama bunu neden yaptığını bilmeyen, din kardeşlerim de gelmeli.

Yaşadığı sürece Aleviliğin haklarını savunan Mustafa Kemal'in, minik bir fotoğrafını veya küçük bir sözünü, Toronto'daki derneklerine asmayan, Alevi kardeşlerim de bu temsille ilgilenmeli.

(Anadolu'da bir çok Alevi, onu Alevi inanışına göre dünyaya kurtarıcı olarak döneceğine inanılan 12. imam -Mehd- olarak görüyor.)

Dil okulundan  arkadaşım  ‘bay R'  de gelmeli. İstanbul'un hukuk fakültesinden mezun, Hamilton'un Katolik okulu St.Charles'e -hepimiz gibi- ücretsiz devam eden, canım kardesim  ‘bay R' de gelmeli.. Okula girerken hergün ‘Haç' işaretinin altından boynunu eğerek geçen, ama karısının üç adım önünden yürüyen, canım kardeşim ‘bay R'  mutlaka  izlemeli.

O mübarek ‘R' ki; sandalyeye oturdukları zaman, ayakları yere değmeyen kızlarının kafasını, sıkmabaşla kapatan canım kardeşim ‘bay R' de gelmeli...

Üç çocuğunun  üçüne de, Kanada'nın göbeğinde "günah" diye, televizyon izlettirmeyen ‘bay R', çocuklarını da getirmeli.

Nazım'ı okuyanlar, okumayanlar. Okumayı sevenler, sevmeyenler. Okumayı hiç sevmeyenler. Okumayı hiç mi hiç, sevmeyenler... Siz de gelin.105 dakikada Nazım'ın  Memleketimden İnsan Manzaraları'nı, Kuvayi  Milliye Destanı'nı, Şeyh Bedrettin Destanı'nı,Taranta-Babu'ya Mektuplar'ını, bir çırpıda, anlayıp geçiverin.

Televizyoncular, belgeselciler, siz de seyredin, makaralarınıza çekin. Çoğaltın, dağıtın, aktarın. Bu bir  sanat. Bu bir tarih. Bu bir sanat tarihi!... Böylesi bir tarih hiç bir sahnede oynamıyor, oynanmıyor (!) . İnsanlarım üstüne oynanan bu ‘Bitmeyen Oyun'u  herkes  görmeli...

Her kesimden herkes gelmeli. Toronto Türk Toplumu kenetlenmeli, örgütlenmeli...

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer  ve  hala şarabımızı vermek
için üzüm gibi eziliyorsak
                 kabahat senin,
                         -demeğe de dilim varmıyor ama-
                 kabahatin çoğu senin, canım karde
şim.

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.