Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color

 Vahşi batının Kalbine Doğru

New Mexico

Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.

Dört Mevsim California

California

 Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Yasak Şehir

Cin

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...

Uzaklar.com:ANA SAYFA
2. BÖLÜM PDF Yazdır E-posta
Necmi TORAMAN   

23/Şubat/2003 8. gün ( DELHİ TRENİ ) Üç gün sonra yatak da yatmak iyi deldi dinlenmişim. Delhi'ye gitmek için tren istasyonuna gittim, duvardaki panoda tren saatleri filan yazıyor ama bir türlü çözemiyorum yetkili bana bir şeyler söylüyor ama toparlayamıyorum.

Sonunda 4 genç den yardım istedim ilk treni söyleyin ve ucuz olanı, ve oldu bileti aldık onlarda aynı trenle başka bir şehre gidiyorlarmış tapınağı gezmeye gelmişler, ilk tavsiyeleri Varanasi ve kuzeyde dikkatli olmammış, ikincisi trenlerle seyahat etmem ve bir tren günleri, saatlerini gösteren tarife almam; aldık ince bir ansiklopedi gibi zaten Hindistan'ın demiryolunda ne kadar ileri olduğunu ve dünyanın ikinci büyük ağına sahip olduğunu biliyordum, birazdan ilk seyahatimi yapacağım, trenlerde 4/5 sınıf var sadece koltuk en ucuzu, yataklı 2ci sınıf olanı biraz pahalı, ama bu sınıfı tercih edeceğim.

Gençlerle elde sözlük çat pat muhabbet ediyoruz, Türkiye'nin nerede olduğunu bilmiyorlar Avrupa diyip duruyorlar bende onlara komşularımızı ve yarı Asya yarı Avrupa'da olduğumuzu anlattım, bu yarı yarıya ya çok şaşırdılar, onların hayalinde ya Amerika yada İngiltere varmış

Trene bindik, bayağı hızlı gitmekte ve acayip kalabalık, pis ve baharat kokmakta.
Bol cana satıcılar, dilenciler, çalgıcılar gelmekte yani tren renkli. Satıcılardan yer ,yer ben alıyorum bazen gençler alıp ikram ediyorlar bazıları güzel bazıları eh işte, Samosa en çok beğendiğim, içi bol acılı patatesli börek, galiba bundan çok yiyeceğim, çay İngiliz tarzı yani sütlü çay çok çay içen biri olarak buna da alışmama lazım.

Gençler bir yerde indiler benimde az bir zamanım kaldı, bu arada notları çıkartıp gideceğim yeri yani oteller bölgesine baktım kalmayı düşündüğüm otel vivek otel, MainBazar bölgesi.

İstasyondan çıkıp tam karşı tarafa yöneldim saat 23:00 gibi ve ortalık acayip kalabalık burası bizim Mahmut paşa bölgesi gibi , oteli bulup yerleştim, duş alıp sokağa indim. Yemek yemek için yer bakındım ama öyle iç acıcı bir yer yok, en iyi yer bile çok kötü gözükmekte ama içerisi turist dolu bende girip bir yere oturdum ve mönüden anlayabildiğim kadarıyla bir şeyler söyledim, bir acılı güzel çorba, yine baharatı bol acılı patates bezelye biber karışımı bir şey ama lezzetliydi.

24/Şubat/2003 9. gün ( DELHİ / MAİNBAZAR )

Sabah erkenden kalktım ve kendimi dışarı attım sokak kalabalık ve bolca inek var,ilk işim bir büyük bardak nar suyu içmek oldu sonra sokak satıcısının birinden omlet yedim. Elimdeki harita yardımı ile Delhi merkeze yürümeye başladım, erken saat ve trafik sakin kalabalıkta pek yok. Dairesel planda 15 bloktan oluşan Connaught'a geldim burası mağazaların, bankaların, seyahat acentelarinin olduğu bir merkez, ilk aklıma gelen fotoğraf makinesinin doğru dürüst çekip çekmediği 2 flimi banyoya verip eski Delhi'ye gitmek için bir rişkacı ile anlaştım. Ama beni önce bir mağazaya götürdü "sadece gezebilirsiniz almasanız' da olur" dedi peki dedim ama sonra beni hemen Red Fort kalesine götürmesini söyledim.

Beni bir yerde indirdi "hemen şu arka taraf" dedi, git git bitmez hani iyi olmadı değil eski Delhi'ni ara sokaklarını gezerek keyifle kaleye ulaştım ama bugün pazartesi kale kapalı. Bu arada kalabalık bir başladı ki aman Allahım insanlar, inekler, arabalar, rişkacılar bir curcunadır ki gidiyor ses bir yandan kalabalık bir yandan toz bir yandan dayanılacak gibi değil.

Yol üzerindeki meyve satıcılarının birde papaya yedim harika bir meyve, zaten en çok yiyeceğimde meyve olacak herhalde.

Kalenin karşı tarafında Delhi'ni en büyük camisi Jama Mescit var oraya doğru yürümeye başladım, duvar kenarlarında sokak dişçileri, berberler, fal bakan adamlar, taş satıcıları, yılan oynatıcıları büyü malzemesi satanlar yani çok renkli bir görüntü var ve bol cana resim çektim.

Cami girişindeki görevli Müslümanlardan başkasının giremeyeceğini söyledi bende ona Türk olduğumu yani Müslüman'ım dedim. Bu arada Delhi'de merkez' de buraya gelmeden bir tapınak gezdim ismi Hanuman tapınağı, bu gezdiğim ilk tapınak, biraz küçüktü ama sanırım gezi boyunca daha büyük ve görkemlilerini gezeceğim.

Camiye girdim gerçekten büyük bir cami ve güzel bir mimarisi var fakat bizim tarzlara pek benzemiyor.

Bunları yazarken odadan aşağıya inip su aldım birde çay içtim, çaycı çocuk tütsü hediye etti odaya çıkıp onu yaktım.

Caminin ortasında kocaman bir havuz var ve herkes bu havuzdan abdest almakta, bana eşlik eden çocuk "namaz kılmayacak mısın?" diye sordu ben sonra dedim.

Camiden çıkıp Delhi sokaklarına daldım, yine büyük bir bardak ananas suyu içtim, bu sıcak da nasılda iyi gelmekte, bu meyve suları hayat veriyor. Kilo vereceğimi biliyorum, millet aç kalırsın demişti ama yoldaki satıcılardan rahatlıkla yemek yiyebiliyorum yani annemin pilavından başka pilav yemem demeyenlerdenim.

Sokaktaki çay yapanlar -gerçi dükkandakilerde öyledir- boşalan bardağı su dolu bir tasa batırıp çıkartmakta suyun rengi biraz kahverengi, yani öyle yıkamak falan yok ama alıştık olsun.

Gandhi'nin yakıldığı yeri sorarak buldum güzel ve bir o kadarda sade bir yer, alanın ortasında büyük olmayan mermer bir blok ve dört tarafında yanan ateş var. Bir fanatik Sih'li tarafından öldürülmüştü ve Hindistan'a çok şey veren değerli bir insan.

Japon gurup perişan bir halde yarısı çimenlere uzanmış yarısı rehberi dinlemekte. Sıcak bunaltmış olmalı.

Park serin, bende kendimi çimenlere serdim. Buradan çıkıp geniş bir alana geldim, okullu gençler kriket oynamaktalar, şu trendeki gençler 2003 dünya kriket şampiyonası olduğunu söylemişlerdi, bana gazetede a ve b guruplarını göstermişlerdi, ilginç olan şimdi aklıma gelmiyor bir kaç Afrika ülkesinin de olduğu.

Delhi merkeze dönüp filmleri banyodan aldım neyse ki problem yok.
Palika Bazar diye isimli bir yeraltı çarşısına girdim burası oldukça popüler bir yer, zaten büyük ve kalabalık Bir çokta turist var, ucuz şeyler var ama ben şimdi alamam, zaten çanta çok ağır birde bunları taşıyamam. Otelin sokağına dönüp biraz para bozdurdum; sınırda bozdurduğum bitti, hesabım sanırım tutacak her şey çok ucuz. Küçük bir restoranda girip meşhur Hint yemeği Thali' den söyledim, bir kaç yemek beraber geliyor ve hepsi birbirinden lezzetli, bittikçede ilave ediyorlar.

Birde çay içip odaya döndüm, yorgunum ve sağ ayağım hafif su toplamış

Bu gezi bana çok şey katacak , uzun suredir bir çok şeyi bıraktım, gereksiz ayrıntılar,düşünceler insan neredeyse her şeyi bulabilir, görebilir, düşünebilir ama zor olan insanın kendisini görmesi, bulması, düşünmesi, belki bunları yapabilmek zor ama neden denemezler "hiçbir şey bilmeme gerek yok kendini bil yeter"

25/Şubat/2003 10. gün ( DELHİ / MAİNBAZAR )

Yorgunluğum biraz gitti , kendimi daha iyi hissediyorum. Bir tane Dosa söyleyip (patatesli büyükçene ekmek, bizim gözleme gibi ) kahvaltı yapıp yarınki tren biletini almak için istasyona gittim, turistler için ayrılmış olan rezervasyon kısmından önce Agra ve sonra Varanasi için bilet aldım. 7-8 görevli yardımcı olmakta, nereye ve saat söylüyorsunuz hemen size alternatifleri sunuyorlar ve gündüz gözü gördüğüm tren istasyonu bayağı büyükmüş. Merkeze gidip eski gözlem evine giden bir dolmuşa bindim, Hindistan astronomide bayağı ileride, gezdiğim gözlem evi de bunu kanıtlamakta. Tekrar otobüse binip Cakanyapuri bölgesine gittim, burada Atatürk caddesini bulup resmini çektim, caddenin sonunda bir afişte polo maçı olduğunu okudum, giriş bedava, bende girip izledim 4 er kişilik 2 takım , at üstünde güzel bir spor. Delhi müzesine gelip gezmeye başladım, Hindu heykellerinin olduğu kısım ilginçti, hemen, hemen bütün tanrıların heykelleri vardı, Hindistan din ve dil bakımından çok zengin, bildiğim binin üzerinde dil konuşulduğu ve 15 resmi dil olduğu, en meşhur tanrıları aklımda kalan VİŞHNU, ŞİVA, GANEŞA, HANUMAN, birde ilgimi çeken nargile oldu zaten ana vatanı da burası, Hint'çe ismi Hugga.

Bloklara dönüp internet cafe'nin birine girdim İstanbul'dakileri de merak etmiyor değilim Faruk'tan mail var mı diye bakıp bende haberler yazdım, İstanbul kar altındaymış, Amerika'da Irak için hükümeti sıkıştırmaktaymış. Buradan çıkıp sokak çaycısından çay alıp bir köşede oturdum, ortalık kalabalık ve mağazalarda indirim var Hintliler bir o mağazaya bir bu mağazaya girip duruyorlar hani turistlerinde onlardan yana kalır yanları yok.

İyicene Hindistan'a alıştım, en çok istediğim yani düşündüğüm dünya turuna çıkmak ve beğendiğin şehirde 1 hafta 1 ay 3 ay yaşamak, beğenmediğimi hemen terk edip başka şehre geçmek, tabiki zaman ve para meselesi.

Oteli sokağına dönüp sol elime Hint kınasından dövme yaptırdım, birde dikkat ettiğim çokca Japon ve İsrailli gezginin olması.
Odaya çıkıp ayaklarımı kremle bir güzel masajladım ve Taj Mahal, Varanasi yani kutsal nehir Ganj notlarımı okumaya koyuldum, ikisini de çok merak ediyorum özellikle Ganj'ı, tabi ki sevgili için yapılmış dünyadaki en güzel yapı Taj Mahali'de, insanın boyut değiştirmesi, başka bir zamana geçmesi, ne büyük şey şu AŞK.

Yine suyum bitti inip bir su alayım. Ulan bir inmemiz 1$ patladı, 1 pet su, 3 tane tatlı, 2 muz, biraz beyaz fıstık ve birde oyuncak. Ayaklarım hala sızlıyor, hani kafam yetişse öpeceğim onları vallahi hak ediyorlar

26/Şubat/2003 11. gün ( AGRA / TAJ MAHAL )

İstasyondayım, muazzam büyük, 2 saat sonra trenim gelecek istasyonda beklemek bile harika sıradan Hint halkını gözlemlemek için iyi fırsat, iyicene Hindistan beni büyülemekte eminim daha çok büyülenip şaşıracağım.

Rayların arasındaki koca, koca fareleri uzun süre seyrettim o kadar çoklar ki, birde elektronik tartının birinde tartıldım 2-3 kilo vermişim sanırım daha vereceğim. Tren geldi 2'ci sınıf yerimi buldum, tren kalabalık ama bir o kadarda renkli halkla iç içeyim. Benden başka kimse sigara içmiyor, zaten trende içmek yasak ben kapı aralığına gidip orada içiyorum. Bir tütün paketi çıkarıp avuç içlerine biraz tütün döküp yine başka bir tüpten biraz macun gibi bir sıvı sıkıp avuç içlerinde karıştırıp ovuşturup ağza atıp çiğniyorlar.
Ormanlık alanlardan geçerken maymun sürülerine rastlıyoruz koşuşturup duruyorlar. Trende dolaşan satıcılardan abur cubur karnımı doyuruyorum, ama en iyisi çay sigara.

İnip bir rişkaya binip ve merakla Taj Mahal'ın olduğu yere gittim. Uzun güzel bir bahçenin ve kapının içinden geçerek Taj Mahal'le karşı karşıya geliyorum muhteşem bir yapı , beyaz mermerlerden yapılmış simetrik ve devasa bir yapıt, yani söylendiği, anlatıldığı kadar varmış.
Şah Cihanın ölen eşi Mümtaz Mahal için yaptırdığı bu dev anıtın inşası tamı tamına 21 yıl sürmüş. 1 saate yakın burada kaldım, uzunuzun seyrettim.

Varanas'i biletim yataklı vagon, treni beklerken istasyonun karşısındaki tapınakta ilahili, danslı güzel bir ritüel izledim. Tren geldi , önce yanlış vagona bindim sonra yatağımı bulabildim, bu benim trendeki ilk gecelemem olacak ama rahata benziyor biraz koku, pis ve fareler - fındık fareleri- onları izlemekte zevkli pıtı, pıtı yerdeki yiyecekleri kovalıyorlar.

27/Şubat/2003 12. gün ( VARANASİ / GANJ NEHRİ )

10:30 gibi kutsal şehir ve kutsal nehir Varanasi' deyim, istasyon çıkışı otel ayakçıları, satıcılar ve rişka ordusu etrafımı sardı, hemen istasyon dışına hızlı, hızlı yürümeye başladım sanki çıkıp gideceğim yeri biliyormuş gibi, neredeee? biraz uzaklaştım ve notlarımı çıkartıp gideceğim bölgeyi belirledim, rişkacının biriyle anlaştık, fakat bana yolda bir şeyler söylemeye çalışıyor, o anlatıyor ama ben anlamıyorum, biraz sonra anladım beni bıraktığı yerden sonra değil rişka insan bile zor geçen harika Varanasi sokaklarındayım, koca bir labirent, otel soruyorum tarif ediyorlar bir türlü bulamıyorum birde ayakçının teki peşime takıldı otel ismi söyleyip duruyor, hava sıcak,sokaklar dar ve kalabalık, oteli bulamıyorum acayip bunaldım ve ayakçıya teslim oldum, beni bir otele götürdü ama Ganj kıyısı değil ona şunu söyledim," birde beni şu aradığım otele götür" dedim oda bana yer bulman zor gibilerden bir şeyler söyleyip duruyor, ara sokaklardan bir sağa bir sola otele geldik benim bulmam imkansızmış, otel görevlisi dolu demez mi 2-3 saat sonra gel dedi, haydaaa, ayakçıyla başka bir otele gittik oda dolu , başka bir yer oda dolu,ayakçının götürdüğü otele gittik, oda dolmuş, ulan sıcak bir yandan sinir bir yandan felaket daraldım, bir kaç yere daha soruyoruz dolu, neyse tekrar 2-3 saat sonra wişnu otele döndük adam biraz bekle dedi, bende ayakçıya biraz para verip gönderdim ve otelin Ganj' a bakan terasına oturdum manzara harika, nehir ve merdivenler olduğu gibi ayaklar altında. Ve adam beni çağırdı odayı hemen kaptım, Allaha şükür.
Çantayı odaya bırakıp acil bir duş alıp kendimi nehir kenarına attım, çok etkileyici bir yer daha ilk andan itibaren şehir ve nehir insani etkisi altına alıyor. Küçük bir çocuk yanıma yaklaştı "kayıkla gezi yapmak ister misin?" diye sordu bende tamam dedim. Nehirden kent daha güzel gözükmekte, kent o kadar eski ki yapıların yıllara meydan okumuş halleri insanı etkiliyor.

Karşı kıyıya çıktık Sadu'nun biri küçük bir ayin yaptı dualara okuyup anlıma boya sürdü, ufaklığa beni karşıda büyük merdivenlerin olduğu yerde bırakmasını söyledim, burada inip çarşıya girdim acayip kalabalık ve bolca dilenci, Sadu'lar var. Çarşı mistik bir yer, sanki yüz yıl öncesini yaşıyor gibi insan.

Ganj nehri Hint halkı için kutsal bir nehir, Hinduizim'de öldükten sonra beden kaybolsa bile ruh tekrar tekrar dünyaya gelmekte, yani herhangi bir canlının bedeninde bile, ölümü bekleyen insanlar -bunların çoğunluğu SADU' lar- Varanasi'ye gelip burada ölümü beklemekteler.

Sadu'lar gerçek yaşamdan kopup, yani maddeyi terk edip içsel yolculuğa çıkmış gerçek Hint fakirleridir bu fakirlik bildiğimiz fakirlik anlamında değildir, Sadul'ar arasında önceden zengin iş adamları, doktor, avukat yani üst seviyede ki insanlardan olanlarda var ve Hint halkı arasında saygı görmekteler. Nehir ne kadar kirili olsa da kutsal inanış da nehir kir ve mikrop tutmamakta, Hint halkı sabah güneş doğmadan nehir kenarındaki merdivenlere gelip Ganj'a minnettarlıklarını sunup, duaları edip, sabah temizliklerini yapmaktalar, yarın sabah bende erkenden kalkıp bu ritülleri izleyeceğim.

Diğer merdivenlere doğru yürüyorum ve ölü yakılan yere geliyorum, birkaç tane ölü yanmakta diğerleri için odunlar hazırlanıyor, çekine ,çekine üst taraf dan gören bir yere geldim ve izlemeye başladım, insan bir acayip oluyor koku ve duman insani etkiliyor.

Bezlere sarılmış ölüyü nehir kenarına getiriyorlar, nehirden avuç ,avuç su alıp ölünün yüzüne döküyorlar sonra ölü yakıcılar ölüyü hazırlanan odunların üzerine koyup bir kaç dua gibi bir şey söyleyip bir şeyler serpip odunları tutuşturuyorlar, ölü yakıcı ara sıra ölünün dağılan organlarını elindeki uzun çubuk ile tekrar ateşin üstüne toparlıyor, bu yanma 1 saati bulmakta, sonra iyice yanan ölünün küllerinden biraz alınıp bir kaseye konarak ölü yakınına verilmekte.

Bildiğim kadarıyla Ganj kenarında yanmak oldukça pahalı, yani zenginler ölülerini burada yakabilmekte, ve birde odun ne kadar çoksa yanan kişi o kadar zengin demek. Acayip duygularla otelin yolunu tuttum, insanı sarsılıyor, yani bir cesedi yanarken seyretmek.

Kirli çamaşırları yıkayıp bir duş alıp terasa çıktım, güneş batmak üzere.
Manzara harika ve beni acayip bir duygu sardı, kimse olmasa içimden hüngür, hüngür ağlamak geliyor, aklım karmakarışık, birçok şey aklıma geliyor.
Bu kent çok ağır bir kent, bazı kendini salmış batılılar gördüm galiba burada yaşıyorlar, insanın burada kalabilmesi için çok güçlü ve derin olması lazım, yani büyük bir terk ediş bu, burada ayrı bir yaşam var.
Güneş battı, çay içip tekrar merdivenlere indim, kent böyle başka bir güzel.
Ve Ganga Puja başladı, yani Ganj'a saygı töreni, halk merdivenlere toplanmış, bir tarafta bir adam ziller ve davullar eşliğinde elinde ateşle dans etmekte, diğer tarafta 4 adam yine nehre doğru aynı şekilde dans etmekteler.
Bu ritüeller bitince Hint halkı hep beraber nehir kenarına inip ilahiler eşliğinde ellerindeki mum yanan çiçekleri nehre bıraktılar.

Otele dönüp terasa oturdum, maymunlar bir oyana bir buyana dolanıp duruyorlar, teras sakin sanırım millet kendini şu labirent gibi sokaklara salmış bende yarın bu sokaklarda kaybolmayı düşünüyorum

 

YOLDAN NOTLAR

malezya

dubai

filipinler

nepal

singapur

Medyalens.com

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.