Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow KENTLER arrow 4. BÖLÜM
4. BÖLÜM PDF Yazdır E-posta
Necmi TORAMAN   

10/Mart/2003 23. gün ( CHİTWAN MİLLİ PARK ) Gece yine misafirim vardı, tavanda kocaman bir örümcek, aslında misafir olan benim, buralar onun yeri.

Kahvaltıda otel müdürü ve garsonla anlaşabildiğiz kadar sohbet ettik. Bu otele hiç Türk gelmemiş ben ilkmişim eminim bir çok yer dede öyle olacak, umarım gezi boyunca bir Türk'e rastlarım. Birde karayolu ile gelip tekrar Hindistan'a dönüp oradan tekrar karayolu ile dönmeme çok şaşırdılar, şunu biliyorum bir çok gezgin karayolu ile gelip ülkelerine uçakla dönmekteler ama ben geliş ve dönüşü tamamen karayolu ile yapmayı kafaya koymuşun, ne olursa olsun tamamlayacağım.

Rehber çocuk geldi ve nehir kenarına gidip orman gezisi için isim kayıt ettirdik, güvenlik acısından 2 saat sonra dönemiz gerekiyormuş.

Bir kanoya 3 rehber, ben ve turist bir kız bindik, sabah saatleri bolca kuş ve pusuya yatmış timsahların yanından geçtik. Rehber uzun burunlu timsahların pek saldırgan olmadığını ama diğer türün saldırgan olduğunu anlattı. Karşı kıyıda indik, ben ve iki rehber bir yana diğer turist kız ve rehber diğer tarafa yöneldi, yani ayrıldık.

Ormana daldık, elimde uzun bir değnek rehberleri takip ediyorum, hayvan görünce panik olmamamı ve bir ağaç arkasına saklanmamı söyledi, ne var ki orman o kadar tehlikeli gözükmüyor yada bana öyle geldi. Bolca kuş türü, orman tavuğu ve maymun sürülerinden başka bir şeye rastlamadık. Ara sıra ağaç tepelerine çıkıp sağı solu gözetliyorlar, asıl aradıkları tek boynuzlu gergedan ama maalesef denk gelemedik.

Kanonun beklediği yere giderek nehrin karşı kıyısına geçtik, otele dönüp yemek yedikden sonra ben ve 3 turist -biri bayandı ve güzeldi,- fil sırtına binip asıl sık ağaçlı balta girmemiş bir ormana daldık.

Hayvan bayağı büyükmüş, sanki 1 katın balkonunda oturur gibiyim.
Orman harbiden ürkütücü, fil bile ağaç aralarından zor geçiyor, orman tabanı olduğu gibi bitki kaplı. Biraz sonra bizim gibi geziye çıkmış bir fil kafilesi bir yere bakıyorlar bizde yanaştık. Nesli tükenmekte olan tek boynuzlu gergedanlar, biraz izleyip yolumuza devam ettik. Bunları yazarken Japon kızlar kikir diye kikir diye geliyorlar, benim yan odada kalmaktalar, nereli olduğum sorduralar Türk'üm dedim, "o turko" dediler. Bir tanesi Türkiye'ye gelmek istediğini söyledi.
Neyse orman dönelim, biraz sonra bir nehir kenarına geldik, yine timsahlar sıra sıra dizilmişler herhalde pusudalar.

Nehrin sığ bir tarafından karşıya geçmek için nehre girdik. Bizim fil ilafsız 10 dakika su içti, biraz ileride yine gergedanlar var ama Asya kaplanı göremedik.
Gezi bitişi nehir kıyısına gidip bir fil sahibine 50 ruppi vererek anlaştım. Nehirde fille banyo yapacağız.

Başladık fille beraber yıkanmaya, sırtına çıkıp durmaya çalışıyorum oda beni hortumu ile ıslatıp duruyor, kendini bir sağa bir sola yatırıp yıkıyor, bende üstüne çıkıp durmaya çalışıyorum nafile, bu harika banyodan sonra nehir kenarına oturup çay söyledim, bu yorucu ama bir o kadarda keyifli günü çay içip güneşin batışını seyrederek noktaladım.

Odadayım, saat 20:43, yemeği yedim ve bunları yazıyorum. Birde yemekler harikaydı, hele öğlen verdikleri yumurta çorbası enfesti. Yarın buraya veda ediyorum, benim için keyifli geçen yerlerden biriydi, bu köyün ismi THURA imiş, köyü yarın sabah saat 10 gibi terk ediyorum. Otobüsüm, Nepal'ın bir diğer şehri Pokhara.

Nehir kenarında yine uzun düşüncelere daldım, o kadar çok şey geldi ki aklıma hatta bir ara kendi kendimle konuştum, zaman ne kadar hızlı geçmiş hele o tatlı günler...

Bir fırsat olsa da Faruk'la Afrika'da şöyle 1 ay sürecek safari yapabilsek. Pokhara'da 2 gece kalmayı düşünüyorum, oradan tekrar Hindistan'a döneceğim. Sanırım 1 ay daha kalacağım ve sonra eve dönüş, galiba biraz zorlu geçecek. Galiba nezle oldum, burnum harıl harıl akıyor ve dudağımda uçuk çıktı. Faruk'un verdiği antibiyotikten içmeye başladım, umarım uzun sürmez. Bu arada gecenin bu vakti sana ne diyeyim Faruk ah,ah. Oğlanda büyümüştür.

Çocuk sahibi olmak, dünyaya sahip olmak gibi bir şey herhalde. Bazı şeyleri ve bazılarını özlüyorum, nerede ve ne yapıyorlar, lanet olası.
Bu arada ucuz Nepal sigarasını arka arkaya yakıyorum.

11/Mart/2003 24. gün ( NEPAL / POKHARA )

Otobüs yine eski püskü, neyse ki şoför yanına oturdum ayaklarımı uzatabiliyorum, yol yine virajlı ama manzara yine güzel, 19 km yolu 5 saatte geldik Pokhara minik bir göle sahip küçük şirin bir kasaba, genelde treking için tercih edilen bir yer, benim böyle bir niyetim yok. Terası göl manzaralı bir otele yerleştim, çantayı bırakıp cadde boyunca yürüyüp dar bir sokaktan göl kenarına inerken Momo yapan bir yer gördüm ve hiç düşünmeden girdim. Momo'nun nasıl yapıldığını burada gördüm. Koca bir kazan üstünde elek var hamurlar bu eleğin içinde altta kaynayan suyun buharı ile pişmekte, 2 tabak yedim.

Göl kenarında çay içip otele dönüşte sınıra bilet aldım. 2 Mango 2 bira alıp terasta içmeye başladım. Burada 1 gece kalmaya karar verdim. Sabah erkenden sınıra hareket, sabah 06:30 da.

12/Mart/2003 25. gün ( SINIR / GORAKPUR )

Sabah otel görevlisinin uyandırmasıyla kalkabildim, iyi ki çocuğa söylemişim. Apar topar taksiye atlayıp garaja geldim, zaten otobüste daha gelmemiş. Yine eski püskü dökülmekte olan bir mini otobüse diğer gezginlerle doluştuk. Saat 12:30 gibi Nepal'a veda edip sınırı geçtim, yine renkler ülkesi Hindistan'dayım.
Daha sınırı geçer geçmez kalabalık tekrar başladı. Hemen bir otobüse Gorakpur için bilet aldım,aman Allahım! otobüs tıka basa dolu, bana düşen koltuğun sırt dayama yeri yok, yandım anam.

Felaket bir yolculuktan sonra apar topar inip istasyona gittim derdimi anlatıp ilk tren için Delhi'ye bilet istedim. Tren perona yeni girmiş saat 18:10 gibi, benim sadece oturma yeri, yataklıda yer yoktu. Trene bindim, oturma yeri bile yok geceyi nasıl geçireceğim ?, biraz kapının orada ayakta durdum, sonra Hint'linin biri bana yer verdi kendide yan koltuklara sıkıştı. Sabah 8 civarı Delhi'de olacağım.

Küçük bir fındık faresi yerdeki fıstık kabuklarını gelip gelip kokluyor, namusuz birde şirin ki, uzun süre izledim. Tren yine renkli, satıcılar, dilenciler, çalgıcılar...
Akşam olunca halk yanlarına aldıkları yiyecekleri elle, çoluk çocuk afiyetle yedi. Bende molalarda muz, mandalina, omlet, fıstık ne bulursam karnımı doyuruyorum. Aslında trenler çok rahat. Yataklı olanda seyahat pekte güç değil, tavanda her kısım için 3 vantilatör var ama yinede sıcak ve havasız oluyor.
Delhi'de kalmadan hemen Jaipur'a yani Hindistan'ın turistik eyaleti Racajtan'a geçeceğim, yani dönüş rotam, dönüş dedimse bu da bir ay sürecek. İstanbul' dan ayrılalı tam 25 gün olmuş.

13/Mart/2003 26. gün ( DELHİ / JAİPUR )

Sabah çaycıların sesiyle uyandım, gece uykusuz ve sıkıntılı geçti. Kendimi biraz bitkin hissediyorum. Aman Necmi kendini salma, bir çay iç kendine gelirsin.
Hava aydınlanmaya ve Delhi'ye yaklaştıkça yol kenarlarında, ağaç diplerinde yanında 1 kap su ile büyük tuvaletini yapanlar, hem de neredeyse yan yanalar.
Bitkin bir halde trenden indim, önceden bildiğim turist ofise çıktım daha açılmamış,. Bir kaç gezginle beklemeye başladık. Jaipur'a ilk tren 15:05 da, yol 5 saat, bileti ucuz sınıftan istedim ama yokmuş. 2 . sınıftan aldık. Yatarak giderim, birazda dinlenirim.

İstasyondan çıkıp önceden kaldığım sokağın başına gelip omlet yiyip, nar suyu içtim. Merkeze gelip bir internet cafeye girdim, bakalım İstanbul'dan haber var mı. Faruk'tan mail var, herkes iyimiş bende bir mail yazıp çıkdım.100 $ dolar bozdurdum, hesaplarım tutuyor yani para durumu iyi. Eski Delhi'ye doğru yürümeye başladım, yorgunluğum arttı sanki, çanta 100 kilo gelmekte. Bir rişkaya binip Red Fort kalesine doğru koyuldum, bir kavşağa geldik, yani kimse dönüp bakmasa katıla katıla güleceğim. Sabah trafiği ortalık acayip kalabalık, kavşak arapsaçı, insanlar rişkaların üzerini basarak geçiyor.
Yük arabaları rişkalar birbirine girmiş durumda, bu kargaşanın tam ortasında bir inek ne sağa gidebiliyor ne sola öylece duruyor, insanlardan gık çıkmıyor sanki bir mucize olacakta yol açılacak. Tam tamına 15-20 dakika öylece kaldık, eli sopalı trafik polisleri geldi zar zor düğümü çözdüler.

Kaleye verdiğim giriş parasına acıdım! kalenin dışardan görünüşü daha güzelmiş

İstasyonda bol suyla ayaklarımı 2-3 kez yıkadım, bunu da yapmazsam rahatlayamayacağım. Tren peronda daha kapıları açık değil, her vagonun kenarına bilgisayardan çıkma isim listesi asılmakta buradan isim kontrolü yapabiliyorsunuz Büyük bir ekrandan tüm trenleri takipetmek mümkün. Yani fakir gözüken Hindistan bu olaylarla insanı şaşırtmakta, neden mi ? bizde otobüs kazası olsa, tren kazası olsa kimlik tespiti ölülerin üzerinden çıkan kimliklerle yapılır yani demek istediğim o tren veya otobüste kim var kim yok bilinmez, yani otobüs firmasında bir isim listesi yoktur . İran'da da aynı şekilde isim alıp bileti bilgisayardan çıkartıyorlar, belki orada devrim yasasıdır.

Tren yine renkli ve kalabalık. İlk defa homoseksüel biri karşıma dikilerek ellerini sert bir şekilde birbirine vurup para istedi, bende kafayı sallıyarak "no" dedim -asılda biraz şaşırdım,- oda bana İngilizce "siktir" gibi birşey söyledi. Para verebilirdim de o an duraksadım. Renkli ve enteresan bir tipti.
Yanımda oturan ve diğer taraflarda da bulunan adamlar sanırım din görevlileri idi, bir bay ve bayan durmadan çay ve yiyecek bir şeyler getirip adama veriyorlardı. Dikkatimi çeken, bir görevlide bizim orayı arasıra kolaçan etmesiydi. Ne olduklarını anlayamadım. İkram yapan kızla birkaç kez göz göze geldik, bir ara gelişinde pasta gibi bir şey de bana ikram etti, hoş kızdı.

Akşam üzeri Jaipur'a vardım. Daha istasyondan çıkmadan buranın turistik bir eyalet olduğu anlaşılıyor.

Tertemiz ve düzenli. Rişkacılar etrafımı sardı, kanım ısınan birine hemen tamam dedim, bildiğim otel ismini söyledim oda bana oranın pahalı olduğunu söyledi ve kendi oteline götürmek istedi, önce benim otele gittik, pahalı, tamam dedim senin otele gidelim, adam adını söyleyip duruyor ayyup, ayyup meğer adam Müslüman ve tam adı Muhammet Eyüp imiş. Otele geldik ucuz sıradan bir otel. Çamaşırlarımı yıkayıp bir duş aldım.

Birde Eyüb'e yanımdaki İsviçre çakısını hediye ettim, beni ve Türkiye'yi hatırlasın diye.


14/Mart/2003 27. gün ( JAİPUR / PEMBE KENT )

Deliksiz uyumuşum, sabah biraz yatak keyfi yaptıktan sonra sokak satıcısının biriden 2 tane patatesli börek yedim.

İstasyon yönüne yürüyerek eski Jaipur'u sordum ve o yöne doğru yürümeye başladım. Bir rişkacı ile anlaşıp rüzgar sarayına geldim. Önce duvarın arka tarafını gezdim, sonra dışarı çıkıp duvarın caddeye bakan kısmını gördüm. Duvar yukarı doğru incelen yarı apartman boyunda ve dış cephesi çok güzel işlemeli, küçük pencereleri bulunan harika bir hapı, bu duvar eskiden caddede yapılan törenleri bayanlar izlesin diye yapılmış. Kente geniş ve çok güzel bir cadden girdik. Kentin tamamı pembe yapılarla dolu ve harika bir mimari.

Şehirde bir hazırlık var, tam olarak anlayamadım. Renkli renkli tenteler kurulmuş, koca koca su ve yemek kazanları cadde kenarlarına dizilmiş. Birde 4-5 metre boylarında parlak kağıttan ve şeffaf naylonlardan yapılma camiye benzer maketler, meğerse Müslümanların festival günüymüş, ama ne festivali olduğunu anlamadım. Bir sokak kahvesine oturup etrafı seyrederek çay içip tekrar caddelerde dolaşmaya başladım. Adamın biri yanıma yaklaşıp sohbet etmeye başladı, bende ona fil festivali bu tarihlerde var mı diye sordum oda yok dedi, demek ki benim bilgim yanlışmış. Adam rişkacı çıktı, ucuz bir fiyata fil mahallesini ve şehri gezdireceğini söyledi, anlaştık iyide oldu. Yayan gezemeyeceğim bir çok ara sokaklara girdik çıktık ve çoğu Müslüman mahallesiydi, birde küçük küçük camiler gördüm.

Fillerin olduğu bir mahalleye geldik neredeyse her evi bahçesinde bir fil bağlı. Genç bir kaç çocuk bir fili boyuyorlar, neden diye sordum, turistleri gezdirmek içinmiş.

Bayağı bir gezdikten sonra beni bir sarayın girişinde indirdi, saray eski bir Mihrace sarayı,kentin İsmi de Mihrace 2. Singh'ten gelmekte bu racalar savaştaki ustalık ve cesaretleri ile ünlü imişler, zaten sarayın içerisinde de çok güzel bir silah müzesi var.

Oradan çıkıp Jantar Mantar'a girdim. Burası eski bir gözlem evi, içerisi çok ilginç yapılarla dolu. Bu yapılarla zamanında çok geniş bir astronomi gözlemi yapılıyormuş. Caddeler bir anada kalabalıklaşmaya başladı. Kazanlarda yemekler pişiriliyor. Bir rişkacı uygun fiyata ilginç yerlere götüreceğini söyledi, bindim ve mümkünse ara sokaklardan gitmesini söyledim. İlk olarak bir Hindu tapınağına getirdi, oradan bir göl ortasında bulunan bir saraya uzaktan baktık, oradan yine bir sarayın bahçesini gezdik ve adam esas konuya geldi, yani alışveriş, ama şunu açıkça söyledi "almanız önemli değil, ben götürdüğüm zamanda cüzi bir para veriyorlar", bende hepsine götür dedim.
Bir kaç yere uğradık, bende birinden küçük kumaş üzerine bir yağlıboya fil resmi aldım.

Caddeleri trafiğe kapattılar, polis sayısı da arttı, bende bir kenara oturup çay içip izlemeye başladım. Biraz sonra aşağı cadden kalabalık bir konvoy davullar eşliğinde, sırtlarında maketlerle meydana geldiler, sonra başka bir grup, başka bir grup. Meydan ana baba gününe döndü, farklı yerlerde davullar çalıp dans ediliyor,başka bir yerde tahta kılıçlarla gençler birbirleriyle dövüşmekte.
Uzunca bir süre kalabalığı izleyip otele doğru yürümeye başladım. Burası Racajtan eyaleti ,bu eyalette daha sırası ile, Pushkar, Bikaner, Jaiselmer (tar çölü),Udaipur, Jodhpur şehirlerini gezeceğim.

Odadayım, günlük hesapladığım 10 $ ortalamanın 2 $ üzerindeyim, ortalamayı düşürmem lazım zaten bu ortalamanın içinde ekstra harcamalarda var, yani hesabım tutuyor.

Şehirde tartıldım 82 kiloyum yola çıkarken 87'dim 5 kilo vermişim, buda normal.
Tahmini, Bombay ve Goa' dan sonra yol dahil 12 Nisanda İstanbul'da olurum. Yol gözümde büyüyor!.


15/Mart/2003 28. gün ( JAİPUR / PUSHKAR )

Ulan sabah, sabah Ajmer için bir sağa bir sola, bir içeri bir dışarı istasyonda dolanıp duruyorum. Ne demek istediklerini tam olarak anlamıyorum. Neyseki sonunda bir bilet alabildim.

Tren boş 7-8 kişi var, 2,5 saatlik yoldan sonra Ajmer'e vardım. Buradan 20 dakikalık Pushkar için otobüse bindim. Kısa bir yolculuktan sonra inip otel aramaya koyuldum. Gölü gören bir otele yerleştim.

Burası harika bir yer, küçük bir göl ve göle inen merdivenler, şirin bir çarşı, harika yapılar ve bolca hippi kılıklı gezgin var. Bir yer bulup tabak büyüklüğünde arası sarımsaklı, baharatlı, erimiş peynir, domates ve patatesten oluşan tavada kızartılmış ismi Nan olan sandviçi bir güzel yedim.

Çarşıdaki küçük dükkanları dolaşarak milletin güneşi batırdığı yeri buldum, hemen hemen herkes burada, acayip bir mistik hava var. Burası beni etkiledi. Gölün kenarındaki merdivenlere millet oturmuş, büyükçe bir ağacın altındaki 2 davulcunun harika bir ritimle çaldıkları davulları dinlemekteler. Yoga yapanlar, çubuklarla gösteri yapan Japon'lar, yine uçlarında ateş yanan iplerle gösteri yapan gezginler, yerel çalgıcılar, yani ortam harika. Davullar güneş batana kadar susmadı ve güneş batınca davulcular para toplamaya başladılar.Ellerine sağlık.

Göl manzaralı bir restoran bulup karnımı doyurup otelin terasına geldim. Burayı çok (Pushkar)sevdim.Yarın bolca resim çekeceğim. Birde çarşıda gözüme kestirdiğim gömlekler var, onları almayı düşünüyorum.

16/Mart/2003 29. gün ( PUSHKAR )

Erken kalkıp güneş doğmadan terasa çıktım. Hint halkı sabah ritüelleri için merdivenlere gelip dua ve temizlenmelerine başladılar ve bolca da maymun var.
Aç karnına 2 sigara ve çay içtim, midem kötü, kahvaltı için aşağıya indim ve açık büfe veren uygun bir yer buldum. Bolca papaya, mango, muz, kaşar, reçel, omlet, yedikçe yedim. Uzun zamandır böyle yememiştim ve toplam 1 $ verdim. Odaya dönüp küçük penceremden gölü, halkı izlemeye koyuldum. Pencerenin altıda maymun dolu gölgeye sığınmışlar. Çamaşırları yıkayıp 3 saate yakın uyumuşum.

Çarşıda alışveriş yapıp, büyük bir tapınağı gezip eşyaları odaya bırakıp güneşi batırmak için aynı yere gittim, yine aynı renkli görüntüler.

Akşam yemeğini otelin terasında yedim, sebzeli, patatesli bir pilav ve bira söyledim. Ulan bir pilav bu kadar lezzetli yapılır. Birde aldığım gömlekler çok hoşuma gitti.

Yarın 1 ay olacak İstanbul'dakiler ne yapıyor acaba oziyi , zeynoyu çok özledim birde anamı.

Seneye bu zamanlar daha doğuya gitmeyi planlıyorum, Kamboçya, Laos, Vietnam falan, bakalım para toparlayabilecek miyiz.

Şu Hint halkını da iyice sevmeye başladım acayip sakin ve dost yanlısılar, birde şu ipe asılmış yazı sitilleri yok mu harika, hele inekler her yerdeler, ne karışan var ne kızan, temizlik desen umurlarında değil, pislik felsefeleri, tanrıları da bolca neredeyse herkesin bir tanrısı var.

Yolum yine buralara düşebilir.

17/Mart/2003 30. gün ( JODHPUR )

Gece çok güzel bir rüya gördüm. Şapkalı, benim için ağlayan bir kız, cam içerisinde biblolar, köprü üstündeki vedalaşma, sarı kıvırcık saçlı küçük kız.
Sabah geç uyandım. Terasa çıkıp uzun süre gölü izleyip, çarşıya inip birtane nan yedim. Bugün buradan ayrılıyorum, odayı boşaltıp Ajmer'e geri döndüm. Ama burası aklımdan hiç çıkmayacak.

Büyük Hint çölünün bulunduğu Jaiselmer'e geçmek için tren ve otobüs sordum bugün yokmuş, bende rota değiştirerek Jodhpur'a gitmeye karar verdim. Şansım yaver gitti ve iyi bir otobüse bilet aldım, tren yokmuş, Otobüsün en arkasına oturdum. Yavaş yavaş arazide çölleşmekte, yani Tar çölü başlıyor.

Yol kenarlarında bol cana hayvan leşleri var. Jodhpur'dan sonra Jaiselmer'e geçip orada deve ile çölde 1 gece kalmalı safari yapmayı düşünüyorum.

Otobüsten inip bir rişka ile saat kulesinin olduğu yere geldim. Bu şehirde mavi şehir olsa gerek. Çoğu bina maviye boyalı ve bu kentte bayağı kalabalık.

Bir otelle anlaşıp çantayı bırakıp otelin terasa çıktım. Oldukça büyük bir kale ve tapınak gözükmekte birde şehrin maviliği daha net gözüküyor. Bir çocuk yanıma geldi şehir turu isteyip istemediğimi sordu, ama bu arada şunu söyledi yarın Holi bayramıymış her yer kapalı olurmuş, bildiğim, bu boya bayramı, insanlar yüzlerini vücutlarını boyayıp birbirlerine boya atmaktalar. Yarın renkli geçecek. Çarşıya inip biraz gezindim, saat geç olmak üzere, biraz meyve, cips ve bira alıp odaya geldim.

Saat 11:15 odadayım, çamaşır işini hallettim. Yola çıkalı 560 $ harcamışım, bu rakam iyi, yani 140 $ kadar limitim daha var. 20-25 gün gibi bir zaman kaldı, bazen kendimi yorgun ve halsiz hissediyorum. Sanırım hastalanmadan dönebileceğim ve hiç tatsız olay yaşamadım , oteller, tren, sokaklar şimdilik güvenli, yani İstanbul'da bazen yaptığımız muhabbetlerde acabalar geçekleşmedi. Şaka gerçek arası 2 yıl boyunca gideceğim gideceğim dedim durdum, iş ciddiye son 6-7 ay kala bindi ve buda planlar, hesaplarla geçti.

Yalnız gelmek tabi ki biraz zor oldu, şu bakımdan, konuşmak yorum yapmak 2 kişi ile zevkli olurdu. Bazen kendi kendime konuşuyorum, aslında yalnız daha iyi oldu, çok durgunlaştım ve düşünecek çok vaktim oluyor. Bu gezinin sonuçlarını sanırım dönünce daha iyi değerlendireceğim.

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.