Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YOLDAN NOTLAR arrow 3. BÖLÜM
3. BÖLÜM PDF Yazdır E-posta
Necmi TORAMAN   

28/Şubat/2003 13. gün ( VARANASİ / GANJ NEHRİ ) Gece saat 12:44 tam yatıyordum ki tavandaki demirde 2 tane kocaman kertenkele, biri kayboldu diğeri ile göz gözeyiz.

çok az kıpırdıyor bende öyle, hay anasını saatim nedir lan bunlar, odaya girerken kapı önündeki oluktan fare geçmişti, kapının altı 1 karış açık, kalın kotu ıslatıp kapının altını kapattım, ama bunlar ne olacak acaba ısırırlar mı, bir buçuk karış boyları var ağız içleri kırmızı hay anasını nasıl uyuyacağım lan ben, sabahta erken kalkmam lazım.
Dışardanda maymun viklemeleri ve köpek havlamaları geliyor bizimkilerde ara sıra vik vik diye bir ses çıkartıyorlar acaba ışığı kapat yatmı demekteler, biri demirde öbürünü göremiyorum.

Bizim doktor İlhami'nin söylediği geldi aklıma fare mare ısırmasına dikkatli ol diye, şimdiye kadar 1 kere ishal oldum oda 1 gün sürdü şu Taftandaki olay onun haricinde şimdilik bir şey yok umarım olmaz. Otelden Nepal'a otobüs rezervasyonu yapıyorlar,rotam buradan Nepal'a geçmek tekrar Hindistan'a dönmek. Haftanın 3 günü otobüs varmış 16 saat sürüyormuş 1 gece sınırda yatırıyorlar toplam 10 $ uygun bir fiyat.

Yarın İstanbul'dan getirdiğim Ganj'a bırakacağım eşyaları hazırladım, Ozan'ın çizdiği uçak resmi, Orkun'un tüm Hint halkına yazdığı mesaj, Rüzgar'ın ilk kesilmiş saçı ve benim bırakacağım resim.

Saat 01:10 oldu hala tavandalar, pencerelerin üstü delikli duvar,tabi ki her şey girer içeri, sanki sağ alt tarafımda bir şey yürüyor, yok yok pipiriklendim galiba. Suyumda bitmek üzere, yiyecek bir şeyde yok sigaraya devam.

Ozan'ı ve Zeyne'bi çok özledim, Necip mailinde Zeyne'bin amaca dediğini yazmış çok hoşuma gitti.

Ulan sabit bir halde beni seyrediyor hergele, ara sıra vikliyor , hafif sağa geçti, bir sağa bir sola hareketlendi, oda benden sıkıldı herhalde kapatmayacağım lan lambayı, ulan bana da bir cesaret gelse de uyusam. Poların tüylerini temizledim, ayaklarımı ovdum hatta bir ara dışarı çıkıp resepsiyona gittim, dışarısı içeriden daha beter kimseler yok maymun dolu ortalık saatte 02:00 oldu

Sabah saat 6 gibi uyandım uyumuşum be, onlar hala ordalar eh alıştık galiba
Dışarı çıkıp Ganj kenarına doğru yürümeye başladım. Hint halkı nehir kenarına toplanmış ve acayip kalabalık, hemen bir kayık kiralayıp merdivenlerin etrafında dolaşmaya başladım görüntüler çok ilginç; suya dalıp çıkanlar, bir tasla suyu alıp başından aşağıya dökenler, yıkananlar, tıraş olanlar, transa geçmiş Sadu'lar, nehre karşı yoga yapanlar, yani manzara harika.

Kayık dan inip bende kalabalığa karıştım ve merdivenlerden birine oturup bu manzaraları izlemeye başladım, bu arada bolaca da resim çekiyorum.
Merdivenlerden ayrılıp dar sokaklara daldım, birkaç meyve yiyip sokakları gezmeye başladım bir büyük tapınak gezdim, bir kaç hediyelik eşya ve taş satan dükkana girip çıktım, otele dönerken adını unuttuğum bir meyveden 4 tane aldım harika bir tadı var çekirdeği bile güzel atmayıp çantaya koydum, bolca muz yemekteyim en ucuzu bu, ara sıra bir ananası soydurup yemekteyim, birde nar ve portakal suyu harika gitmekte, şunu utmadan söyleyeyim yediğim manda sütünden yapılmış tatlıların tadı enfes.

Odaya gelip bir duş aldım, resepsiyondaki çocuğa 1 mart için Nepal'a yer ayırtmasını söyledim oda bana o günkü otobüs seferinin yapılmayacağını söyledi; nedeni 1 mart Şiva günüymüş ve festivaller varmış, bende 2 gün daha kalmaya karar verdim, zaten bu kenti tamda yaşayamamıştım.

Teras da otururken kızın biri anladığım kadarıyla " nice day" diye selam verdi, ara sırada bakıyordu, bir yanlız kız daha var o da bayağı iyi, neyse.
Öğleden sonra tekrar ölülerin yakıldığı merdivene gittim ve yine aynı manzara, biraz daha fazla ölü var, yanmakta olanlar, kul olmuşlar, sırasını bekleyen ölüler, diğer gezginler gibi merak ve ürperti içinde uzunsüre izledim.

Odaya dönüp 2 saat uyumuşum, akşamki arayı kapattım. Aşağıya inip otel önündeki merdivenlere oturdum geleni geçeni ve özelliklede Sadu'ları izlemeye koyuldum, otelin önünde temizlik ve hazırlık yapılmakta sanırım festival için.

Akşam üzeri yine Ganga Puja izlemek için büyük merdivenlere gittim, aynı ritüller her gece yapılmakta ve sanki bu kentte 24 saat ilahiler okunuyor.
Otelin önümdeki hazırlık yerel dans gösterileri içinmiş, tek, tek ve guruplar halinde dansçılar sahneye çıkıp dans gösterisi sundular. Akşam yemeği için terasa çıktım 1 tas şu enfes sebze çorbasından ve pilav söyledim.

Ganj'ı izlemeye koyuldum, şu benim yan odada kalan kız gelip yan masama oturdu ve tatlı bir tebessüm attı, hadi bakalım Ganj bereketi. Oda kapısının orada karşılaştık merhaba dedim oda bana tebessüm etti ve hiç fırsat vermeden odaya girdi. İyi geceler....

Bizim kertenkeleler henüz gelmemiş, sanırım gece geç vakitte gelirler.
Yarinki Şiva festivalini merakla bekliyorum.

01/Mart/2003 14. gün ( VARANASİ / GANJ NEHRİ )

Güneş doğmadan kalkıp yine merdivenlere indim, her zamankin den daha kalabalık. Merdivenlere oturup halkı izlemeye koyuldum, biraz ilerideki kobra oynatıcısının yanına gittim, hayvan çok asil gözükmekte ama sindirilmiş, adam kavalı çalıyor bizim yılanda sepetten çıkıyor.

Terasa dönüp kahvaltı yaptım, bizim maymunlardan biri hemen yanımdaki çiçeğe hızlı bir hamle yapıp kopardı ve bir güzel yedi, aramızda 1 metre var hemen bir resmin çektim.

Çarşıya çıkıp kendime bir tişört ve İstanbul'dakilere özellikle bayanlara taş aldım.

İleriden tahta bir araba ve kalabalık gelmekte bende o tarafa yöneldim, arabanın üzerinde tanrı Şiva'nın heykeli bulunmakta, arabayı da halatlarla insanlar çekmekte, arabanın üzerine halk meyveler, sebzeler atmaktalar, arabanın üzerindeki adamlarda bunları tekrar geri atmakta. Araba merdivenlerin orada durdu heykeli alan adamlar ilahiler eşliğinde kalabalıkla birlik de Ganj kenarına geldiler, nehir kenarında uzunca bir süre ritüel yaptılar .

Otelin önünde çocuklar kriket oynuyorlar biraz izleyip bende bir kaç atış yaptım, kötüydü.

Uyumuşum saat 18:00 gibi kalktım bir çay içip aşağıya indim, merdivenlerin birinde kadınlar kibrit kutusu büyüklüğündeki küçük tasları yere şekilli olarak dizmekteler, içine yağ ve fitil koyup tek tek yaktılar sonrada etrafına toplanarak ilahiler eşliğin de etrafında dönmeye başladılar sonra oturup dua ettiler. Diğer bir tarafta 7 - 8 Sadu daire şeklinde oturmuş çalgılar eşliğinde ilahiler söylemek de, bu çok etkileyiciydi.

Çarşı dönüşü İstanbul'dan getirdiklerimi bende Ganj'a bıraktım, resimi bırakırken içim biraz sızladı.

02/Mart/2003 15. gün ( VARANASİ / GANJ NEHRİ )

Bugün bu kentte son günüm, sanırı burada yaşadıklarımı, gördüklerimi hiç unutamayacağım belki bir gün bu kente yine gelirim.

Uzun sure terasta oturdum ve düşüncelere daldım. Merdivenleri, labirent gibi çarşıyı son kez dolaştım, bir kaç hediyelik eşya, filim, sigara aldım. birazda tatlı yedim, şu uyuşturucu satıcıları bıkmadan usanmadan ha bire sorup duruyorlar, lazım mı diye.

Otel önünde akrobat çocuklar çok güzel bir gösteri yaptılar ilgiyle izledim. Hesabı kapatıp terasta oturdum, son kez Ganj'ı uzun ,uzun seyrettim.

03/Mart/2003 16. gün ( NEPAL OTOBÜSÜ )

Otobüs tam uluslar arası, her milletten adam var, otobüs biraz eski, sol taraf 2'li koltuk sağ taraf yani benim taraf 3'lü koltuklu, cam kenarındayım, yanıma 2 Japon kız oturdu, koltuklar öyle dar ki ilerleyen saatlerde Japon kızla bayağı samimi olduk.

Hindistan'da ilk kara yolculuğum bakalım nasıl geçecek. Önce Nepal sınırı, sınırda bir gece yatacağız, bu fiyata dahil. Ulan yol değil sanki panayır yeri, insanlar, inekler,keçiler, tavuklar, bisikletler,arabalar, satıcılar ne varsa hepsi yoldalar o kadar yavaş ilerliyoruz ki, birde şoför yolu açmak için o kadar uzun korna çalıyor ki, yani korna bozulsa fren patlamış gibi olacağız, yandık vallahi. Sigara ve çay molaları cennet gibi gelmekte, millet kendini bir dışarı atıyor ki bir daha binmemek üzere.

Ben çok büyük bir rota hatası yaptım, acayip kafam bozuldu, millet Hindistan'ı bitirip Nepal'e gidiyor ben tam tersi tekrar Hindistan'a dönüp rotama devam edeceğim.

Millet birbiriyle muhabbet ediyor, ben geyik, geyik dışarıyı seyrediyorum, fazla bir ingilizcem yok ve zaten içe kapanık biriyim. Yolda bol, bol muz alıp yemekteyiz inşallah motoru bozmayız, gerçi iyi gidiyoruz da. Saat 19:00 gibi sınırdayız, apar topar Hint çıkışını yapıp, Nepal girişini yaptıktan sonra kalacağımız otele geliyoruz, ben İsveçli bir gençle kalacağım.

Çantayı bırakıp restoranda geçtim, bir büyük Tuborg bira ve spagetti söyledim, 1 büyük bira daha içtim kafam biraz iyi oldu.

04/Mart/2003 17. gün ( KATMANDU OTOBÜSÜ)

Gece harika uyumuşum. Biraz dolar bozdurup, çantamı otobüse verdim, burada Phokar'a yolcuları ile Katmandu yolcuları ayrıldı, ben Katmandu'ya gidip sonra Phokara'ya geçeceğim. Otobüs küçük ve yine eski, yandık yine. Kaldığımız köyün ismi Lumbin'i imiş, saat 08:30 hareket ettik. Asya'nın bu küçük fakir ülkesi Everestiy'le yani dünyanın çatısı sayılan dağıyla, budizimiyle ünlü. Katmandu hakkında çok şey okuyup duydum, bu şirin kenti merak ediyorum. Otobüs yine rahatsız ama yolun manzarası harika. Vadi içinden nehir boyunca ilerliyoruz ve mola verdiğimiz köyler çok şirin, insanlar acayip güler yüzlü cana yakınlar. Mola yerinde bizim erişteye benzer bol acılı ve sebzeli bir yemek yedim, harikaydı. Ve Katmandu, otobüs bizi şehir girişinde indirdi otel ayakçıları da zaten otobüsü bekliyorlarmış hemen etrafımızı sardılar, ben bir taksiyle anlaşıp merkeze geldim. Ucuz güzel bir otelle anlaştım, resepsiyondaki adamda çok cana yakın. Çantayı bırakıp dışarı çıktım, harika bir şehir sıcacık, şirin mi şirin dükkanlar, her dükkanda güler yüzle "NAMESTA" sesi. Çok hoş kazaklar var 1 bana bir Faruk'a belki alabilirim ama çantada yer yok bakalım ne yapacağız, neleri atacağız. İsmini duyduğum şu meşhur Tibet mantısından yani Momo'dan yemek için yer aradım, restorandın birine girip bir tabak söyledim, yemek geldi; ceviz büyüklüğünde 10 tane içi et dolu hamur, birde tabağın ortasında sosu var, bir yemek bu kadar lezzetli olur. Bu arada restorand da Tibetli gençler şeker dağıttılar meğerse Tibet bugün yeni yıla giriyormuş, harika bir şey. Büyük bir markete girip ihtiyaçlarım için alışveriş yaptım, ne kadar ucuz. 2 şişe bira, 1 küçük şişe viski, 5 paket sigara, 2 paket fıstık, 2 paket çikolata, 2 büyük su, 1 sabun, 1 diş fırçası, 1 orta boy defter, hepsi 480 ruppe yani 10 $ tuttu.

Odadayım, biraları içip bunları yazmaktayım. Yarın Katmandu'yu ve Patanı gezeceğim Keyfim çok iyi, Ozanı çok özledim, annesine babasına beni dönünce dövmesini söylemiş, gittim diye.

05/Mart/2003 18. gün ( KATMANDU )

Pasta haneden çeşitli pastalar alarak, birazda abartarak, otelin terasında harika bir kahvaltı ile güne başladım. Katmandu'nun tarihi ve bir çok tapınağı barındıran Durbar meydanına gittim. Harika bir yer, sanki tarih sahnesi, birbirinden güzel tapınaklar, şirin dükkanlar, güler güzlü Nepal halkı. Bunları otelin terasında yazıyorum, cici bir kuş cinsine elimden ekmek yedirmekteyim, gözleri ve gagası sarı, tüyleri siyah beyaz, şehrin kuşları bile sıcak kanlı. Meydandan rişka ile tepedeki tapınağa çıktım, burası da harika bir tapınak, maymunlarla bayağı samimi olduk. Budizim'de Nirvana'ya ulaşmak var, yani ruh tekrar,tekrar dünyaya gelmeyip sonsuzluğa ulaşmakta. Tapınağın göğe doğru uzun bir kubbesi var ve alt tarafın dört bir yanında Buda'nın gözleri bulunmakta, yani Buda her an halkı gözetlemekte. Hemen en alt duvarda dua silindirleri bulunmakta, içeri giren halk bu silindirleri çeviriyor, bende bir tur attım. Thamel meydanına dönüp çarşıda gezinmeye başladım, bir tezgahta fil heykeli için pazarlığa başladık ben bir ara hesap makinesini çıkartıp hesap yapmaya başladım satıcı çocuk şöyle bir teklif yaptı "hesap makinesiyle fili takas yapalım dedi" bende olur dedim. Satıcı çocuklar Türk milli takımını ve Galatasarayı iyi biliyorlar ama Türkiye'nin nerede olduğunu bilmiyorlar, Durbar meydanındaki genç çocuklarda bilmiyorlardı.
Asya'daki Unesco'nun koruma altındaki büyük milli parklarından Chitwana'na gitmek için bir seyahat acentesine uğradım, 2 gece 3 gün tam pansiyon,yol ve tüm aktiviteler dahil, bunlar orman safari, fil safari nehirde kano gezintisi, fillerle nehirde banyo, kuş izleme dahil toplam 50 $ biraz benim için fazla ama tek boynuzlu gergedan ve Bengal kaplanı görme şansımızda var.

Akşam üzeri çarşıda dolaşmaya başladım kendime dostlarıma bir şeyler aldım bakalım çantaya nasıl sığacaklar, daha 1 ay bu çantayla beraberim inşallah yırtılma falan olmaz.

Akşam yemeği için yine Momo yemeğe gittim, 2 de büyük tuborg içtim.

Lanet olası buralarda bile aklıma geliyorsun, bakalım nereye kadar sürecek? Aldığım viskiyi de bitirdim kafam iyi oldu, Ozan'ım aklıma geliyor, İstanbul'da saatin kaç olduğunu bulup Ozi'nin neler yaptığını düşünüyorum. Çıkıp bir şişe viski daha alacağım.

06/Mart/2003 19. gün ( KATMANDU )

Kahvaltı için otelden dışarı adımımı atar atmaz bir tamirci çocuk ayakkabıları göstererek tamir edebileceğini söyledi, sağ sandaleti cengelli iğne ile tutturmuştum nasılda gördü hergele,sağlamda dikti. Bugün Katmandu'ya yakın Patanı gezmeyi düşünüyorum. Aslında birazda gevşedim, hızlı tempodan sonra Katmandu beni rahatlattı.

Bir rişkacı gözüme kestirip Patana gitmek üzere yola koyulduk, ara sokaklardan uzunca bir yolculuk yaparak tarihi meydana geldik, burası da harika yine olağan üstü tahta işlemeli tapınaklar, harika sokaklar diğer çıkışın orada bilet sordular, bilet almadan girmiştim ne bileyim ben, o zaman dışarı dediler bende tamam dedim zaten her yeri gezmiştim ama rişkacı öbür tarafta kaldı, geliş gidiş anlaşmıştık çarşının arkasından dolanarak rişkacıyı buldum beni dönüşte Durbar meydanına bırakmasını söyledim, meydanı biraz dolaşıp bir tapınağın en üst tarafına oturup geleni gideni seyretmeye başladım,yanıma gençler ve satıcılar geldi onlarla da anlaşabildiğimiz kadar muhabbet ettik, bir Nepallı gençle bilek güreşi yaptık "o Turko strong" diye söylendiler.

Çarşıya dönüp şu satıcı çocukla bu sefer küçük cep radyosuna karşılık bir maskı takas yaptık. Birde bez üzerine haşhaş çeken sadu resimleri aldım, bunlar çok hoşuma gitti. Terastayım sinema afişi değişmiş Titanik oynuyor herhalde yeni gelmemiştir 2. gösterim falandır. Odaya gelip biraz dinlendim, maalesef çanta ful doldu ve ağırlaştı, büyük havluyu oteldeki arkadaşa verdim, bu arada bana yarın Himalayalar'ı görmeye gideceğim Nagarkot için yer ayarladı, bir gece kalıp tekrar Katmandu'ya döneceğim.

Akşam yemeği için bir restoran seçip girdim, mönüden rastgele bir çorba ve yemek söyledim,koca bir kase çorba geldi içi makarna, et, sebze ve soğan dolu afiyetle içtim, biraz sonra yemek geldi, aman allahım çorbanın susuzu aynı şeylerden yapılma ve koca bir tabak, tabi ki yiyemedim. Otelin terasına dönüp bir demlik çay söyledim, çayı yudumlarken ara sıra gördüğüm bir adam yanıma oturdu "nerelisin ? nerelere gideceksin?" gibi muhabbetten sonra asıl konuya geldi "uyuşturucu ister misin?" "sadece sigara içerim" dedim.

07/Mart/2003 20. gün ( NAGARKOT )

Birazdan Himalaya'ları görmek için 7,200 fit yükseklikteki Nagarkot'a gideceğim. Tur görevlisi öğlen 1 gibi gelip beni alacak, 1 gece kalıp tekrar Katmandu'ya döneceğim. Katmandu'da bir gece kalıp milli parka geçecegim. Görevli geldi ve beni otobüse götürdü, yine birkaç gezgin var, şehir içinden çıkıp Nagarkot yoluna saptık, 15-20 dakika sonra otobüs arıza yaptı, yarım saatlik tamir molasından sonra bol virajlı, harika manzaralı yoldan yüksele, yüksele tepeye vardık. Rezervasyon yaptığım oteli bulup yerleştim, hava puslu ve bir şey gözükmüyor, otel görevlisi sabah harika bir manzara görebileceğimizi ve güneş doğmadan bizleri kaldıracağını söyledi.

Yamaç kenarında bir cafeye gidip manzaraya karşı çay içip, akşam yemeğini yiyip yattım.

08/Mart/2003 21. gün ( NAGARKOT )

Saat 06:00 gibi kalkıp otelin terasına çıkıp beklemeye koyulduk. Evet, güneş doğmaya başladı ve harika bir manzara, Himalaya'ların sıra, sıra yüksek tepeleri belirmeye başladı, dünyanın çatısı Himalaya'lar karşımda. Kahvaltı yapıp otobüs saatini beklemeye başladık, saat 10:00 da hareket. Katmandu'dayım, otelin terasında notlarımı deftere yazarken Varanasi' deki otelde yan oda kalan kızı aşağı cadde görüyorum çanta sırtında galiba otel arıyor, 2'ci bir şans. Nagarkot dönüşü çantayı otele bırakıp, Budistler için önemli olan büyük Stupa'ya gittim, büyükçe bir yarım dairenin üzerinde kare bir yapı ve karenin 4 yanında yine budanın gözleri, bu Stupa çok hoşuma gitti ve bayram yeri gibi süslü. Etraf da bolca genç ve yaşlı Budist var. Şirin bir cafe'nin en üst katına çıkıp güzel bir çay eşliğinde etrafı ve Stupa'yı uzun, uzun izledim.

Buradan çıkıp mini bir dolmuşla nehir kenarındaki ölü yakılan bir Hindu tapınağına gittim. Geldiğim kapı sadece Hindulara ait girişmiş, bende bir kaç genci takip ederek nehir kenarına gelip biraz tırmanarak biraz inerek nehri
geçip tapınağın karşı tarafına geldim kapı falan yok. Karşımda yine aynı manzara, ölü yakma töreni. Tapınak içinde gezinip bir kaç resim çekip kapıya yöneldim, meğersem giriş buradanmış, neyse çıktım.
Otelin terasında güzel bir yorgunluk çayı içtim. Nagarkot'ta rüyamda onu gördüm...

09/Mart/2003 22. gün ( CHİTWAN MİLLİ PARK )

Sabah 06:30 da rezervasyon yaptırdığım firmanın yetkilisi beni alıp otobüsün kalkacağı yere götürdü. Korktuğum başıma geldi, çantayı bagaja verirken bel bağlama tokasına ayağımla basarak kırdım. Bu şirin kente veda edip yine bol virajlı ama bir o kadarda güzel bir yoldan yaklaşık 5 saat süren bir yolculuktan sonra bir köye geldik, beni orada otelin yetkilisi karşıladı. kalan yolu jeeple devam edeceğiz, ben dahil 13 kişi jeep'e dolduk, bunlar gideceğimiz köyde çalışanlar ve köyün gençleri olsa gerek,tozlu bozuk bir yoldan otele geldik.
Otel, milli parkın dışında yeşillikler arasında harika bir yer, hemen hoş geldin, kayıt ve öğlen yemeği verdiler. Odaya yerleşme ve 2 saatlik bir dinlemeden sonra bir rehber çocuk beni alarak köyü ve çevreyi gezdirdi. Bir yerde işçi filleri gördük ayaklarından yerdeki kazığa zincirle bağlılar, resim çekmek için yaklaştım, rehber çocuk uyardı "fazla yaklaşma" zaten niyetim yok, yarın fille ormanda safari var bakalım nasıl geçecek.

Orman girip nehir boyunca yürüdük, rehberin verdiği dürbünle çeşit, çeşit kuşları izledim, en güzeli şu meşhur Balıkçı kraldı. Nehrin biraz ilerisinde bir cafeye oturup güneşin batışını izledik; manzara harika.

Akşam yemeğinden sonra 2 Japon kız, ben ve rehber, turistler için yapılan yerel halk dansları gösterisine gittik, eh güzeldi. Bunları odanın hemen önündeki bahçede yazıyorum, otelin köpeği gelip ayaklarımı yaladı. Yarın yoğun bir gün, sabah 06:30 da kalkacağım. 2 saatlik orman içi yürüyerek safari, fil üstünde orman safari ve kuş izleme programı var, namusuz köpek bana bakıp, bakıp yalanıyor.

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.