Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color

 Vahşi batının Kalbine Doğru

New Mexico

Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.

Yasak Şehir

Cin

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...

Uzaklar.com:ANA SAYFA
Doğu'nun renklerine yolculuk PDF Yazdır E-posta
Necmi TORAMAN   
16/Şubat/2003 1. gün (İst/Ağrı otobüsü)Araştırdığım, okuduğum, duyduğum, izlediğim ve çoğu zaman ne zaman giderim, nasıl giderim diye sinirlendiğim ve hatta ağlamaklı olduğum doğunun bu renkli, şaşırtıcı, mistik, heyecanlı, maceralı Hindistan yolculuğum, yani yaklaşık 2 yıldır planladığım, düşlediğim yolculuk nihayet başlamak üzere.
 
Saat 12:30 otobüs hareket etti , Faruk'la vedalaştık. Bazılarının gidemessin zor dediği, yarı yoldan dönersin dediği, keşke bende gelebilsem dediği, tek başına çok zor dediği zorlu ve bir o kadar da maceralı yolculuk başladı.
 
İran'da 1 gece kalmak, Pakistan'da 1 gece kalmak ve sınırı geçip Armistar'a yani Hindistan'a ulaşmak. Yol yaklaşık 1 hafta sürecek planladığım bu ve edindiğim bilgi en zorlu etap Pakistan çöl geçişi yani Taftan çölü.
 
Orta taraflarda cam kenarındayım yanımdaki askermiş, zaten otobüsün yarısı da asker dolu, acemiliği bitirip usta birliğini teslim olmaya gidiyormuş, bana da nereye diye sordu Hindistan dedim, bir daha benle konuşmadı.
 
Yaklaşık 2 ay süreceğini planladım, tabi ki Nepal'da dahil , yanımda 1050 $ var, tahmini 800/850 $ arası harcama yapmayı hesapladım. Umarım başarabilirim, zaten yola çıktım, bu bile benim için yarı yarıya başarmak.
Molada bol acılı çorba içtim , kafam acayip karışık yani nasıl olacak nasıl geçecek bunları düşünerek uyumuşum.
 
17/Şubat/2003 2. gün ( Ağrı / İran- Mako otobüsü )
 
Sabah Ağrı dağını seyrederek saat 12:00 civarı Doğubeyazıt'a ulaştık. İndiğim yerden sınıra giden dolmuşa bindim, sınır kapısına 10 dakikalık yürüyüşten sonra ulaştım, sınırda inşaat var yeni bir bina yapılıyormuş, küçük kulübede işlemi halledip İran kapısına girdim burada da işlemi halledip İran'a giriş yaptım. Ayaklı para bozuculardan para bozdurup bir taksici ile anlaştım, beni Mako'ya terminale götürdü ama yolda bana Tahran otobüs bileti aldı meğerse sonradan öğrendiğim beni bir güzel kazıklamış hadi hayırlısı ilk kazığı yedik.
 
Otobüs saatini beklemeye koyuldum, bu arada sağı solu gezmeye başladım. Mako küçük bir kasaba görüntüsünde. Tahran otobüsümüz geldi arkada bir yere oturdum, yan arkada bir Japon oturmakta, ilerleyen saatlerde yanıma geldi az buçuk İngilizce'mle sohbete başladık, Türkiye'yi gezip sınırı geçmiş onun rotası İran'dan Türkü Cumhuriyetleri'ne geçip oradan Moğolistan'a oradan da Çin'e ulaşmak.
 
Saat sabah 08.30 civarı Tahran'a ulaşacağız. Otobüs biraz eski ama yollar düzgün, akşam geç vakitte Tebriz'den geçtik ve ben biraz daha rahatladım.
 
18/Şubat/2003 3. gün ( Tahran/İsfahan)
 
Otobüsten inip Japon'la birlikte Azad'i meydanına doğru yürümeye başladık. Onun elinde harita metroyu arıyoruz oteller bölgesine yani imam Humeyni meydanına gitmek için, sabah erken saat ve trafik yoğun millet işe gitmekte ve bende milleti, etrafı gözlemlemekteyim. Azadi metro girişini sorarak bulduk, tabi ki biraz yanlış yollara girdikten sonra. Acayip kalabalık, ilk denememiz başarısız oldu, ikimizde binemedik. İkincide zar zor başardık, tabi ki erkekler ve kadınlar ayrı vagonlardalar.
Tahran modern bir görüntü vermekte ve çokta çarşaflı kadın gözükmemekte. İmam Humeyni meydanına vardık. Japon'un bildiği ucuz oteli aramaya koyulduk. Ara sokaklarda tamircilerin parçacıların arsında dolaşarak oteli bulduk, aslında 2 Japon'a sorarak. Otel bana pahalı geldi ve bir anda karar verip Tahran'da kalmadan İsfahan'a gitmeye karar verdim. Japon'la vedalaşıp birer fotoğraf çekilip ayrıldık.
 
Meydana dönüp gezmeye başladım elimde harita olmadığı için rast gele caddelere dolaşmaya başladım, acayip kalabalık ve trafik var, bir pasta haneye girip bir şeyler yiyip metroya döndüm, şaşırtıcı olan vagonların kadınlı erkekli karışık olması belki de kalabalık olmadığı için.
 
Otogardan İsfan'a bilet aldım, biraz sakin bir yere gidip botlarımı çıkarttım , Tahran pek soğuk değil çift giydiğim çoraplardan birini attım ve ayaklarımı bir güzel yıkadım , biraz yorgunum.
 
Öğlenden önce kalkacak otobüs akşam üzeri İsfahan'da olacak ve burada bir gece kalacağım.
 
Otogardan taksi dolmuş ile merkeze ulaştım, taksici ucuz ve temiz bir otel önerdi, oteli bulup yerleştim Zahedan'a yani İran'daki son şehre ulaşmak için otogara gitmeye ve yarına bilet almaya karar verdim.
Bileti alıp merkeze döndüm, 2 tane sosisli yiyip otele geldim, 3 gün sonra yatak yüzü görmekteyim sıcak bir duş alıp, ayaklarımı kremle bol cana ovup erkenden yattım.
 
19/Şubat/2003 4. gün ( İsfahan /Zahedan )
 
Otobüs akşam üzeri, otelden çıkıp bir marketten helva aldım, pasta hanenin birine girip büyük çay söyledim, pasta haneci benim Türk olduğumu öğrenince başladı ikrama, Azeri Türkçe'si ile bayağı muhabbet ettik, zaten İran'a girdiğimden beri bir çok insan Azeri Türkçe'si ile benle konuşmakta.

Pasta haneci para almadı oradan çıkıp İsfahan'ı dolaşmaya başladım acayip düzgün caddeler ve tertemiz çok güzel bir kent, güzel bir cami ve kapalı çarşısını gezmeye başladım, birde İran şam fıstığı aldım.
 
Uzun bir süre dolaştıktan sonra otele dönüp eşyalarımı hazırladım, bir kaç parça giysiyi yani yolda giydiğim kalın kazak ve deri hırkayı odaları temizleyen çocuğa verdim acayip sevindi Otogara gidip beklemeye başladım, gece deliksiz uyumuşum ve dinlenmiş haldeyim.
Sabah erken vakitte Zahedan'da olacağım. Rüya ülkem Hindistan'a 1 ülke kaldı, Pakistan.
Yoldayım zaman durdu sanki git, git yol bitmemekte bu 4'cü otobüsüm ve 3 otobüs yolculuğum daha var, zaman anlayışım kayboldu bir acayip ruh halindeyim, hedef kayboldu sanki , neyse.
 
Yolda kum fırtınası var görüş acayip düştü, mola verdik, limonlu tavuk şiş ve pilav yedim, güzeldi. Yine ikramlar ve sohbetler. Petrol ülkesi olan İran'da ulaşım çok ucuz ama yemekler pahalı geldi bana.
 
20/Şubat/2003 5. gün (Zahedan / Pakistan sınırı Taftan çölü )
 
Sabah 05:00 erkenden Zahedan'dayım, otogarda bir taksici ile anlaştım ama anlaşamamışız beni bir meydanda başka bir taksiciye verdi bunun istediği 5 $ ben diğerine 1 $ verdim sandım ki hepsi 1$, yarım saatlik bir yoldan sonra sınır geldik saat erken olduğu için sınır kapalı bekleyenlerin arasına karıştım, yolun trafik' e kapalı olduğu yerden sınır binasına bayağı mesafe var bir toyotalı arkaya bin dedi çantayı arka kasaya bıraktım. Biraz sonra İran sınır askerleri geldi bıyıklı bir komutan barikatı açtırdı bende kamyonete bindim 3 kişi daha var, battaniyenin altında oturuyorlar komutan araçları kontrol etmek de bizimkine geldi battaniyeyi kaldırdı adamların elleri kelepçeli, meğersem pasaportsuz İran'a kaçak girmişler sınır dışı edilmekteler.
 
Sınır binasına geldik daha açılmamış başladık beklemeye, 1,5 saatlik bekleyişten sonra kapı açıldı bu ararda 1 Pakistanlı ile ismi Abdülmecit , dost olduk ve sınırı geçtim artık Pakistan'dayım.

Pakistan tarafındaki işlemleri hallederken 1 Avusturyalı çocuk ile tanıştık ismi Reni oda Avusturya'dan yola çıkmış.

İşlemleri halledip sınırın biraz çıkışında bekleyen süslü püslü bir otobüsle anlaşıp Quetta'ya bilet aldık otobüs önce taftan köyüne geldi burada sıcağın kaybolmasını bekleyeceğiz çünkü yolumuz Taftan çölü.
 
Ve Bellücileri'n köyündeyiz burası Pakistan'ın Bellüci bölgesi. Biraz dolaştıktan sonra pis mi pis bol sinekli miskin miskin oturmuş çöl adamlarının olduğu bir yerde yemek yedik, haşlama ve bezelye yemeği acayip lezzetliydi bir de güzel çay içtik.
 
Köyde yol kenarlarına oturmuş birçok döviz bozuculardan biri ile anlaşıp Reni ve ben biraz dolar bozdurduk, meydanda oturup etrafı seyretmeye başladık, insanlar miskin, miskin dolaşmakta yanımıza gelip konuşmaya çalışmaktalar tabi ki Abdülmecit onlara bir şey anlatmakta soruları cevaplamakta, kalkıp acilen otel gibi bir yerin tuvaletine girdim ishal olmuşum pantolonu indirir indirmez yaptım, ulan sular akmıyor aceleden kontrol etmeyi unuttum ve benim tedbir olarak yanımda bulundurduğum kolonyalı mendil bitmiş, harbiden sıçtık, içimdeki atleti zar zor yırtarak çıkardım ve kıçımı sildim, bir daha bu hatayı yaparmıyım.
 
Ve süslü püslü otobüse bindik çöl yolculuğu başladı. Otobüsün içi dışından daha süslü ama eski. Otobüsün içinde acayip bir koku var ve çok ağır bir koku ilk defa burun kemiğinin sızlamasının ne demek olduğunu anladım bakalım alışabilecek miyiz. Şoför ve diğer adamlar acayip cana yakın insanlar bize ön tarafı verdiler üçümüzde en öne yerleştik ve çöl manzarası da başladı, alabildiğine uçsuz bucaksız bir görüntü, bol cana hayvan leşleri. Yer, yer kum tepelerinden dolayı yol kapalı tek araba zor geçmekte.
 
Otobüsün ön tarafında kaptanın hemen yanı uzun motor üstü, burası hem masa hem koltuk hem de Ara sıra personel yatmakta. Herkes ayakkabılarını çıkarttı, yemiş kabukları, içilen sigaralar ve muhtelif çöpler koridora atılmakta, otobüsün içi leş gibi oldu.

Hava karardı bir yerde mola verdik, namaz vakti, herkes indi ve çölün ortasında namaza durdu, sanırım bu manzarayla Pakistan'da çok karşılaşacağım.
 
Yemek molası için durduk, yerde bir örtü, masa falan yok, bir kazan yemek, kaplar kirli, yahni varmış aldık ve toz toprak içinde bir güzel yedik. Gece yoldan bir dilenci aldık, bir şeyler mırıldandı ve para toplayıp zifiri karanlıkta çölün ortasında otobüsten indi.
Gece birde baktım koridora battaniyeler serilmeye başlandı hem de hiç temizlenmeden, üç tane yatak yaptılar ve personel bir güzel yattı. 

Sanırım benim için yolculuk yeni başladı otobüste ve yolda yaşadıklarım tam bir canlı flim gibi.
 
21/Şubat/2003 6. gün (QUETTA )
 
Çok zevkli bir yolculuk dan sonra Pakistan'ın Quetta şehrine saat 07:20 gibi ulaştık, bir sonraki durak için ben ve Reni Lahor' a bilet aldık Abdulmecitte Karaçi' ye bilet aldı.
 
Otogarda kaymak, yumurta, sütten oluşan harika bir kahvaltı yaptık. Abdülmeciti otobüsüne bindirip Reni ile birlikte şehir merkezine yürümeye başladık, Quett'a pek de iç acıcı bir yer değil pis ve düzensiz sıkıcı bir şehir. Biraz dolaşıp Para bozdurup süslü püslü bir şehir dolmuşuna binip otogara geri döndük.
 
Tuvaletlerin orada bir güzel saçımı ve ayaklarımı yıkadım, duvar kenarına oturup ayaklarımı uzatıp bir güzel dinlendim.
Yine otogardaki lokantada yahni ve çok lezzetli patatesli bezelye yedik ve otobüse bindik.
Saat 13:45 Lahora hareket ettik, yol acayip virajlı ve çok kötü, Reniy'e bu yolu trenle geçelim dedim ama sorduk soruşturduk tren çok uzun sürüyormuş, tek tesellimiz vadilerden geçerken izlediğimiz manzaralar, bir kaç köyde mola veriyoruz bunların birinde şeker kamışı çiğnedim küçük, küçük dilimlenmiş parçaları ağzına atıp çiğniyorsun ve kalan posasını' da tükürüp atıyorsun.

Yine bol cana namaz molası veriyoruz, otobüsde bizden başka kimse kalmıyor herkes namaza.
 
Bir ara kolonyalı mendil çıkartıp yüzümü gözümü sildim, biraz sonra önde homurdanmalar başladı ve dönüp, dönüp arkaya bakmaya başladılar, muavin biraz sonra yanıma gelip hafif kızgın bir şekilde bir şeyler söylemeye başladı yan koltuktakiler yerdeki mendili gösterdiler oda mendili alıp öne götürdü ve şoföre gösterdi muavin tekrar gelip sinirli bir şekilde "no alkol" " no alkol" demeye başladı, hayda, ulan ne bok yedik, alkolün a' sı bile yasak bu ülkede.
 
22/Şubat/2003 7. gün ( LAHOR / HİNDİSTAN SINIRI )
 
Ve Lahor, sabah vakti, artık Hindistan'a yarım saat kaldı.

Bir taksiye binip sınır köyü Wagah'a geldik Taksici bizden yolda 100 rupe benzin parası aldı yani benzincide parayı biz verdik onu da bizden almaya kalktı sınırda biraz tartıştık ve 50 rupe verdik.
 Pasaport işlemini halledip arama noktasına geldik adam sadece benim çantayı aradı Reni'ye bakmadı bile, birde bana dönüşte aldığım hediyeleri geçirebilmem için 50 $ vermem gerektiğini söyledi, acayip sinirlendim, o... çocuğu.

Hindistan sınırında da aynı şekilde benim çanta arandı ve adam bir şeyler söyledi, anladığım kadarıyla Türk'ün biri silahla Delhi'de yakalanmış, acayip bir his içimi sardı.yalancı.

Ve rüya ülkem Hindistan'dayım,acayip bir his içimi sardı. Arkadan oturaklı bisikletlerden rişkacı ile anlaşıp Armistar dolmuşlarını kalktığı yere geldik. İnsanlar rengarenk giyinmiş hele kadınlar,dolmuşa binip Armistar'a vardık,burası Pencap bölgesi yani Sihlerin yaşadığı yer, doğruca kalmayı planladığım altın tapınağa doğru yürümeye başladık, tabi ki bir yan dan da çevreyi ve Hint insanını gözlemliyorum.

Önce çantaları tapınağın içindeki yatakhaneye bıraktık ve sonra tapınağın içine girip dolaşmaya başladık, tapınak çok etkileyici bugün hafta sonu olduğundan çok da kalabalık.
Tapınak büyükçe bir havuzun ortasında, ince uzun bir yoldan insanlar tapınağın içine girmekte ritüellerini yapıp dışarı çıkmaktalar. Bir yere oturup Reni ile bu güzel tapınağı uzun , uzun seyrettik.
Büyükçe bir yere girip uzun sıralar halinde oturmuş halkın arasına bizde oturduk, yemek dağıtmaya başladılar anladığımız kadarıyla mercimek lapası birde çorba verdiler ve ilk acılı Hint yemeğimi yedim, karşımdaki hint güzeli kızlarla bakışarak.
 
Sihler inançları, kültürleri ile diğer Hint halklarından kendilerini ayrı görmekteler ve kendilerine özerklik istemekler. Erkekler saçlarını kesmemekteler ve saçları bir sarık ile sarılı, çoğunun belinde bir kama var ve çok güler yüzlüler. 
 
Yatak haneye dönüp yatacak yer için konuşmaya başladık her yer dolu ve yatakhanenin avlusundaki yatakların boş olduğu söylendi, duş içinde imkan pek yok gibi. Reni bir kaç Japon'la muhhabete başladı bende dışarı çıktım, bazı yiyeceklerden tatmaya ve ne olduklarını anlamaya çalıştım, koca bir bardak da manda sütü içtim.

Bir otele girip fiyatta anlaştım, çantamı almaya gittim ve Reni' ye otel bulduğumu söyledim o gelmeyeceğini burada kalacağını söyledi sabah burada buluşalım dedi peki dedim ama bu arada ben Reni'ye yalnız devam etmek istediği birkaç kez söyledim.

DEVAMI >>

 

YOLDAN NOTLAR

malezya

dubai

filipinler

nepal

singapur

Medyalens.com

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.