Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color

 Vahşi batının Kalbine Doğru

New Mexico

Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.

Dört Mevsim California

California

 Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Yasak Şehir

Cin

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...

Uzaklar.com:ANA SAYFA
Chiang Mai'den İstanbul'a PDF Yazdır E-posta
Necmi TORAMAN   

21/mart/2004  38. gün  ( Sınır geçişi ) Saat 09:00 gibi bu güzel ülke  Laos'a veda edip, çıkış işlemlerini yapıp nehrin öbür tarafına, Tayland sınır kapısına geçtim.

Kısa bir bekleyişten sonra  giriş işlemini yapıp doğruca garaja gittim. Kalkmakta olan Chiang Rai otobüsüne bindim. Allah'tan yol 2 saat. Garajda inip saat kulesinin orayı buldum. Bir oda bulup kendimi yatağa attım. Öğleden sonra uyandım. Bol soğanlı bir patates kızartması yiyip şehri dolaşmaya başladım. Sıcak ve tatil olması sebebiyle şehir boş gibi. Birkaç güzel tapınak gezdim.

Buradan daha kuzeye -Burma sınırına yakın- Chiang Mai ye geçip merak ettiğim Karen köylülerini - boyunlarına, kollarına ve bacaklarına üst üste sıralı halka takan- görüp tekrar güneye inip adalar üzerinden Malezya ve Singapur'a gideceğim.

Hala yorgunum. Nehir yolculuğu perişan etti. Bu Mekong nehri Amazon ve Nil gibi bu bölgeye hayat vermekte. Sanır 5 ülke toprağından geçerek Vietnam'dan denize dökülmekte.

Kaldırım üstü bir kafede, biraz oturup kendimi yatağa attım.

22/mart/2004 39. gün  ( Chiang Mai )

Sabah son anda, pahalı bir otobüs şirketinde yer buldum. Koltuklar devasa, yatırınca nerdeyse yatak oluyor.

3 saatlik rahat bir yolculuktan sonra eski başkente ulaştım. Elimdeki harita yardımı ile, çevresi su hendeği ile çevrili eski şehre gitmek için  bir tuk tuk dolmuşa bindim. Tarihi bir   kapıdan, eski şehir içine   girdim. Dar sokaklarda birkaç yere baktım; Oldukça pahalı. Hele bir yere girdim'ki , sanki korku tüneli.

Dar bir aradan sokağa girdim. Tam resepsiyonun oraya geldim 3 kocaman köpek - biri bağlı değil- kadın yerinden kalkıp gelene kadar köpekler beni parçalayacak. Kadına bir iki fiyat miyat sorup hemen tüydüm.

1 saatlik bir arayıştan sonra güzel ve ucuz bir yer buldum. Yer ararken kaldırım üstü güzel bir gözüme kestirmiştim. Oraya gidip bir güzel karnımı doyurup, çay eşliğinde geleni gideni izledim. Otele dönerken Karen yerlilerinin yaşadığı köy gezisi  için birkaç yerden fiyat aldım.

Odada dinlendikten sonra akşam serinliğinde şehrin ara sokaklarını gezmeye çıktım. Burası Taylandın 2. büyük şehri. Çok güzel 2-3 tane tapınak gezdim. Şehrin ara sokakları da keyifli.

Izgara tavuk yapan bir tezgahtan 2 adet çöp şiş alıp seven -eleven marketini bulup sandviç ekmeği alıp bir güzel dürüm yaptım. Su hendeği boyunca yürüyerek yemek yediğim kafe gelip bira söyledim.

Otele dönüp 1 tam günlük gezi için yer ayırttırdım. Çocuğa Türküm diyince Galatasaray ve dünya kupası muhabbetini yaptı.

Odadayım ve hiç uykum yok. Çamaşırları yıkadım. Biraz haritaya baktım. Ivır zıvırla uğraşıp uykuya daldım.

23/mart/2004  40. gün  ( Karen köyü )

minibüs geldi, 7 kişiyiz. 2 İsrailli, 2 japon , 2 alman karı koca ve ben. İlk durak ilginç olmayan bir kelebek çiftliği. 2. durak bir mağara, bura da o kadar ilginç değildi. Öğlen yemeği için mola verip bol virajlı bir yoldan köye geldik. Köy tam turistik olmuş. Bolca hediyelik eşya tezgahları var. Boyunlarında kat kat halka sıralı Karen kadınları tezgahların başında. Daha genç kızken bu halkaları takmaya başlıyorlar. Yıllar geçtikce halka sayısı artıyor. Bazılarının kol ve bacaklarında da var. halkalar arttıkça kadının boynu uzuyor ve yapılan bu işlem daha güzel görünmek içinmiş. Rehberin anlattığı, bu halkaların ağırlığı 5 ile 10 kilo arasıymış ve belirli bir zamandan sonra çıkarılamazmış, çünkü boyun buna alıştığı için, çıkarıldığı zaman boyun kırılması olup, ölümle sonuçlanabilirmiş.

Bazı kadınlar kulaklarına , küpe takılan meme kısmına koca bir yüksük takmış. Yani delik kocaman.

Birkaç hediyelik eşya alıp resim çektirdik.

Tayland'ın bu kesimlerinde bir çok etnik gurup yaşamakta. Karen'ler bunların en ilginçleri.

Köyü ve evleri bir süre dolaşıp geri dönüş için köyü terk ettik.
Otelden yarın için Bankong'a otobüs bileti aldım. Yarından sonra Tayland'ın meşhur adalarını gezeceğim.

40 gün oldu. 600 dolar harcamışım. Günlük 15 dolar ile ortalamam tutuyor. Ama bundan sonraki harcamalarım günlük 20 dolara çıkabilir. Gezideki İsrailler adaların pahalı olduğunu söylemişlerdi.

Yeğenlerimi acayip özledim. Aldığım hediyelerden, çanta yine ful oldu. 1 adet eşofman ve eski bir polarımı atmak zorundayım.

Kafeme gidip bira keyfi yaptıktan sonra tekrar otele döndüm.

24/mart/2004  41. gün  ( Bangkok'a Dönüş )

Otobüs akşam 19:00 da. Öğlen odayı boşaltıp , çantayı resepsiyona bıraktıktan sonra kendimi son kez şehrin sokaklarına bıraktım. Nehrin kenarındaki renkli Pazar yerine gittim. Vakit geçirmek için en güzel yer. Börtü böcek ve koca koca kurbağalar, kadınlar habire alıyorlar. Acaba kurbağadan ne yemeği yapıyorlar.

Bir minibüs gelip beni alıp otobüs kalkış yerine bıraktı. Otobüs yeni gibi. Yolcuların hepsi sırt çantalı gezgin. Arkada tarafta cam kenarına oturdum. Başladığım noktaya geri dönüyorum.

25/mart/2004  42. gün  ( Bangkok )

Gece 2 kere otobüs bozuldu. Tam 1 saatimizi yedi. İyi ki de arıza yapmış, sabahın körü başkente vardık. Her yer kapalı. İlk kaldığım Khaosan caddesine gidip kaldırım üstüne oturdum, birde sigara yakıp caddenin uyanmasını bekledim. Burada kalmadan hemen Kohtao adasına geçeceğim. Birkaç yere fiyat sorduktan sonra  İlk Kamboçya biletimi aldığım acenteye gittim. Adaya otobüs+ feribot kombine bilet aldım.  Akşam 20:00 de hareket.

Çantayı acenteye bırakıp şehrin sokaklarını turlamaya başladım. Bu sokak nereye gider, burası nereye çıkar demeden sokakları ve caddeleri dolaşmaya başladım. Bir süre sonra şehrin kuzeyinde güzel bir parka girdim. Yemyeşil ve sesiz, serin. Bir banka oturup sigara yaktım.2 dakika sonra bekçi geldi. "söndür onu " peki. Terlikleri çıkarıp banka bir güzel uzandım. Yine bekçi amca geldi " yatmak yasak".

Bankın üzerinde mum gibi oturdum. Kapıdan çıkarken hortumu kaptım bir güzel yıkandım. Bu sefer herhalde acıdı. Bu sıcakta yıkansın gariban diye.

Nehir kenarına gidip, bie kafeye oturdum. Teknelere inip binenler, gurup gurup ağızları maskeli, ellerinde şemsiyeler Japon turistler, kalabalık Pazar yeri. Nehirden geçen dev kum ve yük römorkları. Bu şehri sevdim ve sanırım lakabıda melekler şehri imiş.

Tekrar caddeye dönüp ara sokaktaki çaycımın yanına gittim. Tanıdı. Çayı yokmuş, koca meyve suyu yaptı. Dönüp çantayı aldım ve otobüs kalkış yerine gittim. Acayip kalabalık. Önce feribot biletlerini kesip elimize verdiler. Otobüse binmek için biraz sona kaldım. Ve otobüste yer yok. 1 kaç kişi kaldık dışarıda. Otobüs 2 katlı ve alt kat masalı bir yer. Üst kattan çiftlere rica edip alt kata sıkıştırdılar, bize de üst katta yer açıldı.

26/mart/2004  43. gün  ( KohTao adası )


Sabahın körü feribota bineceğimiz iskeleye geldik. Kalkışa 2 saat var. Otobüsün içinde saat 07:30 kadar kestirdik. Feribot ağzına kadar doldu. 3 saatlik bir yolculuktan sonra adaya vardık. Bir pikaba binip haritadan belirlediğim adanın sol tarafında kalan büyük plaja geldim. Yeşillikler arasında ince bir yol ve sağ taraf da orman içi küçük bungalovlar. Plaj harika. 7 dolara bir yer ile anlaştım.  Elektrik akşam 18:00 gibi geliyormuş ve sularda ara sıra kesiliyormuş. Olsun, ada sakin ve çok şirin. Sahile inip kumlara uzandım. Beyaz kum ve harika bir sahil. Akşamüzeri  dar caddeye çıkıp ada boyunca bir tur attım. Tam bir kafa dinleme adası. Bu ada dalış meraklılarının bir numaralı adası. Zaten bende denizde yüzerken çeşit çeşit balık gördüm. Kıyı da bunlar varsa, açıkta neler vardır.

Yıllardır aklımda dalma fikri vardı. Fırsatını bulup yapamamıştım. Birkaç yere göz atıp, fikir edinmeye çalıştım. Bir günlük ders ve deniz dalışı 50 dolar. Cesaret  toplayıp kaldığım yerin yakınındaki okula gittim. Parayı verip kayıt yaptırdım. Kısmet bu adaymış. Acayip heyecanlıyım.

Odada biraz dinlenip, güneş batışı için otelin sahildeki  restoranına gittim. Harika bir manzara. Denizi epeydir böyle güzel kızıl görmemiştim. Keyifle biraları arka arkaya içtim. Huzurlu ve sakin bir zaman dilimiydi.
Odaya dönüp dalış okulunun verdiği kitaba şöyle bir göz gezdirdim. Kırık dökük İngilizce'mle anlaya çalıştım.

27/mart/2004  44. gün  ( KohTao adası )

Sabah heyecanla uyandım. Kahvaltı yapıp dalış merkezine gittim. Metti adında  Tayland'lı  bir hoca beni aldı ve elindeki tablolardan uygulamalı olarak kitabın tekrarını yaptırdı. Dediklerinin  dörtte birini anlayarak her şeye okey dedim. 9 soruluk sınav kağıdından 7 doğru 2 yanlış yaptım. Bu bende anlayamadım. Her halde İngilizce'm o kadar kötü değil. Teorik bitti ve saat 13: 00 gel deniz dalışı yapacağız dedi.

Yemek yiyip tekrar okula geldim. Metti  ile dalış elbise ve aletleri hazırladık. Bu sırada Metti bana arası sorular soruyor. Evlimizin, kız arkadaşın varmı; sabah şüphelenmiştim, bizim hoca kırık.

Tekneye binip dalış yapacağımız kayalıkların olduğu yere geldik. Kıyıda  birkaç hatırlatma ve provadan sonra derine doğru ilerlemeye başladık. Bende heyecan son dorukta. Bende yavaş yavaş alıştım. Renk renk balıklar. Mercanlar, barakudalar, iri yarı acayip balıklar, fosforlu balık sürüleri inanılmaz güzel ve heyecanlı. Ara sıra kulaklarımdaki basınç dayanılmaz oluyor, Metinin uyarısıyla açma işlemini yapıyorum. Bende korku denen bir şey kalmadı. Sanki su dışında nefes alır gibi rahatım. İki kaya arası geçişte biraz irkildim.

6-7 metreye kadar dalmışız ve 1 saate yakın kaldık. Bu heyecanı iyi ki yaşamışım. İnanılmaz zevk aldım, su altının bu kadar zevkli olacağını tahmin ediyordum. Okula dönüp eşyaları teslim ettim. Biraz başım ağırıyor. Odaya dönüp dinlendim.

Maillerimi kontrol için kafe gittim. Ozi iyice itleşmiş, mahallede çocuklarla kavgalar yapıyormuş.

Kulaklarımdaki zonklama hala devam ediyor. Bu şirin adada son kez güneş batışını izleyip yarın için diğer adaya feribot bileti aldım. Burada da üçün cü çaydan sonra nerelisin diye sordular. Küçük garson kızlar kıkır kıkır gülerek çayımı getiriyorlar.

Yemeğimi bitirip uzunca bir süre sahil keyfi yaptım. Yine düşüncelere dalıp, bir tekerleme kadar kısa yaşamdan kesitler geldi aklıma..

28/mart/2004  45. gün  ( Koh Samui adası )

Sabah dokuzda iskeleydim. Bu küçük ada hep aklımda kalacak.

Tekne kalabalık değildi, üst güverteye çıkıp oturdum. 2 saat sonra Panang adasına geldik. İndi bindilerden sonra yola devam.  Saat 13 gibi en büyük ada Samui ye vardık. İndikten sonra ilk işim  bolca sigara almak oldu. Koh Tao da 2 misli fiyata aldım.

Harita yardımıyla Lamai sahiline gitmek için bir kavşağa geldim. Bir mini dolmuşa binip sahil caddesine geldim. Oldukça turistik ve kalabalık bir sahil. 5 dolara bir yer buldum. Çantayı odaya atıp sahile indim. Uzun bir kumsal ve kalabalık, sahil kenarında pahalı oteller var. Akşam güneş batana kadar sahilde kaldım.

Odaya dönüp biraz dinlenip caddeye çıktım. Bolca bar ve mağaza var. Bir pasta hane bulup çeşitli pastalarla karnı doyurdum. Burayı pek sevmedim ve yarın için diğer turistik yer olan, batı sahilindeki Krabi için hızlı bot + otobüs bileti aldım. Cadde de bir bar bulup ( bol Taylandlı kız vardı ) bira içmeye koyuldum.

29/mart/2004  46. gün  ( Krabi  Batı sahili )

Limana gidip feribota bindim. İçerisi buzhane gibi. 1 saat sonra Donsak iskelesine ulaştık. Burada bizi bekleyen otobüslere bindik. 2 ssat sonra Krabi ye vardık. İndiğim yerde otel ayakçıları bizi karşıladı. Resimlerine bakıp 5 dolara bir yer beğendim. Biraz sonra otel arabası gelip beni aldı. Sahilin ismi Khlongmuang mış. Giderken yine kalabalık bir sahile uğradık. Ama benim geldiğim sahil sesiz sakin bir yer. Otelde idare eder. Yine palmiyeler arasında bungalovların olduğu bir yer.

Krabi de Tayland'ın önemli turistik merkezi. Dünyaca ünlü Phi Phi adaları burada. Bende fırsatını yaratıp gitmeyi düşünüyorum.

Tam tatil havasına girdim. Deniz ve güneş. Önümde gideceğim  ünlü Phuket adası var. sonra Malezya ve Singapur.

Sahile indim. 2 Hindistan ağacı arasına hamaklar kurmuşlar. Bir tanesine uzanıp denizi seyre daldım. Sonra uzun kumsal boyunca 1 saat e yakın yürüyüş yaptım.  Akşam güneş batışı için biramı alıp yine hamağa uzandım.

Akşam yemekte Phi Phi adasına  bilet sordum  10 dolar, bu benim bütçe için çok, vazgeçtim.

30/mart/2004   47. gün  ( Krabi  Batı sahili )

Sabah erkenden kalkıp kahvaltı sonrası sahilde yürüyüş yaptım. Yürüyüş boyunca koca koca kabuklu topladım. Hepsi birbirinden ilginç ve değişik. Sahil çok sakin, toplasan 20 kişi var veya yokuz.

Sahilde hamak ta bezgin bezgin yattım.Akşam yemeğinden sonra yarına Phuket için bilet aldım sabah 10:00 da otel arabası beni garaja bırakacak.

31/mart/2004  48. gün  ( Phuket )

Otel arabası Krabi merkeze bıraktı. 1 saatlik vakti  Krabi merkezinde gezinti yaparak doldurdum.

Küçük bir minibüs bizi aldı. 2 saatlik bir yolculuk sonucu meşhur Phuket'e vardık. Buranın en büyük ve meşhur plajı Patang için bir dolmuşa bindim. Uzun harika bir plaj ve bir o kadar kalabalık. Plaja paralel cadde üzerinde  dükkanlar ve şık restoranlar var.

Oda fiyatları uçuk 15-20 dolar civarı. Plaj caddesine dik bir cadde üzerinde oda aramaya koyuldum. Bu cadde üzerinde bir çok go-go bar var. bu barlar Tayland'ın meşhur barları. Barlardaki kızlar laf yiyerek oda aramaya devam ettim. Uzun bir sure arayıştan sonra 10 dolara basit bir yer buldum.

Denize girmeye hiç niyetim yok. Çıkıp caddeleri dolaşmaya başladım. Buranın popüler olması çok doğal, ne ararsanız var.

Sahilde biraz oturup odaya döndüm. Saat 20:30 gibi gece hayatı için dışarı çıktım. Go - go barlar kızlarla dolmuş. Dans edenler, laf atanlar, kolumdan tutup çekenler, yani tam bir cennet.

Ara bir sokakta barların giriş kısmına bir platform kurmuşlar. İsteyen kız çıkıp striptiz yapıyor. Kadınların yarısı erkekten dönme. Sizde içkinizi alıp izliyorsunuz. İzleyenler arasında çiftler de var. 

Bende bir bara oturup biramı söyledim. Sağım solum kadınlarla doldu. Bir tanesi ile arkadaş olduk. Sonrası felaket.

Phuket çılgın bir yer. Geç saate kadar vakit geçirdim. Yarın buradan Malezya'ya geçeceğim.
İstanbul'a mail attım. Uçak biletimi 15 gün önceye aldırmak için. Kalan param 460 dolar bu beni idare eder.

01/ nisan /2004  49. gün  ( Malezya otobüsü )

Sabah erkenden Phuket merkeze gidip saat 09:00 otobüsüne bilet aldım. İlk durak Malezya' nın Penang adası. Otobüs ful, ama klimalar  hiç  kapanmadan çalışıyor. İçerisi buz hane gibi.

Buda yolda arıza yaptı ve Hat Yai sınır şehrine geç kaldık. Aktarma yapacağım şirket yetkilisi sınır minibüsünün gittiğini ve yapacak bir şey olmadığını söyledi. Yarın sabah erkenden başka bir minibüsle gideceğim. Bir tuk tuk dolmuşa binip şehir merkezine geldim. Şehir çok küçük değil ve kalabalık. Oda bulup çantayı bırak maillere bakmaya gittim. 7-26 nisan arası uçaklar ful. 26 nisan geç, para yetmez öncesi de erken. 6 nisana ayarlatın dedim.

En uç nokta ile Bangkok 27 saat. Belki Singapur'a geçmem. Bakalım ne olacak.

Karnımı doyurup, şehir turu atıp otelle döndüm. Hava acayip sıcak, 2 kere duş alıp kendimi sokağa attım. Mailleri kontrole gittim. 6 nisan için yer yok görünüyormuş. Turistin biri caddenin köşesinde gitar çalıp para topluyor. Ben değil gitar darbuka bile çalamam. 6 nisan olmasa Bangkok da sürüneceğiz.

02/ nisan /2004  50 . gün  ( Malezya sınır geçişi )

Sabah erkenden acentenin kapısına dikildim. Bir minibüsle 1,5 saat sonra Malezya sınır kapısına geldik. Sınırı rahat bir şekilde geçip, 1,5 saat sonra Penang'a vardık. 2 katlı dükkanların olduğu şirin bir çarşı yerine geldim. Bilet sorduğum hacı amcanın oraya çantayı bırakıp, mailleri kontrole gittim. Bilet okeyi hala olmamış tr saati ile 15 belli olacakmış. Çıkıp şehri dolaşmaya başladım. Ada büyük ve kalabalık. Yemek yiyip, bu ülke Müslüman olduğundan yemek tarzı değişik. Sulu yemeklerden istediğiniz kadar pilav üzerine koyabiliyorsunuz.

Hacını dükkana dönüp başkent Kuallalumpur için bilet aldım. Saat 17:00 de otobüs buradan gelip aldı.

Otobandan  rahat bir yolculuk - klimalar gece bile hiç kapatılmadı, adamlar sanki kesilmiş et taşıyorlar, otobüsün içi buz gibi -  ile başkente ulaştık. Kocaman binalar ve dünyanın en yüksek Petronas kuleleri ışıl ışıl yanmakta. Merkezi bir yerde indik. Odalar acayip pahalı. Çin mahallesinde 8 dolar çok kötü bir yer buldum. Hemen bir Internet kafe bulup maillere baktım. 06 nisan uçak bileti okey. Hadi bakalım 6 nisanda Bangkok da olmama lazım.

Çin mahallesindeki Pazar yeri toplanmış biraz turlayıp odaya döndüm.

03/ nisan /2004  50 . gün  ( Kuallalumpur/ Singapur  )

Sabah erkenden Petronas kulelerini gezmek için bir belediye otobüsüne bindim. Burada belediye otobüs şoförleri kadın.

Kulelerin ihtişamı ve güzelliği yakından daha etkileyici. İçeri girip gezi için isim yazdırıp bir rehber eşliğinde gurup halinde sarınır kırkıncı kattaki sky brige bölümüne geldik. Burası iki kuleyi birbirine bağlayan geçiş yeri. Buradan yukarı sanırım 40 kat daha var. Ama buranın yüksekliği bile baş  döndürücüydü. Bu etkileyici kuleleri geri bırakıp çantayı alıp Singapur için otobüs garajına gidip ilk otobüse bilet aldım.

Yine otobandan, buz gibi bir yolculukla Malezya-Singapur sınır kapısına geldik. Çok modern ve geniş bir giriş- çıkış kapısı yapmışlar. Çantayı alıp işlemler için yukarı çıktım. Kalabalık. Sıra bana geldi. Memur Müslümanımsın dedi. Evet dedim. Biraz sonra bana biraz beklememi söyledi. Sonra bir polis memuru gelip beni alıp bir odaya götürdü. Odada benden hariç 10-15 kişi daha var ve Arap kökenli Müslümanlar. Sıra sıra dizilmiş sandalyelerden birine oturdum. 15-20 dakika sonra sıra bana geldi. Bir masa aldılar ve polis şefi sorular sormaya başladı. Neden geldiğimi, ne kdar kalacağımı, ne kadar param olduğunu sordu. 400 dolar civarında param olduğumu söyledim. Göster dedi, bende neden dedim. Prosedür gereği falan dedi. Parayı boyun cüzdanından çıkartırken kredi kartımı gördü. Bu senin mi diye sordu. " Yok be arkadaşın gezdirmeye getirdim " diye söyleyemedim. Bekletme için özür dileyip geçiş kaşesini vurdu.

Otobüs bizi diğer tarafta bekleyecekti. Tabi ki beni bırakıp gitmiş. Başka bir şirkte rica edip yola devam ettim. Şehrin biraz dışarısında bir yerde indim. Şehir acayip modern, koca koca lüx ve büyük binalar.

Bir yer vardı ki çok hoşuma gitti. Modern kent yapısı dışında 2 katlı şirin evlerin bulunduğu Arap caddesi. 2 güzelde cami vardı.Sultan cami ve Fatma cami.

Singapur alışveriş cenneti olarak bilinir. Bu modern küçük ülke hiç de ilgimi çekmedi. Zaten girişte abartılmış güvenlik hoşuma gitmedi.
Arap caddesinde bir kahve içip otobüs şirketlerinin olduğu yere geldim. Bangkok için kombine bilet aldım. Bir aksilik olmasa 2 gece yol gidip 05 nisan sabah Bangkok da olacağım.

Klimanın dondurucu soğuğu ile dönüş yolculuğum başladı. Singapur çıkışını yapıp tekrar Malezya ya giriş yaptım. Ulan otobüs durduğunda bile klimaları kapatmıyorlar. Gece otobüste küçük ebatlı battaniye dağıttılar. Kafayı mafayı sarmalayıp uyumaya çalıştım. Ama yinede nafile.
 
04/ nisan /2004 51. gün  ( Bangkok dönüş otobüsü  )

Malezya'yı aynı otobüsle, bir kaç şehre uğrayarak rahat bir yolculukla sabah Tayland sınırına ulaştık.

05/ nisan /2004 52. gün  ( Bangkok)

Saat erken, sınır açılmamış. Buz hane otobüsten inip dışarıda , kaldırım üstüne oturarak kapının açılışını bekledik.

Görevliler geldi. Pasaport işlemlerini halledip diğer tarafta otobüs kontrol memurlarını bekledik. 1 saat sonra çıkış yapıp Tayland'a girdik.

Hat Yai de otobüs bizi diğer acenteye devir etti. Buradan direk başkente geçeceğim. 1 saatlik bir bekleyişten sonra bir minibüs geldi hadi bin dediler. Gittim itiraz ettim. Ben bu kadar para ödedim, bu minibüsle bu yol çekilir mi diye. Kız gayet sakin elimdeki biletin üstündeki notu gösterdi. Buradan itibaren minibüs yazıyor diye. Ben bilet ucuz diye hemen almıştım. Nota mota bakmadım.

Evet, tahmin ettiğim gibi oldukça berbat - şoför dahil - bir yol ve yolculuk oldu. Başkente yakın yoğun bir trafik, adım adım sabır taşıran bir ilerleme.

Rezil, sinirlerim gerilmiş bir halde, adam abuk subuk bir  garaj  gibi yerde indirdi. Zar zor Khason road caddesine giden bir belediye otobüsü buldum. Bir oda bulup kendimi yatağa serdim. Uzun bir duş alıp sokağa çıktım. Bıraktığım gibi. Ortalık gezgin kaynıyor.

Yemek yiyip, cadde üstü barlardan birine oturdum. Buz gibi biraları arka arkaya götürdüm.

06/ Nisan /2004 53.gün  (İstanbul uçağı)

Öğlene doğru uçak bileti okeyletmek için iş merkezlerinin bulunduğu bölgeye gittim. Biraz soruşturmadan sonra THY bürosunu bulup bileti 50 dolar ceza ile okeylettim.

Buradan nehir kenarına gelip kahve içtiğim iskele üstü yere geldim. Uzun süre oturdum. Yorulmuşum. Sona gelince bunu daha iyi anladım. Uçak gece 1 de.

Caddeye dönerken omzuma arkan biri dokundu. Döndüm polis. Yere izmarit attın gel bakalım. İleride bir masaya geldik. Diğer polis önüme bir yazı uzattı. Yere sigara izmariti atmak, cezası 50 dolar. Ulan ne diyosun sen, paramı kaldı ki. Başladım ağlamaya, para bitti, ben bugün dönüyorum gibi sızlanmalar.

Şef tamam dedi  40 dolar ver. Yok dedim. 25 ver. Yok.10 ver. Yok. Sonunda baklayı ağzından çıkardı. 100 baht ver ama bizi unut. Yani 2,5 dolara anlaştık.

Caddeye gelip İstanbul'dakiler  için hediyelik eşyalar baktım. Saat 18:00 gibi çantayı alıp hava limanının yolu tuttum. Trafik berbat.

Çekin işlemleri için beklemeye başladım. Çok rahat bir havalimanı. Sigara içmek için dışarı girip çıkmak çok rahat. Biniş işlemlerini yaptırıp içeri girdim. Sigara odaları var. bir tanesine girdim. İçeride bizim uçağa binecek birkaç Türk genci muhabbet ediyor. Kulağıma hoş geldi.

10 saatlik sıkıcı, uzun - bol bol votka içtim- yolculuktan sonra inişe geçtik.

Ozan ve Zeynep beni karşıladılar. Bu kadar güzellikten sonra, bu minikler son gördüğüm güzellikler.

:: SON ::


Necmi Toraman / 2004 ©
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
http://www.necmitoraman.com
Uzakdoğu gezi günlüğünden

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.