| Doğu'nun renklerine yolculuk |
|
|
|
| Necmi TORAMAN | |
|
16/Şubat/2003 1. gün (İst/Ağrı otobüsü)Araştırdığım, okuduğum, duyduğum, izlediğim ve çoğu zaman ne zaman giderim, nasıl giderim diye sinirlendiğim ve hatta ağlamaklı olduğum doğunun bu renkli,
şaşırtıcı, mistik, heyecanlı, maceralı Hindistan yolculuğum, yani yaklaşık 2 yıldır planladığım, düşlediğim yolculuk nihayet başlamak üzere. Saat 12:30 otobüs hareket etti , Faruk'la vedalaştık. Bazılarının gidemessin zor dediği, yarı yoldan dönersin dediği, keşke bende gelebilsem dediği, tek başına çok zor dediği zorlu ve bir o kadar da maceralı yolculuk başladı. İran'da 1 gece kalmak, Pakistan'da 1 gece kalmak ve sınırı geçip Armistar'a yani Hindistan'a ulaşmak. Yol yaklaşık 1 hafta sürecek planladığım bu ve edindiğim bilgi en zorlu etap Pakistan çöl geçişi yani Taftan çölü. Orta taraflarda cam kenarındayım yanımdaki askermiş, zaten otobüsün yarısı da asker dolu, acemiliği bitirip usta birliğini teslim olmaya gidiyormuş, bana da nereye diye sordu Hindistan dedim, bir daha benle konuşmadı. Yaklaşık 2 ay süreceğini planladım, tabi ki Nepal'da dahil , yanımda 1050 $ var, tahmini 800/850 $ arası harcama yapmayı hesapladım. Umarım başarabilirim, zaten yola çıktım, bu bile benim için yarı yarıya başarmak. Molada bol acılı çorba içtim , kafam acayip karışık yani nasıl olacak nasıl geçecek bunları düşünerek uyumuşum. 17/Şubat/2003 2. gün ( Ağrı / İran- Mako otobüsü ) Sabah Ağrı dağını seyrederek saat 12:00 civarı Doğubeyazıt'a ulaştık. İndiğim yerden sınıra giden dolmuşa bindim, sınır kapısına 10 dakikalık yürüyüşten sonra ulaştım, sınırda inşaat var yeni bir bina yapılıyormuş, küçük kulübede işlemi halledip İran kapısına girdim burada da işlemi halledip İran'a giriş yaptım. Ayaklı para bozuculardan para bozdurup bir taksici ile anlaştım, beni Mako'ya terminale götürdü ama yolda bana Tahran otobüs bileti aldı meğerse sonradan öğrendiğim beni bir güzel kazıklamış hadi hayırlısı ilk kazığı yedik. Otobüs saatini beklemeye koyuldum, bu arada sağı solu gezmeye başladım. Mako küçük bir kasaba görüntüsünde. Tahran otobüsümüz geldi arkada bir yere oturdum, yan arkada bir Japon oturmakta, ilerleyen saatlerde yanıma geldi az buçuk İngilizce'mle sohbete başladık, Türkiye'yi gezip sınırı geçmiş onun rotası İran'dan Türkü Cumhuriyetleri'ne geçip oradan Moğolistan'a oradan da Çin'e ulaşmak. Saat sabah 08.30 civarı Tahran'a ulaşacağız. Otobüs biraz eski ama yollar düzgün, akşam geç vakitte Tebriz'den geçtik ve ben biraz daha rahatladım. 18/Şubat/2003 3. gün ( Tahran/İsfahan) Otobüsten inip Japon'la birlikte Azad'i meydanına doğru yürümeye başladık. Onun elinde harita metroyu arıyoruz oteller bölgesine yani imam Humeyni meydanına gitmek için, sabah erken saat ve trafik yoğun millet işe gitmekte ve bende milleti, etrafı gözlemlemekteyim. Azadi metro girişini sorarak bulduk, tabi ki biraz yanlış yollara girdikten sonra. Acayip kalabalık, ilk denememiz başarısız oldu, ikimizde binemedik. İkincide zar zor başardık, tabi ki erkekler ve kadınlar ayrı vagonlardalar. Tahran modern bir görüntü vermekte ve çokta çarşaflı kadın gözükmemekte. İmam Humeyni meydanına vardık. Japon'un bildiği ucuz oteli aramaya koyulduk. Ara sokaklarda tamircilerin parçacıların arsında dolaşarak oteli bulduk, aslında 2 Japon'a sorarak. Otel bana pahalı geldi ve bir anda karar verip Tahran'da kalmadan İsfahan'a gitmeye karar verdim. Japon'la vedalaşıp birer fotoğraf çekilip ayrıldık. Meydana dönüp gezmeye başladım elimde harita olmadığı için rast gele caddelere dolaşmaya başladım, acayip kalabalık ve trafik var, bir pasta haneye girip bir şeyler yiyip metroya döndüm, şaşırtıcı olan vagonların kadınlı erkekli karışık olması belki de kalabalık olmadığı için. Otogardan İsfan'a bilet aldım, biraz sakin bir yere gidip botlarımı çıkarttım , Tahran pek soğuk değil çift giydiğim çoraplardan birini attım ve ayaklarımı bir güzel yıkadım , biraz yorgunum. Öğlenden önce kalkacak otobüs akşam üzeri İsfahan'da olacak ve burada bir gece kalacağım. Otogardan taksi dolmuş ile merkeze ulaştım, taksici ucuz ve temiz bir otel önerdi, oteli bulup yerleştim Zahedan'a yani İran'daki son şehre ulaşmak için otogara gitmeye ve yarına bilet almaya karar verdim. Bileti alıp merkeze döndüm, 2 tane sosisli yiyip otele geldim, 3 gün sonra yatak yüzü görmekteyim sıcak bir duş alıp, ayaklarımı kremle bol cana ovup erkenden yattım. 19/Şubat/2003 4. gün ( İsfahan /Zahedan ) Otobüs akşam üzeri, otelden çıkıp bir marketten helva aldım, pasta hanenin birine girip büyük çay söyledim, pasta haneci benim Türk olduğumu öğrenince başladı ikrama, Azeri Türkçe'si ile bayağı muhabbet ettik, zaten İran'a girdiğimden beri bir çok insan Azeri Türkçe'si ile benle konuşmakta. Pasta haneci para almadı oradan çıkıp İsfahan'ı dolaşmaya başladım acayip düzgün caddeler ve tertemiz çok güzel bir kent, güzel bir cami ve kapalı çarşısını gezmeye başladım, birde İran şam fıstığı aldım. Pakistan tarafındaki işlemleri hallederken 1 Avusturyalı çocuk ile tanıştık ismi Reni oda Avusturya'dan yola çıkmış. İşlemleri halledip sınırın biraz çıkışında bekleyen süslü püslü bir otobüsle anlaşıp Quetta'ya bilet aldık otobüs önce taftan köyüne geldi burada sıcağın kaybolmasını bekleyeceğiz çünkü yolumuz Taftan çölü. Hava karardı bir yerde mola verdik, namaz vakti, herkes indi ve çölün ortasında namaza durdu, sanırım bu manzarayla Pakistan'da çok karşılaşacağım. Sanırım benim için yolculuk yeni başladı otobüste ve yolda yaşadıklarım tam bir canlı flim gibi. Yine bol cana namaz molası veriyoruz, otobüsde bizden başka kimse kalmıyor herkes namaza. Bir taksiye binip sınır köyü Wagah'a geldik Taksici bizden yolda 100 rupe benzin parası aldı yani benzincide parayı biz verdik onu da bizden almaya kalktı sınırda biraz tartıştık ve 50 rupe verdik. Hindistan sınırında da aynı şekilde benim çanta arandı ve adam bir şeyler söyledi, anladığım kadarıyla Türk'ün biri silahla Delhi'de yakalanmış, acayip bir his içimi sardı.yalancı. Ve rüya ülkem Hindistan'dayım,acayip bir his içimi sardı. Arkadan oturaklı bisikletlerden rişkacı ile anlaşıp Armistar dolmuşlarını kalktığı yere geldik. İnsanlar rengarenk giyinmiş hele kadınlar,dolmuşa binip Armistar'a vardık,burası Pencap bölgesi yani Sihlerin yaşadığı yer, doğruca kalmayı planladığım altın tapınağa doğru yürümeye başladık, tabi ki bir yan dan da çevreyi ve Hint insanını gözlemliyorum. Önce çantaları tapınağın içindeki yatakhaneye bıraktık ve sonra tapınağın içine girip dolaşmaya başladık, tapınak çok etkileyici bugün hafta sonu olduğundan çok da kalabalık. Bir otele girip fiyatta anlaştım, çantamı almaya gittim ve Reni' ye otel bulduğumu söyledim o gelmeyeceğini burada kalacağını söyledi sabah burada buluşalım dedi peki dedim ama bu arada ben Reni'ye yalnız devam etmek istediği birkaç kez söyledim. |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.