Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
| İstanbul'dan Hanoi'ye (İndochian Günlüğü) |
|
|
|
| Necmi TORAMAN | |
12 Şubat 2004 (İstanbul Havalimanı) - Günler öncesi meteorolojinin duyurduğu; İstanbul'un karla kaplanacağı tahmini tuttu.
Öğlen öncesi başlayan tipi şeklindeki kar yağışı şiddetini hiç kaybetmeden sürdürdü. Televizyon başına geçip yol ve hava durumunu izlemeye başladım. Planladığım gezinin İstanbul- Bangkok THY uçuşu akşam 21:45'te ve ortalık karla doldu, rüzgar şiddetli. Saat 18:00 gibi Faruk geldi Tamer'i de alıp yola çıktık. Uçuş bordunda uçak rötarlı gözüküyor. Bilet bagaj işlemlerini halledip merakla beklemeye koyulduk. Birkaç uçuş iptal edilmiş ve kar şiddetini hiç kesmedi. Saat 20.00 civarı biniş kapısına girdim. Bir saat on beş dakika gecikmeli olarak uçağa alındık. Uçağın içerisinde de bekleyiş devam etti. 2 kez uçağın kanatlarına buzlanma için işlem yaptılar.
Uzun bir bekleyişten sonra saat 20:00 gibi, yani uçağa bindikten 3 saat sonra pilot anonsla pist başı yaptı. Heyecanlı bir kalkışla havalandık. İzleyeceğim rota Bangkok da vize işlerimi halledip hemen Kamboçya'ya geçmek. Oradan Vietnam, Laos yapıp tekrar kuzey Tayland'da giriş yapıp, gezerek güney Tayland'dan Malezya'ya geçip , Singapur yapıp Bangkok'dan İstanbul'a dönmek. 13 Şubat 2004 1. gün (Bangkok Khaosan road) 10 saatlik uzun ve sıkıcı bir uçuştan sonra (sigarasız) Bangkok havalimanına indik. Çıkış işlemlerini halledip kendimi dışırı attım ve 2 sigara arka arkaya yaktım. Hava odluca sıcak, -2 dereceden 30 dereceye geçtim. Ucuz otellerin bulunduğu (Khaosan) turist bölgesine gitmek için tıka basa dolu - hepsi gezgin- otobüse bindim. Hava sıcak ve trafik berbat. Uzun, uzun bekleyişlerle caddeye geldik. Acayip kalabalık, birkaç yere oda sordum dolu. Akşam üzeri ve caddeye yemek tezgahları kurulmuş, mis gibi kokular burnuma geliyor. Caddenin sonuna doğru bir oda buldum. Kız 5 usd deyip fiyatı indirmiyor (oda 2 yataklı), yarın sana 3 dolara 1 oda verebilirim dedi. Peki. Oda anahtarını alıp, çantayı bırakıp üzerimi değiştirip caddeye indim. 2 paralel caddeyi turlayıp birkaç seyahat acentesine uğrayıp Laos vizesi için bilgi aldım. Pazartesi hallederiz dediler. Laos vizesini alıp hemen rotaya başlayacağım. Bir büyük meyve suyu içtim. Yemek tezgahlarında genelde balık, tavuk ve sanırım domuz eti yapmaktalar. Pek iştahım yok uçakta doyurdular. Yalnız tavada kızartılarak yapılan üzerine çikolata dökülen hamur arası muz kızartması yedim, çok da güzeldi. Odaya dönerken marketten bir büyük bira aldım. Onu içerken uyumuşum. Saat 24:00 geçe kalktım, şu an saat 02:30 bunları yazıyorum. Laos vizesi için pazartesini beklemem gerek. Yarın uzun bir gezinti yapacağım. 14 Şubat 2004 2. gün (Bangkok) Öğlene doğru uyandım. Nehir kenarına doğru yürümeye başladım. Hava sıcak ve nem fazla, trafik yoğun. Büyük tapınağın yanından yürüyüp bir çarşı içine girdim. Buradan nehir kenarındaki bir iskeleden bilet aldım. Ama bu tekne - daha çok sala benziyor- karşı kıyıya geçiyormuş. Nehir boyunca tur yapan expres bot iskelesini bulup bota bindim. Bot nehir boyunca gezinti yaparak -botta anlatım yapan bir rehber ile- son iskelede indim. Bangkok da bir nevi kanallar şehri, çünkü nehir kolları şehir içerisine kanallar oluşturmakta ve nehir kenarında yer, yer nehir üzeri tahta evler bulunmakta. Buradan yürüyerek Çin mahallesine gelip ara sokaklarda dolaştım. Tekrar indiğim noktaya geri dönüp bota binip başladığım yere döndüm. Çeşit çeşit yiyecek satan tezgahlar var. Bottan indiğimde bir çöpe takılı bir deniz mahsulünü yiyemeden atmıştım. Fakat bu kavrulmuş çekirgeler güzel gözüküyor, ulan denesem mi. Ben yine bol, bol meyve yemeye devam edeyim. İskelenin burası çok renkli, uzun bir süre burada vakit geçirip caddeye dönmek için yürümeye başladım. Ulusal müzenin bahçesinde yerel halk dansları gösterisi vardı. 1,5 saat izleyip yine bir cadde boyunca yürüyerek büyük bir parka geldim. Taylı gençler kızlı erkekli toplanmış müzik çalan gurubu dinlemekte. Yani sevgililer günü partisi. Hava karardı otelin bulunduğu caddeye döndüm. Bir tuk tukcu yanıma yaklaştı. Şu meşhur tay masajı yapılan solanlardan birine götürebileceğini söyledi. Bende merak etmiyor değil, peki dedim ve anlaştık. 15 dakikalık bir yoldan sonra salonun olduğu sokağa geldik. 4-5 salon yan yana. Beni kendi anlaştığı yere soktu. Biraz pazarlıkla anlaşıp odaya çıktım. Meşhur masaj 2 saate yakın sürdü. İnsan bayağı relax oluyor!. Sevgiler günü , barlar ve sokak acayip kalabalık. Kaldığım pansiyonun caddeye bakan kafesine oturup bende bir büyük bira söyledim. Geleni geçeni seyrederek biramı içtim. Bangkok'u şimdilik sevdim renkli ve hareketli bir şehir. Saray ve tapınaklar çok hoş bir mimariyle yapılmış. Tekrar buraya döndüğümde detaylı olarak şehri gezeceğim. 1 mayısa dönüş biletim var. Umarım param ve vaktim yeter. Aslında istediğim Burma'yı da gezmek, ama bu ülke karadan giriş vermemekte. Para ve zaman yeterse gezebilirim. Saat gecenin 02:00 si pencereden cadde gözükmekte. Dışarısı ana baba günü. Sanırım sabaha kadar sevgililer gününü kutlayacaklar. Bu günü çok iyi bilirdim.... Yarın Laos vizesi için pasaportu verip, Kamboçya için otobüs bileti alacağım. Bir terslik olmasa Salı günü yoldayım. 15 Şubat 2004 3. gün Bangkok Ara sokaklardan gezerek ilginç köprüyü -8. rama- gören büyük parka geldim. Gölge bir bank bulup uzandım. 1 saate yakın dinlenip iskelenin oraya yürüdüm. Bugün pazar, ortalıkta bolca satıcı var. Biraz meyve alıp bir köşede yedim. Tapınak duvarı boyunca yürüyüp, yere sergi açan satıcıları gezdim. Yanımda çalar saat getirmemiştim, çok ucuza 1 tane aldım. Müze bahçesinde dans gösterilerini biraz izleyip odaya dönüp biraz dinlendim. Odadan çıkıp arka sokağa gidip 1 çöp şiş tavuk ve küçük bir sandviçle karnımı doyurdum. Kaldırım üstü içki satan bir bar tezgahında 1 bira 1 margarita içtim. Odaya dönüşte 1 tabakta Pad thai (sebze ve erişte karışımı bir şey) yedim. 16 Şubat 2004 4. gün (Bangkok) Sokakta karnımı doyurup, devamlı çay içtiğim kaldırım üstüne gittim. Çaycı nereli olduğumu sordu. Türk olduğumu söyleyince tezgahın oradan bir kap sarımsaklı cacık çıkarttı. Bir kaşık verip tatmamı istedi. Harbiden tam kıvamında olmuş, eski çalıştığı oteldeki şefi öğretmiş. Çayları içip şehrin kuzeyine doğru yürümeye başladım. Geldiğim meydan demokrasi meydanı imiş. Oturup geleni gideni izlemeye koyuldum. Biraz sonra yanıma bir tuk tukcu yanaştı. Haritadan gezdireceği yerleri sıraladı. Üç tapınak ve bir Pazar yeri, ucuz fiyat verdi. Önce ayakta duran Buda heykeli olan bir tapınak, heykelin boyu 30 metreye yakın ve parıl, parıl altın renginde parlıyor. Sanırım altın kaplama. Oradan bir manastır ve yine güzel bir tapınağı gezdik. Tuk tukcu asıl konuya geldi. 2 tane alışveriş merkezine götüreceğini söyledi. Hindistan'dan biliyorum, alışveriş olmasa bile komisyon alıyorlar. Benim vaktim çok istersen başka yerlere de götür dedim. Bir kumaşçı, bir pahalı takıların olduğu yere götürdü. Tabi ki bakıp çıktım. Demokrasi meydanına dönüp büyük tapınağa doğru yürümeye başladım. İskelenin oradaki yemek tezgahlarının oraya gelip, bir tabak pilav üzerine bazılarını neler olduğunu bilmediğim yemeği yedim. Bazen soruyorum domuz eti mi diye, bazıları cevap bile vermiyorlar, gariplerine gidiyor galiba. Nehir kenarında çayımı içip pasaportu almak için caddeye geri döndüm. Vize tamam. Yine devamlı çay içtiğim adamın yanına gidip çayımı söyledim. Cadde acayip kalabalık, gelen gezginler buradan start alıp rotalarına başlıyorlar. Yani Bangkok bir nevi merkez. Duş alıp sokak barcısına gidip 2 bira içip odaya geri döndüm. Çantayı hazırlayıp saati sabah 06:00 ya kurdum. Yol Kamboçya'ya 12 saat sürüyor. 17 Şubat 2004 5. gün (Kamboçya otobüsü) Aldığım mini saatim vaktinde çaldı. Sesini yesinler. Buluşma yerine ilk gelen benim, millet yavaş yavaş gelmeye başladı. 07:15 otobüse bindik. 25 kişi var. Otobüs idare eder. Yol Kamboçya sınırına kadar iyidi, ama sınırdan sonra yol berbattı. Toz toprak içinde bozuk bir yol, minibüsün içi tozdan göz gözü görmüyordu. Sınır kalabalıktı, tam 2 saatten fazla bir zamanda geçebildik. Sınırın öbür tarafında bizi taşıyacak firma adamları bizleri alıp 2 minibüse böldüler. Sınırdan biraz uzakta küçük bir kasabada ihtiyaç ve para bozdurma molası verdik. Döviz bürosunu camında kocaman 2 tane uyarı levhası el bombası ve silahla girilmez. Hadi silahı anladıkta el bombası ne, millet el bombasımı taşıyor. Yolda mavin çocuk kırmızı tabelalarla çevrili alanları gösterdi. Buralar mayınlı bölgelermiş, yani temizlenmeyi bekliyorlar. Aklıma gelmiyor ama korkunç bir rakam olduğunu biliyorum, yani dünyadaki yer altında bulunan mayın sayısı ve mayına basarak ölen yada sakat kalan en çok çocuklar. Asıl tehlike beyinlere yerleştirilen mayınlar ve bunların temizlenmesi daha güç, etkisi daha korkunç olacak. En yakını Irakta yapılan savaş veya işgal. Buradaki çocukların aklına yerleşen mayınlar. Ve olayın dışında olup bu güçlere karşı beyinlere yerleşen nefretler. Minibüste toza karşı ağızlarımızı bezlerle kapattık. Elimizde bir silahlarımız eksik, gerillalar gibi. Yol 12 saat sürecekti ama 15 saati buldu. Siemriep de bizi getirdikleri otel 5 dolar. Çantayı alıp daha uygun bir yer aradım. Bir yerle 3 geceliğine 10 dolara anlaştım. Duşta resmen çamurlu aktı.Pantolon ve tişörtü de bir güzel yıkadım. 18 Şubat 2004 6. gün (Siemriep) Şehir küçük ve sakin. Sadece ana yol vızır vızır bisiklet ve motosiklet kaynıyor. Nehir kenarından yürüyerek şehrin Pazar yerine geldim. Biraz dolandıktan sonra bizim beyaz ekmek tadında ve şeklinde - biraz küçük- 2 ekmek alıp kahvaltı veren bir yere girdim. Sağlam bir kahvaltı yaptım. Otele dönüp akşam üzerine kadar uyudum. Kalkıp yemek için dışarı çıktım. Pasta hane gibi bir yerden muzlu keke benzer bir şey yiyip cafenin birinde oturup bira içtim. Televizyonda İlhan Mansız'ın Japonya'ya geliş görüntüleri ve basın açıklaması vardı. Yarın meşhur tapınak Angkor Wat ve diğer tapınakları gezecegim. Yani 2 daha burada kalıp, Başkent ve Kamboçya'nın deniz sahilinde dinlenip Vietnam'a geçeçeğim. Halk çok güler yüzlü ve yardımsever. Bu halkta diktatörlük zamanında az baskı görmedi. Kamboçya küçük bir ülke ve tamamen tarıma dayalı bir ekonomileri var, yani sanayi yok. 19 Şubat 2004 7. gün (Siemriep) Öğlene doğru Angkor Wat ve çevresini gezmek için motosikletli bir gençle anlaştık. İlk durak Angkor Wat. Çevresi su hendeği ile kaplı devasa bir tapınak. Mimari ve taş işlemeleri harika, yapı 12. yüzyıldan kalma ve neredeyse yüzde yüze yakını ayakta. sıkılmadan 1 saat dolaştım. Buraya giriş ücreti 20 dolar, pahalı ama değermiş. 2. tapınak Bayon tapınağı. Büyüleyici bir yer. Devasa taş bloklar rölyef şeklinde yontulmuş 200 ye yakın yüz şekli. İçeride basmaklara oturup uzun süre izledim. Bölge acayip kalabalık, tapınakların bu insanları buraya çekmesi olağan. Birbirinden güzel 4-5 tane daha tapınak gezdim. Fil kabartmalarını olduğu teras ve cüzamlılar terası harikaydı. Tüm bölge sık bir ormanlık içinde, yani tabiatta harika. Güneş batmaya yakın, zor bir tırmanışla tepedeki tapınağa çıktık. Angkor Wat'ı tepeden seyirle, kalabalık bir turist topluluğu ile güneşi batırdık. Bu bölge aklımdan çıkmaz. Şehre dönüp nehir kenarındaki banklardan birine oturdum. Yorucu ama etkileyici bir gündü ve öğlen yediğim sebzeli omlet harikaydı. 20 Şubat 2004 8. gün (Siemriep) Pazar bölgesine gidip kahvaltı yaptım. 1 karton sigara 1 dolar, bu çok iyi biraz stoklarım. Hafif bağırsaklarda bozukluk var gibi. 20 dolar bozdurup otele doğru hızlı hızlı yürümeye başladım. Hemen kendimi tuvalete attım. Korkulacak bir durum yok. Allah' dan şu resimli mönüler var. Az çok ne yediğimizi görebiliyoruz. Restoranlarda, dükkanlarda ve hatta sokakları süpürenler hep kadınlar. Fıkır fıkır 3 tane kadının işlettiği restoranda gidip yemeğimi yedim. Otele dönüp bir büyük bira alıp caddeyi gören balkon gibi çıkıntıya oturdum. Tıraş olup çantayı hazırladım ve yanıma çok az tişört almışım, 1-2 tane almam lazım. Birde, daha ilk başta bulduğum bu pansiyon iyidi, umarım bundan sonrakilerde iyi olur, gerçi problem değil, suyu aksın fazla böcek olmasın yeter. 21 Şubat 2004 9. gün (Başkent - Phnom Penh) Sabah otobüs şirketinin arabası gelip beni aldı. Bu güzel. Öğleden sonra tamda merkezde bilet aldığım şirketin yerine geldik. Yolda dağıttıkları broşürde 2dolara oda olduğu yazıyordu. Hemen yan tarafdaki yerden odayı alıp çantayı bıraktım. Ara sokaklardan geçip nehir kenarına geldim. Geniş bir cadde ve kalabalık. Güzel bir de saray var. Nehir kenarında biraz dolaşıp tekrar otelin olduğu yere döndüm. Akşam vakti,iş çıkışı, ortalık vızır vızır motosiklet kaynıyor.Sen onlara çarpmansan onların sana çarpma ihtimali yok gibi. Otelin köşesindeki ve nerdeyse tamamı gezgin dolu restoranda oturup hiç çekinmeden bir et kızartma söyledim. Yani et biraz riskli ama ara sıra yiyeceğim. Yolda maillerimi kontrol ettim ozi dayım ne zaman gelecek diye annesine sorup duruyormuş. Annesi de ona bir çetere kağıdı hazırlamış, her gün onu işaretliyorlarmış. Yarın şehri gezmek için detaylı olarak bir gezi yapacağım. Odam küçük, penceresiz ve sıcak. 22 Şubat 2004 10. gün (Başkent - Phnom Penh) Öğlene doğru bir motosikletliyle anlaştım. Bugün Pazar ve ortalık sakin. Oradan büyük bir Pazar yerine geldik ve adamın parasını ödeyip pazara daldım. Bölüm bölüm yiyecek, hediyelik eşya, parçacı dükkanları. Yiyecek bölümü fena halde kokuyor. Genelde kurutulmuş balık, açıkta satılan etler ve börtü böcek. Yürüyerek otele dönüp biraz dinlenip nehir kenarına gittim. Akşam vakti, güneş batmak üzere. Tatil olduğundan ortalık burada kalabalık. Halk çimenler üzerine ve nehir kenarındaki duvara doluşmuş. Turunculu kırmızılı Budist öğrenciler ve kalabalıkta koca bir fil sahibiyle birlikte dolaşmakta.Renkli bir görüntü. Şu karafatma gibi böcek satanlardan halk bir poşet alıp oturup afiyetle yiyiyorlar. Böceği ağza atıp içini yiyip kabuğunu tükürüyorlar. Güneşi batırıp otelin bulunduğu caddeye dönüp, yarın sabah için deniz kenarı şehri olan Sihanoukville otobüs bileti aldım. 23 Şubat 2004 11. gün (Sihanoukville) Rahat ve kısa bir yolculuktan sonra şehre gelip otobüsün indirdiği yerde sahile biraz uzak bir yerle anlaştım. Temiz ve denizi gören bir terası var. Çantayı bırakıp 500 mt. yürüyüşten sonra sahile geldim.3 güzel küçük plaj var. Saat 16.30 kadar deniz keyfi yapıp odaya döndüm. Güneş batışını terasta izleyip yemek için sokağa çıktım. L şeklindeki sokakta küçük ama şirin restoranlardan birinde karnımı doyurdum. Benim kaldığım yer haricinde 2-3 tane daha sahil kenarı var.Fırsat bulursam gidip göreceğim. 24 Şubat 2004 12. gün (Sihanoukville) Öğlene kadar oyalanıp, deniz kenarına indim. Dün hava bulutluydu, bugün açık ve daha sıcak. Hesaplarımı 28 şubat Vietnam girişli olarak hesaplayıp Ankara'dan vizeyi bu tarihe almıştım. Keşke 3 gün önceye alsaymışım. Şu ana kadar günlük 10 dolar ortalama ile hesabım tutuyor. Ama evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz derler ya, bakalım ne olacak. Odadayım saat 17:35, tuvalette ayna yok, pet şişeyi ortadan kesip odadaki aynayı kullanarak tıraşımı oldum. Saat 22:45 uyumaya çalışacağım. 25 Şubat 2004 13. gün (Sihanoukville) İyicene gevşedim. Deniz keyfi tembelleştirdi. Cumartesiden itibaren, yani Vietnam'a girdikten sonra tempo yine başlayacak. Vietnamı'da acayip merak ediyorum. Saat 16:45 odada yatak keyfi yapıyorum. Yarın burada son günüm. Sokak çok sakin. Devamlı aynı yerde yemek yediğim yere gidip akşam yemeğinde balık keyfi yaptım. Koca bir nehir balığı. Televizyonda, spor programında yarın Valancia-Beşiktaş maçı olduğunu söyledi. 26 Şubat 2004 14. gün (Sihanoukville) Bütün gün deniz kenarındaydım. Son günüm. Akşam yemeğine kadar kirlileri yıkadım. Yarına biletim öğlen 12:30 da. Burada bira bardağıyla içtiğim çayları unutamam. 27 Şubat 2004 15. gün (Başkent - Phnom Penh) 4 saat'lik kısa bir yolculuktan sonra aynı otele gelip yerleştim.Yarın sabah için sınıra bilet aldım. 1 gece kalıp yarın Vietnam sınırına geçeçeğim. 3 yakın caddelerde gezip nehir kıyısına gidip oturdum.Yine hareketli ve renkli. 3 karton sigara aldım, uzun süre beni idare eder. Yemek yiyip, 1 bira içip erkenden yattım. 28 Şubat 2004 16. gün (Saygon'a yolculuk) Sabah 07:00 de hareket ettik. Aklımdan geçen, Saygon'a erken varıp gündüz gözüyle biraz dolaşmak isteğiydi. Sanki namusuz otobüs aklımı okudu. Yolun yarısında 2 kere kayış kopardı ve 40 dakikamızı yedi. Dışarı çıkıp dolaşmaya başladım. Bu şehre boşuna doğunu incisi demiyorlar. Caddeler yapılar harika. Şehrin asıl ismi HO CHİ MİNH CİTY yani Vietnam'ın kurucusu. Bu memlekette az acı çekmedi. Fransız sömürgesine karşı verilen savaş, kuzey - güney savaşı ve Amerikanın dahil olduğu o acımasız Vietnam savaşı. Otelin olduğu caddeye dönüp aynı turizm şirketinden yarın için Vietkong gerilla tünellerinin ( CU CHİ) olduğu orman tur bileti aldım. Birde çarşıda gördüğüm bir içecekten bir şişe aldım. İçmek için değil, içerisinde kobra yılanı var. Bunu alırken çok düşündüm. Çünkü alınan her şişe bir yavru kobranın öldürülmesi demek, fakat aldım. Neyse, yarinki tur sabah erkenden hareket edecek. Yorgunum ve erkenden yatacağım. 29 Şubat 2004 17. gün (Saygon, Gerilla tünelleri) 1,5 saatlik yolculuktan sonra ormanlık alana geldik. Önce bir odada video eşliğinde bir anlatım yapıldı. Tüneller yerin altına 12 metreye kadar iniyormuş. Uzunluğu 240 km. civarında ve içerisinde hasta hane , mutfaklar, silah yapım atölyeleri, yatakhaneler, yani tam teşekküllü. Birde, Amerikan 23. piyade alayı yanlış hesaplamalarla bu tünellerin bulunduğu alana karargah kurmuş. Gece tünellerden çıkan gerillalar piyade alayını fena halde bozguna uğratmışlar. Kısacası Amerika bu bataklıktan çıkamadı. Biz bile bu kısa gezide etkilendik. Tur öğleden sonra bitti. Etkileyiciydi. Saygon caddelerine geri dönüp, posta hane binasının olduğu yere geldim. Binanın mimarisi ve içi oldukça güzeldi. Hemen karşı köşedeki kilise binası ve diğer caddedeki tiyatro yapısı da aynı güzellikte. Birde küçük bir cami gördüm ismi Rahim cami idi. Caddeler acayip temiz, geniş ve çok güzel kafelerle dolu. Bu şehri sevdim. Yarın için tam gün tur bileti aldım. Hindiçin yarım adasına hayat veren Mekong nehrinin denize döküldüğü " Mekong delta turu " gezi için. Bölge halkı için 9 başlı ejderha diye adlandırılan ve labirent gibi kolları olan büyük bir delta ve köyleri gezecegiz. Umarım güzel olur. Şehir gecede bir güzel, ışıl ışıl. Kaldığım caddede bir kafe gözüme kestirip, bira içerek geleni geçeni izledim. 01 Mart 2004 18. gün (Saygon, Delta turu) Çok zevkli bir turdu. Sabah 08:30 hareketle saat 10:00 da nehir kenarındaki My Tho köyüne geldik. Otobüsten inip nehir teknesine bindik. Orta boy bir tekne. Sabah vakti, tekneler yanaşmış çeşit çeşit balık indiriyorlar. Deltanın olduğu bölgeye gelip tekne değiştirdik. 4 lü olarak 4 tekneye bölündük. Dar kanallar arasında zevkli bir seyirle önce Hindistan cevizi kabuğundan el işi hediyelik eşya yapan bir atölyeye geldik. Buradan tekrar büyük tekneye binip, adalar turu yaparak daha küçük dar uzun kayıklara bindik. Oldukça dar kanallar içinde harika bir manzara eşliğine gezinti yaparak ağaçlar arasında saklı bir köye geldik. Burada ballı çay ikramı ve bolcana tropik meyve eşliğinde geleneksel müzik dinletisi izledik. Büyük bir kafesin içindeki piton yılanını boynumuza dolayarak resim çektirdik. Gerçekten yılan denen hayvan soğukmuş. Turizm firmasına gidip kombine bir bilet aldım. Bu bilet başkente kadar indi bindi yapabileceğim açık bir bilet. Yarın içinde sahil kasabası Nia-Çang (Nha Trang) için bilet aldım. Karnı doyurup erkenden yattım. Otobüs yarın 07:30 da. 02 Mart 2004 19. gün (Nia-Çang) Saygon'u çok sevdim ve 3 gece yetmedi sanırım. Saat 07:30 da hareket ettik. Yer yer deniz sahili boyunca ve bazı yerlerde otellere yolcu bırakarak rahat bir yolculukla saat 18.00 vardık. Bir otelle anlaşıp - şimdiye kadarki en geniş oda- çantayı bırakıp sahile indim. Şehrin çok uzun ve geniş bir sahili var. Sahil caddesi boyunca yürüyüş yapıp bir restoranda çorba söyleyip içindeki uzun erişteleri çubuklarla yemeğe çalıştım. Ulan bir türlü doğru dürüst beceremiyorum. Otele dönerken peynirli bir sandviç yaptırdım. 3 gündür erken kalkıyorum yarın sabah yatak keyfi yapacağım.Şehrin pek gezilecek yeri yok, sahilde denize gireceğim. 03 Mart 2004 20. gün (Nia-Çang) Ulan şortu diğer otelde unutmuşuz, İlk fireyi verdik. Sabah sabah gidip dandik bir şort aldım. Deniz soğuk ve hava kapalı. Sahil fazla kalabalık değil, zaten o kadar geniş bir sahil ki kalabalığı gösterecek gibi değil. Öğleden sonra hava biraz bozdu. Otele dönüp odayı boşaltıp çantayı resepsiyona verdim. Sahildeki kafelerden birine oturup otobüs kalkışa kadar bira içip vakit geçirdim. Saat 18:30 da otobüs hareket etti. Yol 11 saat gibi yani sabah Hoi An da olacağım. Allah'tan otobüsler tam dolmuyor. 04 Mart 2004 21. gün (Hoi An) Bütün gece uyumuşum. Yani rahat bir yolculuk oldu. Sabah 07:00 gibi şehre geldik. Çantayı otobüs şirketinde bırakıp şehri gezmeye başladım. Bir şehir ancak bu kadar şirin olabilir. Dar sokaklar, minik mink dükkanlar, çok renkli Pazar yeri. Bir sürü resim galerisi, hediyelik eşya satan - çoğu el yapımı tahta işler - dükkanlar, terzi ve padoglar. Birde çok güzel bir köprü. Aynı sokaklardan defalarca geçtim. Beğendiğim minik kafelerde çay, bira içtim. 6 saat boyunca bıkıp usanmadan gezip bol bol resim çektim. Bir de 2 olay enteresandı. İlki restoranın birinde mönüde Turkhis kofte yazıyordu. İkincisi yemek yediğim bir yerde garson çocuk nereli olduğumu sordu. Türk olduğumu söyleyince bana 1 doların kaç tl olduğunu sordu. Meğerse Türkün biri 20 milyon para vermiş. Abi al bu parayı bana dolar ver. Acaba hangi akıllı verdi bu parayı. Saat 13:30 da otobüs hareket etti. Gideceğim şehir Hue. Yol manzaralı ve kısaydı, 3,5 saat sonra şehre geldik. Merkezde ucuz ve birazda kötü bir otelle anlaştım. Nehir kenarına yürüyüp, köprüyü geçip Pazar yerini dolaşıp tekrara merkeze geldim. Bir yer bulup balık ve bira içip karnımı doyurdum. Bu şehir gezginlerin rüyası olarak geçiyor, çünkü çok eski olan 200 yıllık pembe kent burada. Yarın bende burayı gezeceğim. Yarın akşam için otobüs biletimi Başkent için okeylettim. Bugün epey yoruldum. Sabahtan beri dolanıyorum. Odam en üst kat. Gece yatağa girdim, tepemdeki tavan tahtadan ve tıkır tıkır fareler dolaşıyor. İnşallah cesaret edip odaya girmezler. 05/mart/2004 22. gün (Hanoı otobüsü) Sabah 11 de kalkıp sağlam bir kahvaltı yaptım. Otobüs kente 17:30 da vardı. Nehir kenarına inip biraz yürüdüm. Tekne turu yapıp yapmamakta karasız kaldım ve yapmadım. Köprüyü geçip Pazar yerine gidip resim çekip 200 yıllık eski kente doğru yürümeye başladım. Giriş 4 dolar verdik. Yaklaşık 2 saat gezdim. Birkaç sağlam yapı harici çok geniş bir alan ve Çin tarzı işlemeli yapılar harika. |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.